top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Yazarın fotoğrafıLitera

Öykü: Mavi Kuşlu Nevresim

"Bütün çiçekler iyi niyetle açar fakat bazı kuşlar öyle mi?"

Sibel Oğuz


Yatağımın üzerindeki çarşaf yırtılmış. Annem görse yenisiyle değiştirirdi muhakkak. Kirli yatakları sevmez, düzensiz yatakları da. Temiz bir nevresim takardı yorganıma. Geçenlerde aldı yılbaşı indiriminden. Üzerinde mavi kuşlar var. Uğur getirsin, dedi. Ben, içinde pembe gülleri olan bir nevresim beğendim ama söylemedim anneme. Dönüp dönüp baktım. Çiçek açan şeyler uğur getirir. Ben ona inanırım, annem ise kuşlara. Bütün çiçekler iyi niyetle açar fakat bazı kuşlar öyle mi? Ama bazı zamanlar annelere söz anlatmak bir annenin çocuğuna söz anlatmasından çok daha zor olduğu kesin. Mavi kuşlu nevresim alınacak, alınmalı. Salgında iki yıl eve tıkılan annem özgürlük istiyordu belli.


Her neyse, nerede kalmıştık? Mağazada. Satıcı ağabeyle göz göze geldik. İçimden geçenleri anlamıştı. Söylemedi fakat bakışlarıyla anlattı. Anneni kırma, dedi. Kuşlar özgürlüktür, dedi. Mavi kuşlar uzun yaşam demek, dedi. İnandım. Bir nevresimin beraberinde felaket getireceğini nereden bilebilirdim. Annem de bilmez, bilse ısrar eder mi? Mavi kuşun ağzında bir sır sakladığını bilse eve sokar mı? Bazı kuşlar haber taşırmış bazıları ise ölüm. Süleyman Peygamberin kuşları ise söz taşırmış, babam söyledi. Düşündüm de bir kuş bu kadar yükün altından nasıl kalkabilir? Sorumluluk zor şey, ödevlerimden bilirim.

Mağazadaki ağabey ile sessizce konuştuk. Sinemanın sessizi olur da konuşmanın olmaz mı? Bir melodikanın birbirini tamamlayan iki tuşu gibiydik. Anladım ki iyi bir arkadaş demek yanı başında olmaktan öte aynı dili konuşabilmekti. Ben bunları düşünürken mağazaya yeni müşteriler girdi. Sadece babalar ve sadece anneler. Satıcı ağabey çabuk hareket etmek zorunda. Kolay ikna olduğumdan sebep annemin keyfi yerinde. Ben de garip bir kaygıyla etrafı izliyorum. Satıcı ağabey mavi kuşlu nevresimi paketliyor. İyi günlerde kullanın, diyor. Bu dileğin gerçekleşeceği konusunda emin olan annem gülümsüyor. Kuşlara bakıyorum, ağızları açık. Dokunsam uçacak kadar canlı ve sahici gözüküyorlar. İçimde annemin isteğinin yerine getirmiş olmanın verdiği bir huzursuzluk var. Bir şeyler ters gidiyor belli.


Babam dışarıda bizi bekliyor. Kapalı alanları sevmez, kır sever, bayır sever, su sever. Bu sebepten adımı Nehir koymuş. Durmadan ak, demiş. Kurak günlerin yakın olduğunu düşünememiş. Babalar da yanılır elbette. Kimler yanılmadı ki! Hâlbuki Ay koysaydı adımı, her gece doğsaydım yeniden. Bazen babama ne olmak istersin desem, yüksek bir dağda keven çiçeği olmak istediğini söyler. Babalar hep zor olanı mı seçer? Bir ay sonra cansız bir eli tutacak kadarını mı? O bana "Ne olmak istersin?" diye sorduğunda fotoğrafçı derim. Okuma yazma öğrendiğimden bu yana ne benim fikrim değişti ne de babam keven çiçeği olmaktan vazgeçti. Babamın kızıyım nihayetinde. Kolay vazgeçmek bize göre değil.


Yarın okullar açılacak. On beş gün ne çabuk geçti? Çantamı hazırlamalıyım. Bu dönem teşekkür aldım. Yıl sonunda taktir alırsam babam fotoğraf makinesi sözü verdi. Bu demek oluyor ki matematikle aramı iyi tutmalıyım. Bazı zamanlar bazılarıyla iyi geçinmek gerek. Sayılar olsa bile. Problem çözmede yetenekli değilim. Problemin kendisini de sevmem. İyi bir fotoğrafçının yolu iyi matematikten geçmez. Fakat istediğim bir şeye sahip olmak için bazı bedeller ödenmeli. Babamın ezberlediğim sözü. Sahi babamın tuttuğu el kimin bedelini ödüyor? Ben neredeyim? Nevresimim yırtılmış, mavi kuşlar çoktan uçmuş. Gökyüzü tozlu, bulutlu, kapalı, güneş açmayacak belli. Birazdan babamın ellerinde dikileceğim toprağa, yağmur can suyum olacak. Belki de pembe çiçek açacağım, bütün çiçekler iyi niyetle açar öyle değil mi?


Bugün toprakla bütünleşeli dördüncü günüm. Alıştık birbirimize. İnsan özünü yadırgar mı hiç? Kuşlar geldiler ziyaretime. Ağzında çiçek kırıntısı getirdi biri. Bıraktı rastgele toprağın üzerine. Bunlar mavi kuşlar değil, Süleyman Peygamberin söz taşıyan kuşları. Evet, muhakkak onlar. Adımı biliyorlar.

Aralarında konuşurken Nehir Leyla dediklerini duydum.

Yakında sergi açılacak. Duvarın birinde 4.17'yi gösteren bir saat asılacak. Geçmek bilmeyecek zaman. Benim fotoğrafım açık ara farkla yılın en iyi fotoğrafı seçilecek dediler. Daha doğrusu fısıldadılar. Bunun bir sır olduğu kesin. Oysa ben bu yarışmaya aday değildim. On sekiz yaş altı katılamaz denilmişti. Kurallar çiğneniyor belli.

Babam ödülümle gurur duyacak, her babanın hakkı bu. Fakat yılın fotoğrafı benim kadrajımdan değil. Öyleyse yılın kahramanı kim ve benim celladım hangi şehirde kurbanını seçiyor?

Commentaires


bottom of page