Ara

“Tenes’in Baltası”na dair bir maruzat

Demet Eker, 2020 Haldun Taner Öykü Ödülü'nün sahibi Nurhan Suerdem'in Maruzatım Var adlı kitabını Tenes'in Baltası öyküsü çerçevesinde değerlendiriyor


Demet Eker

Geleneksel sınıflandırmaya göre fonetik sanatlardan biri olan edebiyat, insanın ne olduğuyla değil ne olması gerektiğiyle uğraşan; bu anlamda arzu edilene göndermeler yaparak insanın macerasını işleyen bir sanattır.


Edebiyatçı, içinde bulunduğu toplumun dil alanından bağımsız yepyeni bir dil evreni kuran kişidir. Bunu dilin çeşitli anlam özelliklerinden yararlanarak yapar, simgeler ve çağrışımlar ortaya koyar. Yani var olan dilden ve kaynaklardan faydalanarak var olmayanı, olmasını istediğini kurar. Yeniden yapılandırılan ve kurulan dünya kurmaca metinlerle karşımıza çıkmış olur böylece. Yazarının yaratımı olan dünya…



Çoğu yazar, eski dönemlerin, insanın başına gelebilecek kritik meseleler, evrenin ve dünyanın yaratılışı üzerine oluşturulan olağanüstü olaylarla kurgulanan hikayeleri olan mitolojiye, her dönemde, eserlerinde bazen temel bir çıkış noktası bazen de bir metafor olarak başvurmuştur. Doğrudan ya da dolaylı olarak mitleri okuyucunun duygu ve düşünce dünyasına dahil ederek metinde katman oluşturmak veya metni derinleştirmek, okuyucunun beğenisini kazanmak anlamında yazara geniş olanaklar sağlamıştır.


Nurhan Suerdem’in 2020 Haldun Taner Öykü Ödülü’nü aldığı Maruzatım Var adlı kitabında yer alan öykülerden biri olan “Tenes’in Baltası” da barındırdığı mitsel ögelerle yukarıda bahsettiğimiz olanakları karşımıza çıkaran bir öykü.


Nurhan Suerdem bu öyküyle okuyucusunu araştırmaya ve Tenes’i tanımaya yönlendiriyor. Bozcaada’nın antik adı Tenedos’un Tenes’e dönüştüğü mitolojik hikayesi şöyle:


“Derler ki: Denizlerin efendisi Poseidon’un kimbilir kaç çocuğundan biri, Kyknos adında bir kralmış.Lapseki bölgesindeki Miletos Kolonisi, Kolonai kentine hükmedermiş. Tenes adında bir oğlu varmış. Tenes’in annesi ölünce babası tekrar evlenmiş. Fakat üvey anne Philomene, Tenes’e iftira etmiş. Üstelik kendine yalancı tanık olarak bir kavalcı bulmuş. Kral Kyknos bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık, Tenes’in büyükbabası Poseidon’un yardımı ile boğazdan geçerek Leukophrys kıyılarına ulaşmış. Ada halkı Tenes’i alıp kral yapmışlar ve adanın isimi Tenes’in adası anlamına gelen Tenedos olmuş.”[1]


Tenes’in kim olduğunu öğrendikten sonra öyküyle bağlantısını ortaya koyan akışa ulaşmak için akıllıca kurgulanmış ve derinliği olan bölümler okuyoruz. Öykünün hayata tutunamayan odak kahramanı ile görece tutunan erkek kardeşinin anneleriyle ilişkilerinde, elbette mitolojik okumanın da yönlendirmesiyle ve psikanalitik bir yaklaşımla Oedipus kompleksine göndermeler yapan bir metin buluyoruz karşımızda. Odak kişimiz Haluk’un psikoloğuyla konuşmalarını hatırladığında okuduklarımız bizi bu psikanalitik analize götürüyor:


“Mürşide Hanım kim?”

“Babaannem.”

“Kime benzemek isterdiniz?”

“Anneme.”

“Neden?”

“Beni daha fazla sevmesini isterdim.”[2]


Aynı zamanda ressam olan Haluk’un o sırada yaptığı resimde de erkek kardeşiyle çekişmesini ve onun gibi olma arzusunu görüyoruz. Tam bu sırada çalıştığı atölyenin açık penceresinden kargaların sesini duyması ve karga sesinden hoşnut olmaması vurgusu kargaların kadim anlatılardaki ve inanışlardaki simgelerini düşünmemize neden oluyor. Kahramanın kargayı sevmemesi ve öykü boyunca bunun tekrarlanması karganın kötücül imajını bilinçaltımıza yerleştiriyor. Öykünün katmanlarında karganın bulunması elbette mekan-kurgu açısından da çok önemlidir. Çünkü Bozcaada aynı zamanda kargalarıyla da meşhurdur.


“Sabah sabah nereden çıktı bu iğrenç yaratıklar?Şunlara bak, uzun yaşar tek eşli bay karga, ailesiyle sabah kahvaltısı yapıyor.” (s.41)

Kendi mutsuz evliliğine ve iyi bir baba olamama durumuna atıfta bulunduğu iç hesaplaşmalar kargayla kurduğu özdeşlikle karşımıza çıkmış oluyor böylece.


Öykünün ilerleyen bölümünde kahramanı iç hesaplaşmalara, sorgulara ve yine görece olarak nitelendirebileceğimiz başarısızlığa götüren duyguların nedenini öğrenmeye başlıyoruz. Haluk’un yaptığı tablodaki kendisiyle aynı erkek figürün ana rahmine dönüşü, anne sorgusuyla yaşayan ve bir türlü annesini affedemeyen adamın hikayesini daha da merak duyarak okumamızı sağlıyor. Aynı bölümde Munch’un Çığlık tablosuna yapılan gönderme metni, metinler arası olduğu kadar disiplinler arası bir anlamlandırmaya yerleştiriyor.


“Dikkatlice bakınca, rahmi girdabı andıran kadın figürü seçiliyordu. Girdabın merkezine doğru sürüklenen düz kahverengi saçlı, koyu tenli, erkek başlı ceninin yüzünde Munch’un Çığlık’ına benzer bir ifade vardı.”(s.45)


Öykünün bundan sonraki bölümünde iki kardeşin hesaplaşmalarını ve Haluk’un annesini affedemesinin nedenlerini öğreniyoruz. Bu sırada ölüm döşeğindeki annenin artık görüşmediği oğluna yazdığı notla öykü adının nereden geldiğini de bağlamış oluyoruz:


“Haluk,

Ölümden değil,

seni göremeden ölmekten korkuyorum.

Bu isteğimi Tenes’in

baltasıyla kesme.

Annen.”(s.48)


Annenin mektubunu Tenes’in mitolojik öyküsüyle de bağlamak gerekir. Buna göre ana-oğul ilişkisini de yeniden değerlendirebiliriz:


“Kyknos kısa süre sonra oğluna atılan iftirayı anlamış ve oğlundan özür dilemek için Leukophrys’e hareket etmiş.Tenes babasının gemilerinin limana yanaştığını görünce elindeki balta ile gemilerin halatlarını kesmiş.Yunanistan’da kullanılan ‘Tenes’in baltası ile kesmek’ deyimi buradan gelmektedir. Bir kişi biriyle görüşmek istemediği zaman Tenes’in baltası ile kesti denilmektedir.”[3]


Öykü boyunca kahramanın karga kehanetine bağlı olarak sayması ve sekizde ölümle kehanete yenilmesi öyküye derinlik kazandırıyor. Bu derinliği anlamlandırmak için karga kehanetindeki sayıların ne anlama geldiğini de hatırlamak gerekiyor:


1 karga, üzüntüdür. Kötü bir olay, belki de bir kayıptır. 2 karga, sevinçtir. Sürpriz, iyiye doğru bir değişimdir, bazen de kayıp bir şeyi bulmaktır. 3 karga, evliliktir. Kutlama, ya da bir kız çocuğunun doğmasıdır. 4 karga, doğumdur. Erkek çocuğu veya çevresindeki güzel bir olay. 5 karga, gümüştür. Kıymetli şeyler, ya da olumlu bir ticari işlemdir. 6 karga, altındır. Sağlık, bazen de para, hırs veya açgözlülük ise genelde olumsuz bir ticari işlem. 7 karga, ruhsal bir anlamdadır. Gizem veya kutsal bir tören yapmaktır. 8 karga, ölümdür. Hayatı bir yolculuk ve deneyime dönüştürmektir.

9 karga, şehvettir. Tutku, yasaklanan zevkler ve bazı durumlarda günaha girmeye yakınlaşmaktır. 10 karga, aşırılıktır. Yoğun istek veya hislere işaret eder. 11 karga, kararsızlıktır. İkinci ilişkiler anlamına gelir. 12 karga, tamamlanmaktır. Zenginlik, ruhsal veya materyal anlamda olabilir. Bazen de çözümlenen problemler anlamına gelir.


Öykünün sonunda başka bir ressamın, Caspar David Friedrich, adının geçmesi ve onun tablolarıyla özdeşlik kurulması yeni bir metinler arası okuma ve bir cümleyle mekan-karakter ilişkisini algılamayı sağlıyor. Söz konusu özdeşlik metne zenginlik de katmış oluyor.


Mitolojiyi, resim sanatını, halk söylencelerini ustalıkla bir araya getiren Nurhan Suerdem; Tenes’in Baltası öyküsüyle öykü yazmak isteyenlere örnek teşkil ediyor ve Maruzatım Var’ın aldığı ödülü ne kadar hak ettiğini hepimize gösteriyor.



[1] http://bozcaadamuzesi.net/ [2] Nurhan Suerdem, Maruzatım Var, s.40, İletişim Yayınları, İst.2021 [3]http://bozcaadamuzesi.net/tarihce/