Yaratıcılık Ritüelleri 60 Barış Müstecaplıoğlu: "Her romanımı bir sonrakini daha da iyi yazabilme arzusuyla sorguluyorum."
- Semrin Şahin

- 30 Eyl 2025
- 5 dakikada okunur
"Bugüne kadar milyonlarca kitap yazılmış, bunların yanına bir tane daha koyacaksam, kuru kalabalık etmemek adına o kitabın diğerlerinden bir farkı olmalı." Semrin Şahin, yazarların yazım süreçlerine odaklanan Yaratıcılık Ritüelleri söyleşilerinde bu hafta Barış Müstecaplıoğlu'nu ağırlıyor.

Yaratıcı sanatlarda akışta kalmanın, kendimizi yaratma anının içinde tutarak, sürüklenmeden kalabilmenin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçek. Bizi “an” a döndürecek bazı küçük totemler, seremoniler, bazı ritüellerin olmasının yaptığımız çalışma üzerinde odağımızı canlı tuttuğuna dair çalışmalar mevcut. Bu anlamda birçok yazarın günlük yazma alışkanlıkları olduğunu da biliyoruz. Yazmaya başlamadan önce yaptığınız ritüeller var mı?
Yazmaya başlamadan önce düzenli yaptığım bir ritüel yok ama kendimi romanıma odaklamak için uyguladığım çeşitli yöntemler var. Müzik bunların başında geliyor, o gün öykümde nasıl bir duygu işleyeceksem içimde o duyguyu uyandıracak tarzda müzikler dinlemeyi seviyorum. Karakterlerim hüzünlü mü, heyecanlı mı, korkuyor mu, o bölümde yaşayacakları olaylar onlarda ne hisler uyandıracak, müzik seçimimi buna göre yapıyorum. Bunun dışında günün yoğun temposu içinde yazmaya odaklanmak da ayrı bir çaba gerektirebiliyor. Yirmi beş yıldır roman yazmanın yanı sıra tam zamanlı bir işte çalışıyorum, küçük bir kız babasıyım, hayatta yazarlık dışında farklı rollerim de var. Akşam bilgisayarın başına geçince bu rollerden sıyrılıp tümüyle yarattığım diyarlara ve öykülere yoğunlaşmak için çeşitli hatırlatmalar kullanıyorum. Örneğin o romanı neden yazmak istiyorum, hayatımın geri gelmeyecek birkaç yılını neden o kitaba adamayı anlamlı buluyorum, bununla ilgili bir yazı yazıyorum, romana odaklanmakta zorlanırsam bu yazıyı açıp okumak faydalı oluyor. Bazen kitaptaki öyküyle ve temayla ilgili görseller bulup bilgisayarımın ekranına koyuyorum, onlara bakmak içimde yeniden yazma ve o öyküyü insanlarla buluşturma heyecanı uyandırıyor. Altın Uygarlığın Mirası’nı yazarken ekranımda Arhavi ormanlarının büyüleyici manzaraları ve arı kovanları vardı.
Dr. Seuss olarak bilinen yazar ve illüstratör Theodor Seuss Geisel, geniş bir şapka koleksiyonuna sahiptir. İlham gelmediğinde, dolabının başına gider, koleksiyonundan seçtiği bir şapkayı takar ve fikir bulmayı beklermiş. Ne hikmetse mutlaka parlak bir fikirle şapkayı başından çıkarırmış. Siz yaratım tıkanması yaşıyor musunuz ve bu tıkanmayı aşmak için neler yapıyorsunuz?
Uzun zamandır pek yaşamıyorum, ama yazmaya ilk başladığımda bu çıkmaza girdiğim olmuştu. Öykümün hayal ettiğim şekilde ilerlemediğini, kaybolduğumu hissedip onlarca sayfayı silmiş, en başa dönmüştüm. Bu deneyimi yaşadıktan sonra, mühendis zihnimle kendime farklı bir yol çizdim. Çok uzun zamandır kitap yazarken “adım adım ilerleme” yöntemini kullanıyorum. Yeni bir romana başlamadan önce ilk birkaç ay sadece hangi konuda yazacağımı, ne tür bir öykünün ve temanın bana en az bir yıl çalışma heyecanı vereceğini düşünüyorum. Bugüne kadar milyonlarca kitap yazılmış, bunların yanına bir tane daha koyacaksam, kuru kalabalık etmemek adına o kitabın diğerlerinden bir farkı olmalı. Bu farkı nerede yaratacağıma odaklanıyorum, kurguda mı karakterler de mi bir yenilik yapacağım ya da daha önce hiç işlenmemiş bir konuda mı yazacağım? Bu soruların cevabını bulduktan sonra ikinci adıma geçiyorum. Sadece üç dört sayfalık bir roman özeti yazıyorum. Öykü nasıl başlayacak, nasıl bitecek, ana karakterler kim olacak, çatışma nereden doğacak, yalnızca bunları belirliyorum. Böylece amacım üç yüz sayfalık bir kitap yazmaktan üç dört sayfalık bir metin yazmaya indirgeniyor. Bir sonraki adıma geçerken elimde bir yol haritası oluyor. Üçüncü aşamada romanın bölümlerinin özetlerini yazıyorum, genelde yirmi, otuz arası bölümün kurgusunu tek tek hazırlıyorum. Bir sonraki adımda romanı taslak olarak yazıyorum, elimde kurguları hazır bölümler olduğu için yolda kaybolmuyorum. Son aşama bence en zorlusu, artık yaratma keyfi olmadan, sabır gerektiren teknik bir çalışma yapmam gerekiyor. Metni defalarca dikkatle okuyarak diyalogları, tasvirleri, anlatım dilini iyileştiriyorum. Kelime tekrarlarını temizliyorum, yanlış kullandığım bir deyim yakalarsam düzeltiyorum. En sonunda, artık bundan daha iyisini yapamam diye hissettiğimde, yayınevine göndermeye hazır oluyor.
Yaratıcı çalışmalar yaparken hiç engellerle (iş ortamı, zamansal sorunlar, yazdıklarınızın görünür olmaması gibi engellerle) karşılaştınız mı? Bu engellerle nasıl mücadele ettiniz? Tam aksine sizi destekleyen ve yolunuzu açan kişiler oldu mu?
Geçmişte tanıştığım insanları kolayca hayatıma kabul ederdim, etrafımdaki kişilerin ruh halime etkisini fark edince bu konuda çok daha seçici davranmaya başladım. Bazı insanlar size yaşama ve üretme enerjisi verir, başarma arzunuzu artırır, bazıları ise enerjinizi emer, hayata sürekli olumsuz ve ümitsiz bakarak sizi atalete sevk eder. Ben arkadaşlarımı ve birlikte çalışacağım kişileri ilk gruptaki kişilerden seçmeye özen gösteriyorum.
Hayatta her zaman engellerle karşılaşırız. Önemli olan düştüğümüz yerden kalkabilmek ve yola devam edebilmek. Ben bunu yaparken neden düştüğümü anlamaya da önem veriyorum. Nerede hata yaptım, neyi daha farklı yapabilirdim diye kendime soruyorum. Yazdığım kitapları da bu gözle inceliyorum, eleştirmen ve okur yorumlarına önem veriyorum. Her romanımı bir sonrakini daha da iyi yazabilme arzusuyla sorguluyorum. Bu arayış ruhumu ve zihnimi zinde tutuyor.
Yazmaya başladığınız dönemdeki duygularınızla şimdi hissettikleriniz aynı mı? Bu süreçte yazarlığınızda nasıl yol aldınız?
Yazmanın benim için anlamı değişmedi. Yazarlığın dışında tam zamanlı bir işte çalışıyorum, bu işten kazandığım para geçinmeme yetiyor. Bu yüzden kitaplar benim için bir geçim kaynağı haline gelmedi. Romanlarım çok satmazsa kiramı ödeyemem diye düşünmek zorunda kalmadım. Yirmi beş yıldır sadece keyif aldığım ya da o konuda yazmayı anlamlı bulduğum için yazıyorum. Eskisinden çok daha fazla okunmak beni mutlu ediyor, ama maddi getirisi yüzünden değil, daha çok insanın ruhuna dokunabildiğim için iyi hissediyorum. Yazarlığımın ilk döneminde, fantastik edebiyat ülkemizde çok daha az biliniyordu, yerli bilimkurgu ise daha da zayıftı. Bugün saygın edebiyat dergilerinde bilimkurgu kapak konusu oluyor, okullarda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri öğrencilerine fantastik romanlarımı okutuyor. Edebiyatımızda hayal gücüne ve yaratıcılığa yirmi beş yıl öncesine göre çok daha fazla değer veriliyor. Bu değişimde bir katkım olduğunu düşünmek güzel bir duygu.
Yazar Julia Cameron “Sanatçının Yolu” adlı kitabında yazarların güçlerini toplamaları için sabah sayfalarından söz eder. Sabah uyanır uyanmaz yazmayı tavsiye eder. Siz sabah mı yoksa gece mi yazıyorsunuz? Yazma rutininiz nedir? Yazarken elinizin altında tuttuğunuz kitaplar var mı?
Hafta sonları kimi zaman gündüz yazdığım da oluyor ama çok seyrek. Yazmak için sessiz sakin bir ortama ihtiyaç duyuyorum, öyküme odaklanmam, yarattığım dünyanın içine girebilmem lazım. Karakterlerimle empati kurmak, yaşadıklarına onların gözünden bakabilmek için onlarla baş başa kalmaya ihtiyacım var. Tam zamanlı bir işte çalışıp çocuk büyütürken buna ancak akşam saatleri, çoğunlukla da geceleri fırsat bulabiliyorum. İyi bir fikir yakaladığımda gece ikiye üçe kadar çalışabiliyorum.
Yazarken elimin altında tuttuğum kitaplar yok ama yazmaya başlamadan önce, öyküyü ve kurguyu tasarlama aşamasında, aylarca araştırma ve okuma yapıyorum. Altın Uygarlığın Mirası’na hazırlık yaparken, Laz kültürü ve mitolojisi, Kolhis Uygarlığı, orman ve arılar hakkında sayısız kitap ve akademik çalışma okudum. Şamanlar Diyarı’nı yazarken Şamanizm, Ahtapotun Rüyası’nı yazarken Dede Korkut öyküleri, Osmanlı Cadısı’nı yazarken geleceğin teknolojileri hakkında benzer araştırmalar yapmıştım.
Ben yaratmış olsaydım dediğiniz bir yapıt (tablo , öykü, şiir, beste vs…) var mı? Nedeniyle birlikte bu yapıtın sizin için anlamını açıklar mısınız?
Benim için diğerlerinden çok daha önemli bir sanat eseri yok, beğendiğim, ilham aldığım çok sayıda eser var. Bir tabloya baktığımda, bir film seyrettiğimde, bir öykü okuduğumda ruhuma dokunan bir yanı ya da sıra dışı bulduğum bir yönü olursa zihnime not ediyorum. Günü gelince yazdığım bir romana bu yönleriyle dahil olabiliyorlar. Başka insanların yarattığı sanat eserlerini ilham kaynağı olarak kullanmak hoşuma gidiyor, bunu yaptığımda asırlar önce yaşamış bir sanatçıyla özel bir bağ kurduğumu hissediyorum. Bir Hayaldi Gerçekten Güzel ve Şamanlar Diyarı isimli kitaplarımda, 15.yüzyılda yaşadığı düşünülen Mehmet Siyah Kalem’in çizdiği yılan kuyruklu yaratıkları kullandım. Onları Tolkien’ın elfleri, trolleri gibi hayali bir ırk olarak kurguladım. Kendi kültürümüzden ve toprağımızdan doğmuş bu tür ilham kaynakları kullanmak eserlerimi zenginleştiriyor. Benim için bugüne kadar yazılmış milyonlarca kitabın yanına bir tane daha eklemeyi anlamlı hale getiriyor.











































Yorumlar