top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Yazarın fotoğrafıLitera

Öykü: Masum

"Elmas düşünceleri ile baş edemeyince sıcağa aldırmadan, başına mor yemenisini, yanına uykularını kaçıran kaygısını aldı. Attı kendini sokağa…"


Nagehan Dermancı


Elmas, midesini yakan acı safranın genzine doğru yükselmesi ile uyandı. Gece yaşadıklarından utansa da kasıklarının ısınmasına engel olamadı. Gözlerini tekrar kapattı. Kömürlüğün rutubet kokusunu hissederek, yaşadıklarını gözünde canlandırdı. Tekrar benzer hazzı yaşadı. Külotunun ıslandığını hissetti. Pırıl pırıl aydınlık gün evinin içine doğmuyordu. Yeni alışkanlığı sigarasına uzandı. Evin ter ve idrar kokusuna bir de sigara kokusu eklendi. İçerden küçük kızı Esin ile üvey oğlu Harun’un sesi geliyordu. Acıkmışlardır diye düşündü. O esnada bir bulantı dalgası daha yükseldi midesinden boğazına. Keyifsiz çıktı odasından. Bütün keyif, gece yarısından sonra kömürlükte Bekçi Hasan ile yaşadıklarındaydı. Gürültüyle çalışan buzdolabının kapısını açtı. Ne vardı ki, ne yiyeceklerdi. Kendine acımayı bırakalı çok olmuştu da şu el kadar kız çocuğu ile akıldan noksan oğlana acıyordu. Çıkardığı sütün içine bayat ekmekleri doğradı, toz şeker döktü yarım ağız çocuklara seslendi. Harun on dokuz yaşındaydı, zeka yaşı üç mü dedilerdi beş mi? Esin kadar düşünüyordu işte o da. Kör olası kocası, Harun’un anası ölünce nerden bulmuşsa bulmuş Elmas’ı istetmişti. Elmas çok mu meraklıydı pörsümüş Veli’ye ama Almanya’ya giderim umuduyla he, demişti.


Harun’u Elmas’a emanet etmiş, karnına Esin’i koymuş gitmişti. Beş yıldır dönmedi. Ayda yılda bir arar, binde bir de Elmas’la çocukların geçimine yetmeyecek miktarlarda para gönderirdi Veli. Harun tertemiz bir çocuktu. Kötü bir şey değil iyi şeyler bile düşünemezdi. Güçlü kuvvetliydi. Evin yanından geçen tozlu yoldan; kışın soğuktan, yazın sıcaktan muaf gibi her gün ilçenin merkezine kadar on tur gider gelirdi. Maddi sıkıntıları artınca, Elmas’ın tek arkadaşı Mehtap, Harun’u evin yakınındaki oduncuya odun kırmaya ver elinizin harçlığı olur, dedi. Elmas’ın da aklına yatınca Harun odun kırmaya gider oldu. Getirdiği üç kuruşta, yoklukta ilaç etkisi yarattı. Mehtap bir an önce gelseydi, gelseydi de Elmas’ın korkularına teselli olsaydı. Mehtap için de mahallelinin ağzı hiç durmuyordu ya… Yok orospuymuş. Yok gittiği bahçe işlerinde usta başı ile yatarmış, yok oduncuyla da arası iyiymiş. Kimse demiyor ki Mehtap orospu olmasın da ne yapsın. Gıt gıt Nazmi diyorlar adama, çoktan unutulmuş onun bakkal Nazmi olduğu. Kim ister böyle bir adamın karısı olmak. Mehtap’ın düşüp kalktığı adamdan fazla Nazmi’nin yattığı adam sayısı. Elmas düşünceleri ile baş edemeyince sıcağa aldırmadan, başına mor yemenisini, yanına uykularını kaçıran kaygısını aldı. Attı kendini sokağa…

Mehtap, bakkal dükkanının kapı ağzında pervaza dayanmış sigara içiyordu. Üzerinde sıkı kalçalarını saran tiril tiril siyah bir etek, taş gibi göğüslerini belirginleştiren yarım kollu beyaz bir bluz, zihninde bölük pörçük düşünceler vardı. Sıcağın etkisi öğlen olmadan fazlaca bunaltıyordu. Elmas'ı görünce elindeki sigarayı, kapının önünde duran eski boya kutusunun içine attı. Elmasla beraber bakkal dükkanının içine girdi. Elmas, gözüne her zamankinden daha çirkin, daha sıska, daha kirli göründü.

‘’Ne oldu kız Elmas, neyin var diye sordu?’’

“Yandım ben, Mehtap Abla!”

‘’Hamileyim’’ dedi.

Mehtap’ın yüzünden kan çekildi.

“Kız nereden biliyorsun, korkutma beni de.”

“Abla, bilmem mi?”

Mehtap bir tabure verdi Elmas’a. Bir tabure de kendine çekti. Derin bir sessizlik oldu.

Mehtap, ben de bugün sana uğrayacaktım. Burgazan Nefise, her yerde Hasan ile seni konuşuyormuş, dedi. Burgazan Nefise, ilçenin kepçesiydi. Ortalığın karıştığı her olayda parmağı vardı. Beğendiği gençlerin çöpçatanlığını yapar, sevmediği herkesin kirli çamaşırlarını sokaklara saçardı. Koca gerdanlı, koca gözlü, Allah için açık sözlüydü.

“Bu sıcakta üşenmiyor da bu koca götlü Nefise kapı kapı dedikodu yapmaya.”

“Abla, ben bu işin içinden nasıl çıkacağım “

“Önce bir emin olalım, Elmas”

“Eminim abla, daha nasıl belli olsun.”

Mehtap, bir kez daha daldı, derin sessizlikle kendi düşünce deryasına.

Kim inanırdı, Elmas’ın kocasının gelip onu hamile bıraktığına. Ne denirdi, ellerinde çekirdekle iki kadını, izleyen mahalleliye. Elmas saftı da geceleri, koynuna aldığı heriften hamile kalacak kadar saf mıydı?

“Dur bakalım karalar bağlama hemen”

“Bakarız bir çaresine”

Elmas ile Mehtap’ın konuşmasını bakkal dükkanına üst üste gelen müşteriler bölünce Elmas, üzerindeki kasvetle Mehtap’ın duyup duymadığından emin olmadığı bir veda ile çıktı dükkandan. Sağlık ocağına vardığında, dışarının sıcağını izole etmiş binada biraz soluklandı. Hemşireye, kendisini tanımasından korkarak, gebelik testi yaptırmak istediğini söyledi.

Damarından alınan kanla birlikte yok olup gitmek istedi. Test sonucu, mutlu evliliği olanlar için müjdeli haber, Elmas gibiler için ölümün habercisi idi. Gebeydi. Göz yaşları sel oldu. Kendine söylendi. Bir çift tatlı söze, güler yüze kandın Elmas. Daha ilk buluşmada, ayırdın bacağını, şimdi ayıkla pirincin taşını.

Akşama Hasan’a anlatmalıydı.

O akşam gelmedi Hasan.

Ve bir daha hiç gelmedi. Elmas, önce telefonda derdini anlatmaya çalışsa da sonra aradığı numaralardan ulaşamadı. Karakola gidip onu görmeye cesaret edemedi. Zorla mı yattım seninle demişti en son telefon görüşmelerinde. Ben evli barklı adamım düş yakamdan.

Düş yakamdan…

Düş yakamdan…..

Mehtap, teselli etmeye çalışsa da Elmas, çocukla ne yapacağını düşüne düşüne zayıflamış, adeta kuru bir kabuğa dönüşmüştü. Karnı büyüdükçe sokağa hiç çıkamaz olmuştu.

Yağmurun, çayırları, çimenleri, ağaçları yıkadığı bir gün, Mehtap kapıyı çaldı. Kuru tek bir yeri kalmamıştı. İçeri zor attı kendini. Elmas, bir çözüm buldum, dedi. Sesinde ne heyecan vardı ne sevinç. Bulduğu çözüm sanki onu da huzursuz etmiş gibiydi.

“Aç kulağını dinle!”

Elmas, heyecanlandı.

“Mahalleli, Burgazan Nefisenin de yaygarası ile hamile olduğunu anladı. Herkesin dilindesin.”

“Çatlatma beni, abla kurban olayım”

“Harun’dan bu çocuk diyeceğiz.”

“Abla, delirdin mi?’’

‘’Ne var gerizekalı değil mi? Erkek değil mi?’’

“Deme öyle abla günah, nasıl atayım böyle bir iftirayı? Masumdur Harun”

“Tertemiz çocuk bilirim, Elmas var mı başka çare?’’

O esnada Harun gövdesinden büyük başını yana eğerek odaya girdi. Coşkulu bir neşe, hülyalı gözlerle Mehtap’a hoşgeldin dedi.

İki kadın işlediklerini bildikleri hiç bir günahtan utanmadılar Harun'dan o anda utandıkları kadar. Bu utancı bastırmak için Elmas, hem bu sana yanık, abla dedi. İki kadın keyifsiz gülüştüler. Bu günahın elbet bir bedeli olacaktı.

O kış, çok çetin geçti. Kar ve soğuk hayatı daha da zorlaştırdı Elmasın evinde. Elmas, Hasan’a bol bol ah etti. Hasan hiç duymasa da ağız dolusu küfür etti. Esin, sık sık hastalandı. Harun odun kırmadığı günler, ilçenin merkezine sol kolunu sağa göre daha fazla sallayarak, başı sol tarafına yatmış vaziyette hızlı hızlı gitti gitti geldi. Doğum vakti yaklaşırken, Elmas’ın normali de kayboldu. Büyüyen karnı, konuşan bir yaraya dönüştü. Bazen karnından sessiz çığlıklar işitti.

Neredeyse her gün aynı şeyi sayıkladı. Harun, masum.

Mevsim bahara dönerken, Elmas, Harun için Esin için, şiştikçe hiç susmadan konuşan yarası için bir karara vardı. Kafasında ulaştığı karar, dokuz ay boyunca demlendi. Elmas'ın bakışları değişti. Derin, kabuslu rüyalara daldı. Uyudu. Hem de çok uyudu. Yağmurlu bir akşam üzeri, karanlık bulutlar, herkesin ruhunu karartmışken, bacaklarından akan suya bakarak Mehtap’ı aradı. Sesi dingin, korkusuz ve donuktu.

“Vakit tamam abla ”

Mehtap, şahit olacaklarından tedirgin olsa da, Elmas'ı alarak evden çıktı. Çocuklar o gece boşuna beklediler Elmas’ı. Ertesi gün Elmas, yanında Mehtapla yorgun ve solgun döndü. Karnı sırtına yapışmıştı.

Pırıl pırıl bir bahar sabahı Burgazan Nefise, elindeki Pervasız gazetesi ile kapı kapı dolaşmaya çıktı. Haberi okuyanlar var mı acaba Nefise?

Öyle mi ki?

Almayalım garibin günahını.

Günahı vebali boynuna artık diyerek okudukları, duydukları, tahmin ettikleri günaha ortak olmak istemediler. Oysa ki bilirlerdi ki Burgazan Nefise’nin de nevi şahsına münhasır bir ahlak anlayışı vardır. Dedikodu yapsa da yalan söylemezdi. Ve tahminleri de şaşmaz bir iç güdüyle hep doğru çıkardı. Fakat Pervasız gazetesinin o günkü haberi, ilçedeki hiç kimsenin gerçeği ile yüzleşmek istemeyeceği türdendi.

bottom of page