• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Sihirbaz’ın oğlu

Rindert Kromhout’tan, Thomas Mann’ın Oğlu Olmak. Alman yazarın oğlu Klaus Mann’ın başkahraman olarak karşımıza çıktığı kitap hem baba-oğul ilişkisine hem de edebiyat çevrelerine odaklanıyor.

Yavuz Arkın


Rindert Kromhout, 2016 yılında yazdığı orjinal adı Een Mann olan Thomas Mann’ın Oğlu Olmak kitabında, Alman yazar Thomas Mann’ın oğlu Klaus Mann’ı, gerçeklere dayanan bir tarihi roman tadında okurlara sunuyor.


19. yüzyıldaki Almanya’nın panoramasını sunan ve Mann ailesini yakından tanıma fırsatını bulduğumuz kitabın otobiyografik unsurlar barındırdığını söylemek mümkün.


"Bakın şu Klaus Mann’a, ne kadar da enteresan ve harika bir gençmiş, babası Thomas Mann büyük bir yazardı ama özellikle büyük oğlunu da yabana atmamak gerekiyor,’ diye düşünür.

Peki, benim derdim bu mu?

Korkarım bu.

Temmuz 1926, Münih" (s. 7)


Bu satırlarda 19 yaşındaki Klaus’un, Mann soyadını aşmış bir yazar olma arzusunu görüyoruz. Klaus, babası dışında diğer aile fertlerinden de etkileniyor. Bu kişilerin başında amcası Heinrich Mann ve ablası Erika yer alıyor. Önemli birinin oğlu ve kızı olunca çocuklar da kendilerini babaları gibi özel hissetmek için dikkat çekmeye çalışıyor. Yalan söylemek, hırsızlık yapmak, kaba olmak, aralarında bir yaş varken kendilerini ikiz kabul etmek ve başkaldırmak dikkat çekmek için çocukken başvurdukları davranışlar oluyor. Klaus, on üç yaşlarında da ihtiyacı olmadığı halde bastonla gezmeye başlıyor. Böylece yürürken herkes ona dikkatle baksın istiyor.


“Sen babandan nefret etmiyor musun?” diye sordu.

“Neden edeyim?”

“Bunun için birçok nedenin var.”

“Yok, bu doğru değil.”

“Tamam o zaman, ondan nefret etmiyorsun, ondan korkuyorsun.”

“Saçmalık.”

“Öyle mi? Saçmalık mı bu? Neden cesaretin yok o zaman?”

“Kapat bu konuyu.”

“Neden kapatacak mışım? Bana sen anlattın.”

“Evet şimdi pişmanım. Habire bu konuda kafa ütüleyeceğini bilsem anlatmazdım.” (s. 12)

Paris’te tanıştığı arkadaşı René ile aralarında geçen bu diyalog bize babasından nefret etmediğini düşündürüyor.


Klasik bir baba oğul ilişkisi aslında aralarındaki; Klaus her ne kadar babasından hoşlanmasa da yaşadığı hayat ve tercihleri onun bir benzeri olduğunu saklayamıyor bizden. Hatta bunu aşk hayatındaki tercihinde bile bariz bir şekilde görebiliyoruz.

Soyadının gölgesinde kalmak istemeyen Klaus, Paris’te kısa öyküsünü yazdığı sırada gittiği bir sergide; Tom, James ve Ernest ile tanışıyor. Bu tanışmanın onun üzerinde elbette bir etkisi oluyor.


Ayrıca bu sayede