Ara

Usta bir sınır yıkıcı: Leyla Erbil


Bazı yazarlar ilk yayımladıkları kelimeden son cümlelerine kadar edebiyata yeni bir soluk getirmeye yazgılıymış gibi bir tavır sergilerler. Fakat her yazar tüm yazınsal hayatında bunu başarma, ustalığa ulaşma, bu ustalıkla sonsuzluğa ulaşma onuruna erişemez. Leyla Erbil bu yazgıyı omuzlayıp tüm hayatına yaymayı başarmış azınlıkta yer almasıyla da bu ustalığı ödün vermeksizin sürdürme inadıyla da anılacak ülkemiz edebiyatında.


Doğuş Sarpkaya

Bazı yazarlar ilk yayımladıkları kelimeden son cümlelerine kadar edebiyata yeni bir soluk getirmeye yazgılıymış gibi bir tavır sergilerler. Ne okur beklentileri ne çağın modası ne yayınevlerinin istekleri ne de siyasal baskılar bu kaderin önüne geçebilir, onlar için. Hem içine doğdukları çağı selamlarlar hem de başka bir edebiyatın izini sürerler. Sınırları yıkarlar ama beslendikleri kaynaklardan saygılarını esirgemezler. Yıkıcılıkları hoyrat değildir. Doğal bir nezaketle, kendi edebiyatlarının akağını yaratırlar. Alkış almayı değil edebiyatı yüceltmeyi önlerine koyduklarını hisseder okuyucu. Kanaatlerle değil, toplumsal gerçeklikle dertleri vardır. Hakikate açılan kapının yerini aradıklarını açıkça belli ederler.

Dünyada da Türkiye’de de bu kapıyı aramaya çıkan yazarların sayısının çok fazla olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Leyla Erbil de 1950’lerde dergilerde çıkan ilk öykülerinden 2013’te ölümünden önce yayımlanan Tuhaf Bir Erkek’e kadar, tüm eserleriyle bu nadir türe ait olduğunu kanıtlamış bir yazardır. Metinlerinde her türlü iktidar yapısını gözler önüne sermeyi hedeflemiş, bunu yaparken de bireyi tüm karmaşıklığı ve parçalanmışlığı içinde yansıtmayı başarmıştır. Eril düşünceyle açıkça hesaplaşmış ama kendini sadece bu soruna sıkıştırmamıştır. Ülkesinde yaşanan tüm acılarla, felaketlerle, eşitsizliklerle derdi vardır. Üstelik bunu beslendiği modernistlerden miras aldığı boğuntuyu hissederek, hissettirerek yansıtır eserlerine.


Aynı anda bu kadar çok noktaya dokunabilmeyi başarmak için, edebi biçimde sınırları zorlayan bir yenilikçiliği önüne koymuştur. Genelde eksik bir şekilde noktalama işaretlerini kendine özgü kullanımı ile ilişkilendirilen bu yenilikçilik, beslendiği kaynakları içermeyi ve onları aşma kararlılığını içerir. İlk eseri Hallaç’tan itibaren bu kararlılığın izini süreriz.


Ustalara Selam


Hallaç, Leyla Erbil’in yaslandığını açıkça ilan ettiği modernist yazarların neredeyse tamamına selam veren bir öykü toplamıdır: James Joyce tarzında bilinç akışının kullanıldığı “Sarhoş Yaşamlar”, Kafkaesk boğuntunun hissedildiği “Baltık”, Beckett’ten devralındığı bariz ve neredeyse tüm öykülerinde gözlemlenen kekelemeler, tekrarlar ile örülü ritim biçimsel anlamda bir arayışı imler. Hallaç’taki Beckett etkisi bazı öykülerde çok barizdir. “Öykü”, “Hallaç” gibi metinlerde tekniğin hükümranlığı sezilir. Mesela “Hallaç”taki şu satırlar Beckett etkisini açısından karakteristiktir: “Macunun dördü, seksek tiktaklarını bekleyen zil çalmakta saklanıp gırt gırtlarıyla gırtlakların o ince ve sarı yalnızlığına gırtlarıyla şambabalarlı, babalarlı, şamlarlı, tepesine tepsisini tepeleyen baba şamlı şamsız kaldı, şambaba şamsız kaldı, şam baba şamsız kaldııı”.


Ama bu arayış basit bir taklitçiliğe dönüşmez. Teknik, yazarın özgün derdi tarafından işe koşulur. Erbil’in tüm yazın hayatı boyunca peşine düşeceği düşünceleri takip ederiz bu öykülerde. İnsan ilişkilerindeki çapraşıklık, normalleşen kötülük, bastırılmış cinsellik anlatıların merkezindedir. Ama merkez sadece bunlardan ibaret değildir. Toplumsal yaşama hükmeden mekanizmaların açığa çıkarılması Erbil’in yazınsal tasarısının temel amaçlarından biridir. Bu noktada yaslandığı modernist gelenekle arasına mesafe koyar. Tekniğin hükümdarlığını kabul etmek yerine, içerikle tekniğin diyalektik ilişkisini öne çıkarır. İlk kitabında sezgisel olarak geliştirdiği bu tavrını daha sonraki kitaplarında geliştirmiş, biçim ile içerik, birey ile toplum, psikoloji ile sosyoloji, şimdi ile geçmiş arasında mekik dokuyan sıkı metinler kaleme almayı başarmıştır. Hastalıklı toplumun bireyi nasıl yaraladığını anlattığı Gecede, Eski Sevgili ve Tuhaf Bir Kadın’da egemen söylemin ahlaki çöküntüsünü gözler önüne sermiştir. Toplumun belleksizliğe nasıl itildiğini serimleyen Karanlığın Günü’nde ve düşlenen ile gerçekte yaşanan hayatlar arasındaki çatışmayı anlatan Mektup Aşkları’nda da bireyselmiş gibi görünen dertlerin aslında tüm topluma yayılmış bir sorunlar yumağı yarattığına vurgu yapmıştı Erbil.


Ustalığa Ulaşmak


Leyla Erbil’in Cüce, Üç Başlı Ejderha ve Tuhaf Bir Erkek’te kendi yazınsal serüvenini takip ettiğini ama kendini asla tekrar etmediğini özellikle vurgulamalıyız. Sondan bir önceki kitabı Kalan ise tüm yazınsal yaşamı boyunca peşine düştüğü bireyin parçalanışı, iktidarın bu parçalanışı hayata geçirme stratejileri ve bu esnada hakikati arama çabasını en net gözlemlediğimiz eser olarak adlandırılmayı hak eder. Leyla Erbil edebiyatının beslendiği kaynaklara saygı duruşunda bulunmayı ihmal etmediği ama kendi özgün duruşunu ısrarla vurguladığı bu roman, bir yazarın ustalaşma serüvenini zirveye taşımasının somut kanıtıdır.

Leyla Erbil, henüz kitabın başında Virginia Woolf’un Pazartesi ya da Salı öyküsünden bir esintiyle hakikatle derdi olduğunu açıklar: “gerçi insanın hakikatinin bulunabileceğini sanmasam da pek / onu aramaya çıktığımı itiraf etmeliyim size sevgili okurlar / günah çıkartır gibi / bir insanın günah çıkartırken bile söylediklerine inananlardan değilken / yazmak böyle bir şey belki de / hakikat diye bir şey olamayacağının bilinciyle / hakikatin öznellikte mi olduğunu / sorumlulukta mı / insanın en temel varlığının kayboluşuyla yitip gittiğini mi / toplumla senin yaratılışın oluşun arasındaki ipliklerde mi gerili durduğunu / düpedüz özgürlükte mi olduğunu bilmeden…” Romanın ana karakteri Lahzen’in parçalanmış, belirsiz, kırık dökük fakat şiirsel anlatımı içinde hakikatin peşine düşeceğimizin farkına varırız bu girişle birlikte. Erbil aynı Woolf’un belirttiği gibi, kahramanının “bir dönem boyunca deneyimlediği kısa süreli izlenimleri yakalamak” için çaba sarf eder. Bu izlenimler boyunca da hem Lahzen’in hem de içinde yaşadığı toplumun gerçekliğine nüfuz etmeye başlarız.


Bölük pörçükmüş gibi gözüken anlatı ise gerçekliğin bir anda yakalanan fragmanlarının metnin ritmiyle kaynaştırılmasıyla bütünlüğe kavuşmaya başlar. 1920’lerin İngiliz düzyazı şiir geleneğini, modernistlerin dilin yapısıyla oynayan, bozan ve yeniden kuran teknikleriyle birleştiren bu anlatım tarzı kadansları, vurguları ve tonu ile ele geçirilmesi zor bir görüntüyü yakalamak ister gibidir. Leyla Erbil tam da burada yaslandığı geleneği aşarak hakikati açığa çıkarmak çabasına girişir. Mesela Virginia Woolf, yaşamın içinde bir anlığına görünüp kaybolan o anların yakalanabileceğini, tüm yazınsal çabasının buna adandığını söyler. Fakat gerçeği yakalayacağına dair inancı belirsizdir. Oysa Erbil tam tersine Lahzen aracılığıyla bunu gerçekleştirmeye yaklaşabileceğini düşünmüştür. Bu anlamda romanın anlatıcısının ismi de tesadüfü değildir. Lahzen kelimesi, hem göz ucuyla bakma anlamındaki lahzeye hem de an anlamına gelen lahzaya gönderme yapar. Göz ucuyla bakılan, anlık izlenimleri yakalayan anlamına gelir Lahzen.

Lahzen kelimesi, hem göz ucuyla bakma anlamındaki lahzeye hem de an anlamına gelen lahzaya gönderme yapar. Göz ucuyla bakılan, anlık izlenimleri yakalayan anlamına gelir Lahzen.

Aynı zamanda Lahzen’in normalliği reddeden aklı sayesinde gerçekliğin farklı biçimlerini sezinleyebildiğini fark ederiz Kalan’ı okurken. Egemen olan tarafından belirlenen normların parçalanması, hakikatin farklı var oluşlarına dair bir bilincin açığa çıkmasını sağlar. Lahzen’in sayıklamaları arasında hem unutturulmaya çalışılan tarihi gerçekler aracılığıyla geçmişi hem içi boşaltılmaya çalışılan şimdiyi hem de belirsiz ama umutla bakılması gereken geleceği zihninde canlandırır okuyucu. Sonuç olarak Kalan, hakikati arama çabasının beyhudeliğini vurgulayanlara karşı kararlılıkla gerçeğin peşine düşmenin yollarının aranması gerektiğini vurgulayan bir roman olarak adlandırılabilir.


Bazı yazarların edebiyata yeni bir soluk getirmeye yazgılı olmasından bahsederek başlamıştık yazıya. Fakat her yazar tüm yazınsal hayatında bunu başarma, ustalığa ulaşma, bu ustalıkla sonsuzluğa ulaşma onuruna erişemez. Leyla Erbil bu yazgıyı omuzlayıp tüm hayatına yaymayı başarmış azınlıkta yer almasıyla da bu ustalığı ödün vermeksizin sürdürme inadıyla da anılacak ülkemiz edebiyatında.