Ara

Leyla Erbil'den kalan...

Yedi roman, üç öykü ve bir deneme kitabı armağan etmiştir Leyla Erbil edebiyatımıza. Litera Edebiyat olarak, yazarla henüz tanışmamış okurlar, yeni başlayanlar ve hafıza tazelemek isteyenler için Leyla Erbil'in bütün eserlerine kısa bir bakış attık. İyi okumalar.


Hallaç (1961)


Yazarlığa öyküyle başlar Leyla Erbil. Dost, Yeni Ufuklar, Ataç, Papirüs gibi dergilerde öyküleri yayımlanır. İlk kitabı Hallaç da bu ilk döneminin ürünü olarak 1961 yılına tarihlenir. Erbil, daha bu ilk öykü kitabından itibaren hem kuşağının öykü anlayışından farklı bir tutum sergileyeceğinin hem de muhalif kimliğini yazınına taşıyacağının işaretini verir. Bir ilk kitap olmanın ötesindedir Hallaç. Leyla Erbil’in yaşamına damgasını vuracak edebi tutumunun, biçimsel arayışlarının, dilbilgisine müdahalelerinin, edebiyattan hayata tüm iktidar odaklarına karşı açtığı muhalefet bayrağının bütünlüklü bir şekilde ilk izlerini taşır. “Hiçbir şey hiç’ten daha gerçekçi değildir.” Beckett’ten bu alıntıyla başlar kitap. Yazarın insanı anlama çabasında psikanalizden yararlandığını biliriz, Hallaç için de böyledir bu. Diğer yandan aile, kadın, cinsellik, geleneksellik ve alaturkaya dair konular üzerinden burjuva yaşamındaki ikiyüzlülüğe ve yapaylığa eleştirel bir bakış açısı sunar burada yer alan öykülerinde. Kendine has düzenlediği söz dizilimleri ve üç virgül, virgüllü soru işareti gibi kendi yaratımı olan noktalama işaretlerini bu ilk öykü kitabında bile kullanır. Kısacası, Hallaç, Leyla Erbil’le tanışmak, onun edebiyatına adım atmak için zorlu ama iyi bir giriş olacaktır.



Gecede (1968)


Leyla Erbil’in ikinci öykü kitabıdır Gecede. Burada yer alan öykülerde Erbil edebiyatının bir meydan okuma olduğunu açık bir şekilde ortaya koyar. Öykülerinde konu, karakter ya da olay örgüsünden ziyade dille problemi vardır yazarın ve bu kitapta yer alan öykülerde de eril dilin karşısına bir dişil dil yaratıp koyma mücadelesi vardır. İlk öykü kitabı Hallaç yayınlandığı dönemde birkaç yazar haricinde beğenilmemiştir. Bu ikinci öykü kitabı ise şair Metin Eloğlu’nun desteği ve yüreklendirmesi ile yayımlanır. Bu kitap aynı zamanda Leyla Erbil’in bir ödüle katıldığı ilk ve tek kitabı olacaktır. Gecede, Sait Faik Hikâye Armağanı’na katılır ama kazanamaz. Ödül, Orhan Kemal ve Fâik Baysal’a gider. Bu kitaptan itibaren Erbil’in artık efsaneleşmiş olan ve her kitabında yer alan ibaresi doğar: “Bu kitap hiçbir ödüle katılmamıştır.”


Tuhaf Bir Kadın (1971)


“… Kim bunlar?.. Kim olurlarsa olsunlar. Bana doğru geleni yapacağım. Onlardan olacağım ben de. Bizden öncekilere, ablalarımıza benzememek için her şeyi göze alacağım.” Kim o kadınlar, ablalar? Onlar, kadınların toplumdaki yerleri ve takındıkları rollerdir elbette. Ve onlara benzememek, bu rolleri üzerine almamak için çırpınan, her şeyi göze alan bir kahramanın, Nermin’in, yani tuhaf bir kadının hikayesini okuruz... Leyla Erbil’in ilk romanı işte bu tuhaf kadının hikayesini anlatır bize. Yazar bekaret, annelik, namus, evlilik gibi toplumun kadına dayattığı genel geçer hemen tüm değerleri sonuna kadar sorgularken bir yandan da toplumun aydın ve sanatçı kesimindeki eril hegomonyayı da açık eder, çağdaş ve aydın erkek ikiyüzlülüğünü ortaya serer Tuhaf Bir Kadın’da.



Eski Sevgili (1977)


Bu kitapta yer alan öykülerin arasında yazarın kitapla aynı adı taşıyan bir novellası da vardır. İki eski devrimcinin 12 Mart sonrasından arta kalan hayatlarında yeniden bir araya gelişlerinin hikayesini anlatır bu novellada Leyla Erbil. Fiziksel ve zihinsel işkence odalarından aşka, cinselliğe uzanır. Eski Sevgili’de yer alan diğer öykülerde de aşk, cinsellik, toplumsal cinsiyet, eril baskı gibi Erbil’in edebiyatında ele aldığı temel meseleler varoluşçu, hatta psikanalitik bir bakış açısıyla derinleşir, öykülerin merkezine oturur.





Karanlığın Günü (1985)


Karanlığın Günü'nde Erbil, kadercilikle Tanrıtanımazlık, baskı ile özgürlük, batıl inançla akılcılık arasında parçalanmış modern Türk insanının üzücü durumunu incelemektedir... Bu yapıt yaratıcı gücün bir zaferidir.” Bir annenin kayıp belleğinden bir toplumunun kayıp belleğine doğru uzanan bir romandır Karanlığın Günü. Pek çok katmanının yanı sıra etkileyici bir tarih tartışmasını merkeze koyan bir anlatı yaratır bu romanında Erbil. Popüler tarih, sivil tarih, resmi tarih arasındaki gerilimi sorgularken bir yandan da kurmaca ve gerçeklik ilişkisine değinir. Bu roman aynı zamanda Erbil’in en kolay okunan metinlerinden biridir.



Mektup Aşkları (1988)


"Tezer Özlü ile iki konuda birbirimize söz vermiştik. İlki evlilik kurumunu, kocaları, daha çok eşlerimizi anlatacak birer roman yazmaktı. Ben bu sözü Mektup Aşkları'yla yerine getirmeye çalıştım." Bir zamanlar yakın ilişkiler kurmuş, âşık olmuş, kavga etmiş, darılmış, barışmış, aralarından su sızmamış, zamanla araları bozulmuş ve sonunda farklı kentlerde yaşamaya başlamış arkadaşların Jale'ye yazdıkları mektuplarla kurgulanan roman Leyla Erbil'in tipik temalarını yansıtır. Dönemin Türkiye toplumunu irdeleyen roman, kadının toplum içerisindeki durumu, cinsellik ve aşk üzerinden küçük burjuva aydınlarının eleştirisini yaparak geleneksel ahlakı sorgular.



Zihin Kuşları (1998)


Zihin Kuşları, Leyla Erbil’in denemelerini bir araya getirdiği bir çalışmadır. Yazarın edebiyata, siyasete, hayata bakışını, yazar ve muhalif tarzını bu denemeleri aracılığıyla daha derinlemesine görmek mümkün olur. “Kendi için varlık” olmak Leyla Erbil’in romanlarının ve öykülerinin olduğu kadar Zihin Kuşları adı altında topladığı denemelerinin de ana izleğini oluşturur. “Burada söz konusu olan, çevrenin, ortak ve yaygın düşüncenin bir yansısı olmaktan sıyrılmak; herkes gibi, onlar gibi düşünmekten, hissetmekten, davranmaktan kurtulmak”, olarak açıklar bu kavramı kitabın girişinde Selahattin Hilav. Erbil’in denemeleri arka arkaya devrildikçe onun gerçekten de yazı aracılığıyla, dil aracılığıyla, kısacası yazdıkça “onlar” gibi olmaktan kurtulduğunu görürüz. Her şey bir yana, bu izleyiş bile, okuma hazzını tattırır okuruna.

Zihin Kuşları 1998 yılında yayımlanan bir çalışma. Hatta içinde yazarın daha eski tarihli denemeleri de yer alıyor. Ancak bugünden baktığımızda bu denemelerin şaşırtıcı biçimde, hep taze, hep özgün, hep evrensel oldukları görülecektir.



Cüce (2001)


Cüce; bir kült roman, kök roman, bir novelladır benim için.” Leyla Erbil'in toplumsal yozlaşmanın bir parçası olmamak için direnen unutulmuş bir kadın yazar üzerinden kadınlık, yazarlık ve eril dünyayı sorguladığı Cüce en katmanlı ve karmaşık romanlarından biri. Unutulmuş yazar Zenîme'nin, kendisiyle söyleşi yapmaya gelecek gazeteciyi beklerken zihninden geçenleri bilinç akışı tekniğiyle aktaran roman iki kurgusal katmandan oluşuyor. Okurken Kurmaca Yazar'ın, Zenîme'nin ve Leyla Erbil'in seslerinin birbirine karıştığı roman, okurunu da yaratıcı bir eyleme sürüklüyor. Metaforlar, mitler, göndermeler ve kolajlarla örülmüş Cüce, okuru içine hapseden bir aykırı metin, yerleşik olan her şeye bir başkaldırı.



Üç Başlı Ejderha (2005)


Üç farklı anlatıyla, anlatıcının, İstanbul'un en eski sütunu olan ve Sultanahmet Meydanı'na bakan Üç Başlı Ejderha'nın ve Maraş Katliamı'nda oğlu dahil tüm ailesi öldürülmüş kadının anlatılarıyla vücuda gelen bu novella, tarihin, ortak bilincin ve bilinçdışının, yasın, hıncın, kıyımların hikâyesi. Bir bireyin, bir kentin ve bir ailenin tarihini toplumsal kötülük paydasında buluşturan bir anlatı. Kitaptaki ikinci novella Bir Kötülük Denemesi ise çoğu eleştirmene göre Erbil'in Ece Ayhan'dan yola çıkarak yazdığı, İkinci Yeni'nin şairlerini kurgu dünyasına taşıdığı ve anlatıcı kadının gözünden bu erkek egemen dünyanın sefaletini aktardığı hayli tartışmalar yaratmış bir metin.



Kalan (2011)


Erbil'in, belleği ilaçlarla durdurulmaya çalışılan bir kadın yazarın bilinç akışı tekniğiyle yazılmış hikâyesi vasıtasıyla toplumsal hafızayı, belleksizliği sorguladığı bir roman Kalan. İstanbul'da doğup büyüyen ve yıllar geçtikçe bütün sevdiklerini kaybeden Lahzen'in belleğinin satır aralarında Ermeni katliamı, Dersim katliamı, 6-7 eylül, Kanlı Pazar, darbeler, Hizbullah katliamları gibi toplumu deliliğin eşiğine sürükleyen travmatik olayları, ülkenin siyasi tarihini, bozulan, yozlaşan İstanbul'u okurken, bir yandan da hakikatin ve kendi iradesinin peşine düşen bir kadının mücadelesini izliyoruz. Erbil'in “Kalan’ı neden şiir kitap olarak yazdım? Doğrusu, son yıllarda daha çok felsefe kitapları ilgimi çekiyor, bir de şiirden cayamıyorum. Bu dil ve biçem üzerine bildiğin bir konuşmayı gerektirecek. Kısacası, bu kurguyu böyle bir dille çözebildim," diyerek anlattığı roman, zaman, hakikat ve bellek üzerine yazılmış politik bir şiir.



Tuhaf Bir Erkek (2013)


Kalan'da, kurmacanın içinde Lahzen'in ağzından müjdelenen bu roman, Kalan'dan doğma bir şiir kitap. Romanın anlatıcısı Sevda, Lahzen'le aynı evde doğmuş, aynı insanlarla büyümüş, hatta aynı kocayla evlenmiş bir kadın. Hikâye ilerledikçe hem Sevda, hem de adı sürekli değişen ve böylece anonimleşen erkek değişiyor, tarih boyunca iktidarı eline geçirmiş bütün Gorgo'lara dönüşüyor. Tuhaf Bir Erkek, peşimizi bırakmayan darbeci Gorgo'larla, faşist Gorgo'larla, kindar Gorgo'larla, Taksim'e dikilen AVM'nin tepesinden ölümsüzlüğünü ilan eden Gorgo'larla kadınca mücadelenin hikâyesi.