top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Amerikan rüyasından uyanmak

Doğuş Sarpkaya, Colson Whitehead edebiyatı üzerine yazdı: "Colson Whitehead, insanların benliğinin kurumsallaşmış, kültürel kodlarını oluşturmuş, toplumsal olarak onaylanmış egemenlik biçimleri tarafından belirlendiği ve sakatlandığını; eğer bir gelecekten bahsedilecekse bu kurumların, kodların ve egemenlik biçimlerinin parçalanması gerektiğini anlatıyor romanlarında."


Yayın dünyasının çeviri eserlerle ilgili ilginç bir işleyişi var. Bazı yazarları ilk kitaplarıyla birlikte takip etmek, külliyatlarının tamamına hâkim olmak çoğu zaman imkânsız. Çünkü bir yazarın önce popüler olan kitabı çevrilir ve sonrasında sanki yazarın kariyeri orada başlamış gibi yeni kitapları çevrilmeye devam eder. Bazı yazarlarınsa ilk kitapları yayımlanmış olsa da arada eksik halkaların bulunduğunu bilirsiniz. Çağdaş edebiyatın pek çok önemli yazarı için de geçerlidir bu durum. Mesela Daniel Kehlmann’ın esasında yayımlanmış on üç kitabı varken Türkçede bunlardan altısına ulaşabiliyoruz. Benzer şekilde Nobel tahminlerinde hep üst sıraları işgal eden Ngũgĩ wa Thiong'o’nun yedisi roman yirmiye yakın eseri varken Türkçede üç kitabının yayımlanmış olmasını da örnek verebiliriz.



Çağdaş edebiyatın son yıllarda parlayan yıldızı Colson Whitehead’de benzer bir kadere sahip. 1999 yılında yazdığı ilk romanı Asansör, 2007 yılında Doğan Kitap tarafından yayımlanmış ama sonrasında bizim topraklarda unutulmuştu, Whitehead. Ta ki Siren Yayınları 2014’te dikkat çekici kıyamet sonrası romanı Bölge Bir’i yayımlayana kadar. Sonrasında yazarın uluslararası ününü perçinleyen Yeraltı Demiryolu ve Nickel Çocukları yayımlandı. Şu an Whitehead’in edebi yolculuğunun tamamına hâkim olmasak da edebi anlamda ustalık dönemi eserlerine dair bir fikre sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu arada Whitehead hayranlarına da şu müjdeyi verelim: Yazarın geçtiğimiz eylül ayında çıkan son romanı Harlem Shuffle Begüm Kovulmaz’ın çevirisi ile önümüzdeki aylarda yayımlanacak.


Konforlu Alanı Olmayan Bir Yazar

Whitehead, belirli bir üsluba ya da türe bağlanıp kendine konfor alanı yaratan yazarlardan değil. Her kitabında farklı bir türe ve farklı biçimsel tercihlere göz kırpmayı seviyor. İlk kitabından itibaren polisiye, casusluk, korku ve fantastik gibi türlerde eserler vermesi de bundan.


Mesela, Bölge Bir’de, zombi anlatılarına yeni bir yorum getiriyor, Whitehead. Yazar, bir söyleşisinde, Bölge Bir’de daha çok insanların içindeki kötülüğü betimlemeye çalıştığını söylese de herkesin zombileşme potansiyelini, bu potansiyelin dönüştürücü etkisini gözler önüne seriyor. Bunu da zombi anlatılarındaki farklı politik düzeyleri ve klişeleri dengeli bir mizahi üslupla harmanlayarak başarıyor.


Whitehead, zombi anlatılarındaki muhafazakâr korkuyu (ötekinin dokunuşu, alt sınıfların istilası vesaire) beslemek, yani aynayı dışarıya tutup eleştiri oklarını başkasına yöneltmek yerine kişinin kendi içine dönüp kendi karanlığıyla yüzleşmesi gerektiğini vurguluyor, Bölge Bir’de. Salgın öncesi yaşamla kurulan bağ, aslında hastalığın dışarıdan gelmediğini anlamamızı sağlıyor. Bölge Bir, görmezden geldiğimiz, bastırarak yok saydığımız, sorgusuz sualsiz kabullendiğimiz binlerce şeyin bizi leşlere dönüştürdüğünü anlatan ve türsel sınırları ihlal eden güçlü bir roman olarak dikkat çekiyor.


Arkasından gelen Yeraltı Demiryolu ise insanlık tarihinin en aşağılık, vahşi ve dolayımsız ilkel birikim ve iktidar uygulamalarından biri olan köleciliği fantastik bir kurguyla anlatan bir roman. Gerçi fantastiğin sadece küçük bir enstrüman olarak kullanıldığını belirtmeliyiz. Kitap adını kölelerin ABD’nin güney eyaletlerinden kuzeye kaçış hattından alıyor. Whitehead’in yegâne fantastik enstrümanı bu demiryolunun gerçekten var olduğunu varsayması. Bunun dışında gerçekçi bir şekilde köleliğin sorgulandığı bir eserle karşılaşıyor okuyucu. Köleciliğe dair hikâyelerde Batı uygarlığı, ilkel birikim ile köle emeğinin ilişkisini gizlemek için özel bir çaba sarf etti. Köleliği anlatan kurmaca eserlerin çoğunluğu içeriği vahşileştirerek gaddarlığı sömürmeyi, gerçek toplumsal ilişkileri açığa çıkarmaya tercih ettiler. Çok az sayıda edebi ve edebiyat dışı eser köleciliği bir bütün olarak ele almayı başarabildi. Yeraltı Demiryolu da Güney’deki plantasyonlarda yaşayan Cora’nın kaçış macerasını anlatırken köleliğin farklı etki alanlarını masaya yatıran önemli bir eser olarak dikkat çekiyor.


İnsan Acımasızlığının Sınırsızlığı

Whitehead, gerçekçi bir plantasyon betimlemesi yaratmak için kölelerin kendi aralarındaki ilişkilere odaklanarak başlıyor işe. İkinci, hatta üçüncü köle kuşağının doğuştan köle oluşunun üzerinde duruyor. Doğuştan köle olma durumu, onların yaşadığı dünyayı kabullenmeleri ve uygun telafi mekanizmaları yaratmaları konularında eğitici bir süreçten geçmelerini sağlıyor. Kaçmayı, isyan etmeyi ya da başka bir yaşamın hayalini kurmayı engelleyen tahakküm yöntemleri bir bir anlatılıyor romanda. Aynı zamanda insanlar arası ilişkilerde hiyerarşinin oluşumundan da bahsediyor, Whitehead. Bu ilişkilerin romantize edilmeden anlatılması, iyi ve kötü mefhumları arasındaki ayrımın tümüyle kaybolduğu bir dünyanın betimlenmesini kolaylaştırıyor.


Plantasyon yaşamı da Cora’nın gittiği yerlerde gördükleri de