top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Eli, Eli Lema Şevaktani?*

"Çarmıh yapıcı bu marangozlar, o günden bugüne herkese kendi çarmıhını yapmayı öğretmiş ve ellerine imanları ölçüsünde çiviler vermişlerdir."


Hicret Birik


İsa Mesih, aslında beklendiği andan itibaren, sırtındaki çarmıhı, usta bir incelikle yapan marangozlara iade ederek, yeryüzüne inmiştir. Çarmıh yapıcı bu marangozlar, o günden bugüne herkese kendi çarmıhını yapmayı öğretmiş ve ellerine imanları ölçüsünde çiviler vermişlerdir. Buna Magdalalı Meryem şahittir, bir de ben: Terbiyesini uyumsuz bir dile kurban eden, ahlaksız bir öykücü...


Nizamettin’in üç çocuğu vardır. Suratsız bir karısı. Hasta bir anası. Cebeci’de Posta Müdürlüğü’nün girişinde kartpostal ve pul satıcılığı yapar. Boyunca bir tel tezgâha yerleştirdiği; simli, Noel Baba’lı, Şeker Kız Candy’li, kara bulanmış köy manzaralı, içinde ördekler yüzen durgun nehirli kartpostalların önünde küçük bir tabureye oturup kaçış planları yapar. Bakışları aşağıya doğrudur. Gözlerini kapatır.


Saçları üçe vurulmuş bir oğlan çocuk, elinde bir sapanla erik ağaçlarını taşlar. Yere düşen çağla eriklerini toplayıp kazağının içine doldurur. Eliyle tuttuğu kazağının altından göbeği görünür. Pantolonunun üstüne çıkmış mavi donunun, Superman desenindeki kırmızı pelerin küçük bir leke gibi kemerinin üzerinde sallanır. Toprak yolun her iki tarafı çimenlerle çerçevelenmiştir. Arabaların geçtiği ana caddeye çıkar. Kırmızı ışıkların olduğu yerde durur. Her kırmızı ışıkta arabaların önüne atlar. Beş çağlayı, bir liradan satar. Arada, ağzına attığı çağlanın yumuşak çekirdeğini yanlışlıkla ısırır. Süt mü yoğurt mu demeden, yere tükürür. Öğlene doğru boşalan kazağını düzeltip üstüne yapışan çer çöpü silkeler. Tekrar çimlerle çerçevelenmiş toprak yola girer. Çağla ağacının sahibi, ağacın altında öfkeyle dolanmaktadır.

Nizamettin gözlerini açar. Başı hala aşağıya doğrudur. Gözleri ıslak zemine bakar. Serfinaz’ı düşünür. Karısı. Üç çocuktan sonra, düzlükten tepeliğe dönüşen göbeğinin üstündeki, dişilikten aforoz edilme nedeni zavallı memelerinin altları sürekli pişer ve kaşınır. Kaşıdıkça, gri kir topakları parmaklarının altında birikerek eteklerine dökülür. Sevmez, sevilmez, sevişmez. Nizamettin her gece düşünde, kırmızı fileli çoraplarıyla bir kadın görür. Sabah olunca, Serfinaz kazanın altındaki ocağa odun atmıştır. Düşten çıkan Nizamettin duşa girer.


Ağaçların sıklaştığı yoldan üç köpek çıkar karşısına. Dilleri dışarda, korkusunu ölçerler. Yüksek miktarda adrenalin salgılanır küçük çocuktan. Köpekler, kaç git dercesine hırlarlar. Çocuk kaçar, köpekler kovalar. Korku başa beladır. Zaman ne olursa olsun, korku başa bela olmaya devam edecektir. Neyse ki, köpekler ısırmadan hedefine ulaşır. Ellerini dizlerine dayayıp nefesinin ritmini düzenlemeye çalışır. Köpekler kapının önünde durup birbirlerine bakarlar. Birinin ödünü koparmanın verdiği övünçle, başlarını yukarıya kaldırarak, siktir et gitsin, dercesine uzaklaşırlar. Oğlan çocuk kırmızı, sarı, mavi filelere konulmuş toplara bakar. Gözleri zar zor gören bakkal, eline uzatılan sekiz lirayı sayar. "Hangisini vereyim?" der. Kırmızı fileye doğru işaret parmağını uzatır çocuk. Fileden çıkarıp yere vurur. Düz bir fırlayışla geri dönen top, yumurta değildir, iş görür. Ayağında ve dizinde artistik hareketler yaparak evinin yolunu tutar. Mahallenin çocukları uzaktan hayranlıkla bakarlar. Taşlardan kale yapılır. En yavaş olan iki kişi kalelere yerleştirilir. Eve gidince babalarına; topu nasıl tuttuklarını, kalede çok iyi olduklarını, işte bu yüzden orta sahada, santraforda, defansta oynamadıklarını, futbolda kalecinin en önemli oyuncu olduğunu anlatarak kendi kandırılmışlıklarını, kendilerine söyledikleri yalanlarla bezerler.


Nizamettin’in annesi kemik kanseridir. Her gün onlarca kemiği kendi kendine kırılan kadın, “Ben babandan da alışkınım bu acılara, gençtim o vakitler, sen olmasan katlanmazdım” der. Nizamettin yeryüzünde yürüyen bir günah gibi içine gömülür. Varlığını metal bir küretle kazımak ister. “Kalp atışlarını duyuyoruz, olmaz artık” diyen ebesine, ağzından tükürükler saçarak küfür eder. Nizamettin oral küfürcüdür, ağzında, öncelikle ebesinin olmak üzere bir çok kişinin bacak arasıyla dolaşır. Kimi zaman da hem ebesine hem babasına hem dedesine hem de dıdısının dıdısına küfreder. Çünkü, Nizamettin toplu küfürden hoşlanır. Çocuklarını düşünür sonra, üç kumarbaz yanılgısı, üçü de kız. Ağzındaki küfürlerden utanır. Başını kaldırıp gökyüzüne bakar. Gözlerini kapatır. Hava temiz ve ıslaktır. Göz kapaklarının altı göğün berraklığıyla aydınlanır.


On sekiz, bilemedin yirmi yaşlarında bir genç, onaltı kişilik bir grubun sekizinci sırasında, üstünde beyaz formaları ve kırkbir numara kramponlarıyla yeşil sahaya çıkar. Çekişmeli bir maçın kral oyuncusudur. Karşı takıma iki gol atar. At gibi koşarkene, "Abi bunun fiyatı nedir?" diye soran bir sesle, it gibi geri döner oturduğu tabureye.


Şimdi Nizamettin, kırk yedi yaşındadır. Üç çocuğu vardır. Suratsız bir karısı. Hasta bir anası. Beş yerinden çarmıha çivilenmiştir. Elleri, ayakları ve kafası. Sırtındaki çarmıha sinen kan, tahtanın- ya da toprağın da diyebiliriz- belki de boşlukta duran bir imgenin rengini yavaş yavaş kırmızıya boyamaktadır. Nizamettin gökyüzüne dönük gözlerini açar ve, "Eli, Eli lema şevaktani?" diye haykırır.

* Tanrım, tanrım beni neden terk ettin? Matta 27/46


-gamma.jpg
bottom of page