top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Bir Hafıza Odası, Bir Anı Defteri, Bir Mektup...

Fotoğraf sanatçısı Semra Ege, bir başka usta fotoğrafçının, Orhan Cem Çetin'in Tut/Keep adlı yapıtına bakıyor, hafıza sanatını yaratan duygunun izini sürüyor.

Semra Ege

Tut Keep / Hafıza Odası / Anı Defteri / Mektup


Orhan Cem Çetin'in Tut Keep'i; Bir Hafıza Odası, Bir Anı Defteri, Bir Mektup...

"On beşinci yüzyılın ortasında Jacopo Ragone bir Hafıza Sanatı risalesi yazdı. Metnin Francesco Gonzaga'ya ithafı şu sözcüklerle başlıyordu: 'Çok saygıdeğer Prens, yapay hafıza, Cicero' nun öğrettiği ve Aquinolu Aziz Tommaso'nun teyit ettiği üzere, iki şey aracılığıyla geliştirilir: yerler ve imgeler. " (1)

Tut Keep : Bir mektup.

Tut Keep: Bir mektup


Mektubu açtığımda Orhan Hoca'nın hafıza odasında olduğumu fark ediyorum. Bir çeşit nesneler koleksiyonu - Orhan Cem Çetin'in nadir şeyler odası.

Tut Keep - İç kapak / Künye

"Pek çok sanatı icat eden Yunanların bir hafıza sanatı da icat ettiği, bu sanatın da tıpkı diğerleri gibi Roma'ya aktarıldığı, oradan da Avrupa geleneğine geçtiği pek bilinmez. 'Yer ve İmgeler' i hafızaya nakşetme yoluyla ezberlemeyi amaçlayan bir sanattır bu."(2)


Orhan Cem Çetin'in Tut Keep'i için muazzam bir "Hafıza Sanatı'' ürünü diyebiliriz. Bir bellek çalışması..


Mukaddes bir geçmişi olan bu sanat, bütün ezberleri bozma biçimiyle yer almıştı Tut Keep'te. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar da çoğunlukla insanlara yüklediğimiz anlamlar gibi değil midir?


'Tanıdığımız birini görmek' diye adlandırdığımız basit eylemin bile, kısmen zihinsel bir eylem olduğundan bahseder Proust, Kayıp Zamanın İzinde'de, Baktığımız insanın dış görünüşünü ona ilişkin oluşturduğumuz kavramlarla doldurduğumuzdan ve o kişiye her baktığımızda aslında bu kavramları gördüğümüze dem vurur.. Nesneler için de geçerli değil midir bu? Nesnelere yüklediğimiz bizatihi anlam artık onların imge boyutu olmuyor muydu?

Fotoğraf: Semra Ege

Nesnenin dış kabuğunu soyup içine girdiğimizde karşılaştığımız şey, o nesne ile geçirdiğimiz anlar bütününün tamamıdır. Orhan Cem Çetin'in Tut Keep'i de öyleydi: Yıllar önce hissettiğimiz bir kokunun yıllar sonraki görsel tasviri.


Amigdala unutmuyor.


"Ne var ki, uzak bir geçmişten geriye hiçbir şey kalmadığında, insanlar öldükten, nesneler yok olduktan sonra, bir tek, onlardan daha kırılgan, ama daha uzun ömürlü, daha maddeden yoksun, daha sürekli, daha sadık olan koku ve tat, daha çok uzun bir süre, ruhlar gibi, diğer her şeyin yıkıntısı üzerinde hatırlamaya, beklemeye, ummaya, neredeyse elle tutulamayan damlacıklarının üstünde, bükülmeden, hatıranın devasa yapısını taşımaya devam ederler." (3)


"Canımızı acıtanlara" diye başlıyor Tut Keep, üzerinde bir japon balığı fotoğrafı ile. Cem Çetin'in balığı bir metafor olarak kullandığı aşikar. Sizi unuttum diyor aslında, bir 'balık hafızası' temsili ile. "Sizi bir balığın içine hapsettim." Müthiş bir meydan okuma bu! Yine de Kelt mitolojisinde var olan; kaybettiğimiz kişilerin ruhlarını bir bitkinin, hayvanın ya da cansız(!) bir nesnenin içinde tutsak ettiğimiz inancı evrimsel bir geçişle bizlere de ulaşmış olmalı ki, canımızı acıtan ve içimizde öldürdüğümüz herkesi bir balık olarak görmeye meyletmemiz bundandır.


Gerçekten sonsuza dek öldüler mi?

Çok namümkün.


Orhan Cem Çetin'in fotoğraflarındaki geçmiş, benim ilk gençlik yıllarımdı.


Geçmişimiz bir nesnenin bize yaşattığı duygunun içinde gizlidir. O nesnenin yürüdüğünü söylebiliriz. Koştuğunu da... Yürek gibi vurduğunu da...


Bu bazen vintage bir berjer, annemizin dikiş makinası, anneannemizin söktüğü bütün kazakların iplerini sardığımız yu