Yaratıcılık Ritüelleri 72 / Hakan Bıçakçı: "Kendimi rutinlerine bağlı memur sanatçılara yakın görüyorum"
- Semrin Şahin

- 2 saat önce
- 2 dakikada okunur
"Yazmak son derece soyut bir uğraş, o nedenle ne yaptığını bilememe, tam olarak emin olamama hali eşlik ediyor çalışma sürecine."
Yazarların yazma deneyimlerine odaklanan Yaratıcılık Ritüelleri'nde Semrin Şahin'in bu haftaki konuğu Hakan Bıçakçı.

Yaratıcı sanatlarda akışta kalmanın, kendimizi yaratma anının içinde tutarak, sürüklenmeden kalabilmenin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçek. Bizi “an” a döndürecek bazı küçük totemler, seremoniler, bazı ritüellerin olmasının yaptığımız çalışma üzerinde odağımızı canlı tuttuğuna dair çalışmalar mevcut. Bu anlamda birçok yazarın günlük yazma alışkanlıkları olduğunu da biliyoruz. Yazmaya başlamadan önce yaptığınız ritüeller var mı?
Yazdığım dönem, özellikle de üzerinde çalıştığım bir romansa, zihnimin bir köşesinde bir klasör açılıyor. Ve süreç başlamış oluyor. İstesem de istemesem de o klasöre bir şeyler dolmaya başlıyor. Yani üzerine düşünmediğim, çalışmadığım zamanlar da üretim sürecine dahil oluyor. Hatta bazen düşününce aklıma bir şey gelmiyor, sonra bir gün durup dururken fikirler üşüşüyor. En temel özet bu sanırım. Tabii bu ilk dönem. Son düzlükte daha disiplinli bir çalışma gerekiyor.
Dr. Seuss olarak bilinen yazar ve illüstratör Theodor Seuss Geisel, geniş bir şapka koleksiyonuna sahiptir. İlham gelmediğinde, dolabının başına gider, koleksiyonundan seçtiği bir şapkayı takar ve fikir bulmayı beklermiş. Ne hikmetse mutlaka parlak bir fikirle şapkayı başından çıkarırmış. Siz yaratım tıkanması yaşıyor musunuz ve bu tıkanmayı aşmak için neler yapıyorsunuz?
Benim böyle teatral, hikayesi olan ritüellerim yok. Kendimi ilhamla çalışan romantik sanatçılardan çok, rutinlerine bağlı memur sanatçılara yakın görüyorum. Yani ritüel değil, rutin önemli olan. Bana kalırsa insanlar “oturdum yazdım” derse sıkıcı olacağı için sonradan böyle ayrıntılar yakıştırıyorlar üretim süreçlerine.
Yaratıcı çalışmalar yaparken hiç engellerle (iş ortamı, zamansal sorunlar, yazdıklarınızın görünür olmaması gibi engellerle) karşılaştınız mı? Bu engellerle nasıl mücadele ettiniz? Tam aksine sizi destekleyen ve yolunuzu açan kişiler oldu mu?
Zamansal sorunlar, başka işler en net engel tabii. Ancak bundan şikâyet etmek kolaycılık. Dikkat dağınıklığı ve odaklanma güçlüğü çağında hemen suçlanacak olan vakitsizlik. Aslında vakit var, bir şekilde zaman bulunur ama Tiktok çağında, odaklanma sabrı kalmadı kimsede.
Yazmaya başladığınız dönemdeki duygularınızla şimdi hissettikleriniz aynı mı? Bu süreçte yazarlığınızda nasıl yol aldınız?
Aynı diyemem ama bambaşka da değil. Yazmak son derece soyut bir uğraş. Ve tüm soyut sanatlarda olduğu gibi ne yaptığını bilememe, tam olarak emin olamama hali eşlik ediyor çalışma sürecine. İlk zamanlarda bu hissin zamanla geçeceğini sanırdım. Geçmiyormuş.
Yazar Julia Cameron “Sanatçının Yolu” adlı kitabında yazarların güçlerini toplamaları için sabah sayfalarından söz eder. Sabah uyanır uyanmaz yazmayı tavsiye eder. Siz sabah mı yoksa gece mi yazıyorsunuz? Yazma rutininiz nedir? Yazarken elinizin altında tuttuğunuz kitaplar var mı?
Ben uzun yıllar gece yazdım. Kırkların ortalarında geceyi okuyup izlemeye, gündüzleri yazmaya ayırmaya başladım. Bu kendiliğinden gelişen bir süreç oldu. Belki ileride yine değişir. Bence herkesin verimli olduğu zaman dilimi farklıdır. Dolayısıyla en iyisi başkalarını değil kendini dinlemek.
Ben yaratmış olsaydım dediğiniz bir yapıt (tablo , öykü, şiir, beste vs…) var mı? Nedeniyle birlikte bu yapıtın sizin için anlamını açıklar mısınız?
Sanat eserlerine sıkça büyük bir hayranlık duysam da “ben yaratmış olsaydım” hissim olmaz. Ama onun yerine şu çok oluyor: “Ben olsam böyle yazardım” hissi. Yani okuyup izlediğim şeye zihnimde birtakım müdahaleler. Mesela sonunu farklı hayal etmek, türünü değiştirmek, bazı ayrıntıları bambaşka bir şekilde yeniden düşünmek gibi.









































Yorumlar