top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

"Çocukluk başlı başına bir hak alanı"

"Derdim sadece hikâye anlatmak değil, çocuğun dünyasını ciddiye almak"

Seda Aksoy Evren, Litera Edebiyat için bağımsız kitapçılarla yaptığı söyleşilere, Çocuk Edebiyatı Evi ile devam ediyor.



Çocukların edebiyatla daha erken yaşta, yaratıcı ve özgür bir ortamda buluşmasını amaçlayan Çocuk Edebiyatı Evi, yakında kapılarını açmaya hazırlanıyor. Eğitimci–yazar Özge Doğar tarafından hayata geçirilen proje, çocuk edebiyatını yalnızca kitaplarla değil; atölyeler, buluşmalar ve yaratıcı üretim alanlarıyla yaşayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Çocukların hayal gücünü ciddiye alacak ve onları yalnızca okur değil aynı zamanda üretici olarak gören bir alan olması kulağa harika gelmiyor mu?

Seda Aksoy Evren, projenin kurucusu ile Çocuk Edebiyatı Evi hakkında konuştu.


Eğitmen, yazar ve çocuk kitapları editörü gibi farklı görevleri olan üretken birisiniz. Eserlerinize baktığımızda her zaman toplumsal sorunları irdelediğinizi görmek mümkün. Küçükken de her zaman sorunları tespit eden ve savaşçı biri miydiniz? Bu güçlü özelliğinizin şekillenmesinde kimlerin payı var?

Küçükken de “neden böyle?” diye çok soran bir çocuktum. Haksızlıklar, eşitsizlikler ya da görünmeyen şeyler hep dikkatimi çekerdi. Ama bunu “savaşçılıktan” çok “merak ve vicdan” olarak tanımlıyorum. Zamanla o merak, yerini sorumluluğa bıraktı. Bugün yazarken de eğitirken de derdim: Sadece hikâye anlatmak değil, çocuğun dünyasını ciddiye almak. Çünkü çocukluk başlı başına bir hak alanı. Bu tarafımın şekillenmesinde hayatı boyunca sorgulayan insanlarla karşılaşmış olmam çok etkiliydi. Ama en çok da çocuklarla çalışmak… Onlar bana en dürüst aynayı tutanlar. Bir çocuk “bu neden böyle?” dediğinde, aslında hepimize soruyor.


Türkiye’de çocuk edebiyatının gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de çocuk edebiyatı son yıllarda hem nicelik hem de çeşitlilik açısından ciddi bir gelişim içinde. Daha cesur konular ele alınıyor, farklı anlatım biçimleri deneniyor, çocuk okur artık daha görünür.

Ama hâlâ aşmamız gereken önemli bir eşik var: Çocuğu “okutulması gereken bir birey” olarak değil, “kendi estetik ve düşünsel dünyası olan bir okur” olarak görmek. İyi çocuk edebiyatı; öğretmez, dayatmaz, küçümsemez. Alan açar. Bugün bu anlayışla üreten yazarların artması umut verici, umarım yayınevleri de bu yazarlara daha çok saha açarlar.


Yakında kapılarını açmaya hazırladığınız “Çocuk Edebiyat Evi” projesi kulağa harika geliyor. Bu projenin tohumları ilk ne zaman atıldı?

Aslında bu projenin tohumu yıllar önce atıldı. Çocuklarla yaptığım her atölyede ve çocukla ilgili her çalıştığım alanda aynı ihtiyacı gördüm: Çocuğun gerçekten söz sahibi olduğu, düşüncesinin ciddiye alındığı bir alan eksikliği. Bir süre sonra şunu fark ettim; biz çocuklar için etkinlikler düzenliyoruz ama onların dünyasını kurdukları bir “yer” çok az. İşte “Çocuk Edebiyat Evi” bu ihtiyacın içinden doğdu. Yani bu bir anda ortaya çıkan bir fikir değil; yılların birikimi, gözlemi ve biraz da içimde büyüyen bir itirazın sonucu.


“Çocuk Edebiyat Evi” nerede olacak? Üyelik usulüyle mi çalışacak bir sistem? Biraz detay verebilir misiniz?

Çocuk Edebiyat Evi İstanbul’da, çocukların kolay ulaşabileceği bir noktada olacak. Ama bizim için asıl mesele fiziksel mekândan çok, kurduğumuz düşünsel alan. Burada çocuklar sadece kitap okumayacak; düşünecek, tartışacak, yazacak, üretecek. Atölyeler, okuma grupları, yazar buluşmaları ve yaratıcı çalışmalarla yaşayan bir alan olacak. Üyelik sistemine açık bir yapı planlıyoruz ama aynı zamanda belirli etkinlikler dışarıdan katılıma da açık olacak. Yani kapalı bir yapı değil, aksine çoğalan ve paylaşan bir yer hayal ediyoruz. Çocuk Edebiyatı Evi, çocukların edebiyatla kurduğu ilişkiyi güçlendiren bir “mekândan” çok, bir “deneyim alanı” olsun istiyorum.

Yorumlar


bottom of page