• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Bir yazar - bir falcı

"Baskılara, tabulara, dayatılan toplumsal rollere, ayrımcılığa, orantısız güç kullanımına, cinsiyetçiliğe ve kısıtlanmaya karşı başkaldırıdır onun sesi. Sadece bugünün gerçeklerine karşı da değil, kurgusal olanla tarihi birbirine katarak isyanını büyütür. Bir tek politikacıyı ya da iktidarı değil, her iktidarın baskıcı yönünü, her ülkede ve her zamanda yer alan zihniyeti anlatır." Asuman Kafaoğlu-Büke, Leyla Erbil'in yazdıklarının bugün bize ışık tutmaya devam etmesinin sebebini, onun yazarlığının kehanetlerle dolu olmasında arayıp buluyor.


Asuman Kafaoğlu-Büke

Mektup Aşkları romanının arka kapağında İlhan Berk’in şu sözleri yer alır: “Leyla Erbil’de ağırlıklı olarak çarpan tek bir şey vardır: Başkaldırıdır bu! Başkaldırı her şeydir onda. Bir bakıma bunun için yazıyor diyebiliriz.”


Leyla Erbil’in kurgusunun merkezinde İlhan Berk’in dediği gibi öncelikle isyan yatar. Bunu doğrudan dile getirmez Erbil ama baskılara, tabulara, dayatılan toplumsal rollere, ayrımcılığa, orantısız güç kullanımına, cinsiyetçiliğe ve kısıtlanmaya karşı başkaldırıdır onun sesi. Sadece bugünün gerçeklerine karşı da değil, kurgusal olanla tarihi birbirine katarak isyanını büyütür. Bir tek politikacıyı ya da iktidarı değil, her iktidarın baskıcı yönünü, her ülkede ve her zamanda yer alan zihniyeti anlatır.



Erbil’in eserleri üzerine on yıllardır çok yazıldı, onun kadın ve insan hakları konusunda sağlam duruşu eserlerinin merkezinde görüldü ama bir o kadar da her gün karşılaştığımız sorunlar karşısında, o artık hayatta olmasa ve kulağımıza doğrularını fısıldamasa da yazdıkları bize ışık tutmaya devam ediyor. Bunun nedeni de yazarlığının kehanetlerle dolu olmasından!


Falcıdır yazar


Karanlığın Günü (1985) adlı romanında bir yazar olan kadın kahraman Neslihan’a annesi “falcı” diye hitap eder. Her romancı gibi Neslihan da kurgularında yaşanmışı, geleceği, umutları, hayalleri anlatır; annesinin “falcı” deyişinde küçümseme vardır ama ne olursa olsun bir falcıdır aynı zamanda Neslihan. Henüz olmamış olanı anlatır. Aynı Neslihan gibi Leyla Erbil de bir falcıydı, antik çağlardan kalma bir kahindi sanki. Onun romanlarında zamanın ötesinde söylenmiş doğrular bulduk her zaman.


Karanlığın Günü yayımlandığı yıl belki okurlarda bomba etkisi yapmamıştı ama aradan geçen neredeyse otuz yıl içinde bize o günleri Erbil denli iyi anlatan olmadığını biliyoruz. 70’li yıllar direnmeyi, yeniliği, kadın hareketini, özgür düşünceyi temsil ediyorsa, 80’li yıllar da özellikle Erbil’in bu romanında, ideallerin unutturuluşunu simgeliyor. Reagan-Thatcher-Özal politikalarının devreye girmesiyle, önce ideallerin işe yaramazlığına inandırıldı insanlar, sonra da idealler olmadan yaşamaya. Leyla Erbil önce bir insanın daha sonra bütün bir milletin bellek yitirişinin öyküsünü anlatıyor. Bugün bile hala bu bellek yitiminin izlerini toplumsal olarak yaşıyoruz.

Leyla Erbil önce bir insanın daha sonra bütün bir milletin bellek yitirişinin öyküsünü anlatıyor. Bugün bile hala bu bellek yitiminin izlerini toplumsal olarak yaşıyoruz.

Erbil 1950’lerden beri devrimci bir ruhla yazan ve de devrimci ruh üzerine yazan biriydi. Hiç kuşkusuz 1950’lerden bugüne devrimci ruh anlamını çok değiştirdi, Erbil de kendi çağının yazarları gibi (Vedat Türkali geliyor akla) zaman içinde değişen değerleri anlattı yazdıklarında. Örneğin Üç Başlı Ejderha novellasında üç nesil devrimci bir ailenin anlatısında değişen çağ ile birlikte değişen değerleri ele aldı. Devrimci ruh bir ailede nasıl iktidara / devlete karşı bir kan davasına dönüşebiliyor, gösteriyor. Çocuğu devlet eliyle öldürülmüş bir anne nasıl bağışlar? Kin gütmeden durabilir mi? Ve bu kini torununa nasıl olur da aktarmaz?

Karanlığın Günü, Üç Başlı Ejderha ve Kalan romanlarında karşılaştırır nesilleri Erbil. Üç Başlı Ejderha’da “bizhalk ‘Tek yol devrim’ diye çığırırken o ‘Çocuklara dayak yok!’ diye en tizinden küçücük hançerisinin…” diye anlatır bir çocuğun başkaldırısını. Büyük davaların devrimi kolayca anlam yitirir dayak yiyen bir çocuğun acısı karşısında. Büyük davalara odaklanırken belki de günlük hayattan kopuk davranıyordu devrimciler. Bu çocuklar, babalarının omzunda gittikle