• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Okuru, dünyanın kaynağına götüren şiirsel bir roman

Pierre Michon’un, paleolitik çağa ait müthiş resimler barındıran Lascoux Mağarası’nın mekânsal cazibesinin etrafında ördüğü ve genç bir öğretmenin haz denizindeki devinimlerinin üzerinden “dünyanın kaynağını” sorguladığı romanı, Yağmur Durmadı üzerine Peyman Ünalsın Gökhan yazdı.


Kendimi kaybederek dolaştığım kitapevlerinin rafları arasında “beni de gör, beni de gör” diyen kitapların seslerini duyar gibi oluyorum. Düşünsenize; binlerce kitap, adını bilmediğimiz, yazarıyla hiç yolumuzun kesişmediği… Hepsini sevmemiz olası değilken, çok sevebileceklerimizi es geçmemiz de kaçınılmaz.


Pierre Michon’un Yağmur Durmadı romanı ile tanışmam da bir kitapevinde, tam da yukarda anlattığım türden bir “çağrı” vesilesiyle oldu. Kitabın kapağındaki romantik elbiseli, siyah, gotik kesim saçlı kızın, sislerin ardından gelen sesi beni ona yaklaştırdı. Kapakta yazan “Yağmur Durmadı” yazısına rağmen beyaz tül elbisesi tertemizdi, garip, soğuk bakışlarla beni süzüyordu. İncecik, yetmiş sayfalık bir kitap. Bir çırpıda okunur dedim. Ama öyle olmadı.


Roman beni Fransa’nın güney batısında Dordogne denilen bir bölgeye götürdü. Yazar Pierre Michon’un 1945 yılında doğduğu Chatelus-Le-Marcheix buraya yakın. Romanlarının hikâye örgüsünde mekân olarak genelde bu bölgeyi seçermiş.


Yazarla ilgili araştırma yaparken dilimize çevrilmiş sadece üç kitabını bulabildim. Alef yayınlarından çıkan Yağmur Durmadı, Kıraathane’den çıkan Kralın Bedenleri ile Üstatlar ve Hizmetkârlar. Ve yine Kıraathane sağ olsun, Michon hakkında birkaç yazılı belgeye de ulaştım. Kendisinin geç tabir ettiği, 37 yaşında yazarlık kariyeri başlamış. Hayalinde hep 1.000 sayfanın üzerinde bir roman yazmak varken, neredeyse tüm kitapları oldukça ince ve fakat özde yoğun eserler.


Yağmur Durmadı, Rus yazar Andrei Platonov’dan bir alıntı ile başlıyor. “Toprak üstü açılmış bir anne gibi çıplak ve sıkıntılı uyuyordu.” Metnin, yaşamın kaynaklarından toprağa, çoğalmaya, berekete, bu özdeşlikte anneye, cinselliğe, bedenlere dair bir izlek barındırdığını düşündürdü. Taze yaşamlara muhtevi toprak; nefes alan, bazen dinlenmesi gereken, ara ara sıkıntılı, hatta çıplak, üzerindeki bitkilerden arınmış, ancak yüzeyin altında onlarca canlı ile çoğalmaya, kendini yenilemeye hazır. İlk bakışta biteviye, bomboş toprak bile altından fışkıran cevherlerle zengin.


Pierre Michon’un toprağı bir anne ile özdeşleştirmesine katılıyorum. Hatta Yağmur Durmadı romanını da toprağa benzetiyorum. Kısa, yalın ama derin ve dopdolu. Öyle bir nefeste okunacak bir roman da değil. Sindire sindire okunmayı hak ediyor. Bildiğiniz bir ülkenin, daha evvel keşfetme şerefine eremediğiniz kasabaları gibi. Haritada bulmaya çalışırsınız ya hani, öyle. Küçüklüğünden dolayı göremezsiniz, gözünüzden kaçar. Ama gittiğinizde tarihiyle, dokusuyla, zenginlikleriyle sizi büyüler. Ta paleolitik çağlara uzanan geçmişi sizi şaşırtır. Ve öyle bir geçmiş ki, toprağın altında, mağaralara hapsolmuş, uyuyan. Henüz kâğıt bulunmamışken, tuval nedir bilinmezken, doğanın mucizevi imkânlarıyla insan ruhunun derinliklerinden fışkıran duyguların mağara duvarlarında şekil bulduğu antik zamanlara götürür bizi. Mitleri, efsaneleri okuruz o resimlerde.



Romanın orijinal adı Dünyanın Kaynağı. Kitap yayımlanacağı sırada aynı isimle başka bir metin olması sebebiyle Michon eserinin adını Le Grand Beuen olarak değiştirir.


Yabancı kaynaklardan* edindiğim bir bilgiye göre roman, ünlü Fransız ressam Gustave Courbet’nin 1866 yılında tuval üzerine yağlıboya tablosu Dünyanın Kaynağı’na atıfta bulunurken, kurgunun geçtiği Dordogne bölgesinin arkaik zenginliğine dikkat çekiyor. Sözü edilen tabloda bacakları açık şekilde uzanmış, vajinası ve alt karın bölgesi görünen bir kadın resmedilmiş. Dönemi için fazlasıyla sansasyonel bir etki yaratan tablo için Manet’nin Olympia isimli tablosunu aşan bir erotizme sahip olduğu söyleniyor. Bugün hâlâ bazı kesimlerce şok edici ve sansürü tetikleyici nitelendiriliyor.


1940 yılında Dordogne bölgesindeki Lascoux tepesinde genç bir Fransız olan Marcel Ravidat gizemli bir tilki deliği bulur. Maceraperest arkadaşlarıyla bu tilki deliğine döndüğünde duvarlarında ve tavanında görenleri şaşkına çeviren hayvan resimlerinin olduğu bir mağaraya ulaşırlar. Resimler demir ve manganez gibi metal oksitlerinden elde edilen kırmızı tonlarında boyanmıştır.


Roman kahramanımız ve metnin anlatıcısı yirmi yaşındaki öğretmen, 1961 yılının Eylül ayında, tayininin çıktığı Dordogne bölgesinde Beune Irmağı üzerindeki Castelnau kasabasına gider. Otel Chez Hélène’e yerleşir. Ortak salona indiğinde yazarın bize tasvir ettiği mekân, genç Marcel Ravidat tarafından bulunan o gizemli tilki deliğinin imgesel çağrışımını yapar. Salonda antik kırmızı denilen sığır kanı rengine boyanmış duvar ve üzerinde, başı oturanlara dönük içi doldurulmuş büyük bir tilki postu asılıdır. Salondaki kaba saba adamların konuşmalarından Beuen’de balık ve tilki avına çıkarak zaman geçirdiklerini öğrenir. Otelin sahibi, Balıkçı Jean’ın annesi Hélène’i antik çağda bir Yunan kolonisi olan Apollon kehanetine başkanlık eden Kume’li rahibe Sybil’e benzetir. Ortam, insanların kaba konuşmaları, arkaik laflar, ertesi gün çocuklarla karşı karşıya geleceği ve artık bir yetişkin hayatına girişinin endişesini yaşatır. Oysa kendisini daha toy ve ders vereceği öğrenciler kadar çocukluğa yakın hisseder. Antik çağın çağrışımları kasaba halkının konuşmalarının ötesine geçer. Büyük camlı bir dolabın içinde sergilenenler de bölgenin paleolitik çağdan kalan zenginliklerle bezeli olduğunu kanıtlar.


Hélène genç öğretmende, tütüncü dükkânındaki Yvonne’a duyduğu özlemi harekete geçirir. Tütüncü dükkânı öğretmen için dünyanın kaynağının metaforudur. Otuz, kırk yaş aralığındaki Yvonne etine dolgun, süt gibi beyaz, cennetteki huriler gibi bereketlidir. Mitlerde bahsi geçen kraliçe edasıyla tezgâh arkasında durup, beyaz elleriyle tanrısal bir şekilde tuttuğu kırmızı beyaz Marlboro paketini öğretmenin zihninde bir fetiş objesine dönüştürür. Yvonne’un ellerinin değdiği Marlboro paketi ile her gün alıp odasında yığınlarca biriktirdiği Le Monde gazeteleri dükkân ziyaretinin bahanesi olur. Öğretmen, 1961 yılında bir kadını cezbetmenin sırrını sanattan, politikadan, güncel konulardan, şarkılardan bahsetmeye bağlayan tutuk kuşaktandır. Üstelik Yvonne sahipsiz değildir. Kasabadaki hantal adamların hepsinden daha fazla nezakete sahip bir adam görür çevresinde. Yvonne öğretmenin rüyalarını, düşüncelerini süsler sık sık. Pazarları ve öğleden sonraları Martres yolu üzerinde, onu topuklu ayakkabılarıyla ve abiye giysileriyle yürürken görmek için yolunu oraya düşürür. Yvonne’la arasındaki bir bağ da sınıf öğrencilerinden biri olan oğlu Bernard’dır. Zaman zaman Bernard’a verdiği cezaların Yvonne’u çileden çıkarıp okula getireceğini varsayar. Ama Yvonne asla gelmez.


Hem Hélène hem de Yvonne’un anne olması, nesnel açıdan baktığımızda hikâyenin salt genç bir öğretmenin yaşça olgun bir kadına duyduğu ilgiden ibaret olmadığını, tam da kitabın girişinde Platonov alıntısının altında yatan üremenin, yaradılışın, bereketin, ilk çağlardan bu yana insanlığın yaşam ve yaratma serüveninin, dünyanın kaynağının metaforudur.


Kuşkusuz ki kitaplarda çeviri, metnin duygusunu okura aktarması ve alt metinlerin okunmasını sağlaması bakımından çok önemlidir. Aziz Ufuk Kılıç’ı çeviri için tebrik ediyorum. Yazarın üslûbu, dili kadar, çevirmenin emeği de okumayı kolaylaştırıyor. Kaldı ki Michon hakkında okuduğum yazılardan birinde obsesiflik derecesinde titiz olduğu, hatta bir çevirmenini azarladığı belirtiliyordu. Metnin çevirisinden bağımsız kitabın adı, orijinal isminde olduğu gibi Muhteşem Beune olarak kalsaydı, Michon’un, coğrafi değerlerin sunuluşu açısından okurun üzerinde bırakmayı arzuladığı etkiyi pekiştirmiş olurdu sanki. Yine de kitabın kapağının ve isminin, yazarın şiirsel anlatısını, Eylül-Kasım arasındaki süreçte kasabayı neredeyse hiç terk etmeyen yağmurun kulaklarımızdan eksik olmayan sesini yansıttığını söyleyebilirim.


Bölgede yer alan Lascaux Mağarası 1979 yılında UNESCO dünya mirası listesine katılmış. Michon metninin şiirselliğini bozmadan mağara içleriyle ilgili bilgiler veriyor. 17.000 yıl öncesine ait hayvan resimlerinin bir anlamda, o çağlarda resim sanatıyla anlatılan Oidipus ve Teogoni yazıtları olabileceğini ifade ediyor. Oidipus ile yazılı metinlerin ana kaynağının mitler olduğunu, Teogoni ile insanın, tanrının mükemmel bir tasarımı olduğunun altını çiziyor.


Bernard’ın hassas minik yüreği, her şeyi gören yuvarlak gözleri, sevginin çeşitliliğini kanıtlarcasına annesi Yvonne’a sarılarak uykuya dalması özün, saflığın, asıl büyük sevginin metaforu.


Michon’un mürekkebinin şiirsel tınısına kulak vermek isterseniz ki es geçmeyin derim, onun uzun cümlelerine de kendinizi şimdiden hazırlayın.


*https://www.cairn.info/revue-roman2050-2009-2-page-21.htm?contenu=article


YAĞMUR DURMADI

Pierre Michon

Çevirmen: Aziz Ufuk Kılıç

Alef Yayınevi, 2011

70 s.

</