top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Yaratıcılık Ritüelleri 73 Hande Ortaç: "Yazı teknem ilhamla değil bilek gücüyle yürüyor."

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 13 Şub
  • 4 dakikada okunur

"Edebiyatı içinde yaşadığım dünyayı anlama, algılama ve karşısında durduğum her şey için bir direniş alanı olarak görüyorum."

Yazarların yazma deneyimlerine odaklanan Yaratıcılık Ritüelleri'nde Semrin Şahin'in bu haftaki konuğu Hande Ortaç.



Yaratıcı sanatlarda akışta kalmanın, kendimizi yaratma anının içinde tutarak, sürüklenmeden kalabilmenin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçek. Bizi “an” a döndürecek bazı küçük totemler, seremoniler, bazı ritüellerin olmasının yaptığımız çalışma üzerinde odağımızı canlı tuttuğuna dair çalışmalar mevcut. Bu anlamda birçok yazarın günlük yazma alışkanlıkları olduğunu da biliyoruz. Yazmaya başlamadan önce yaptığınız ritüeller var mı?

Sürekli tekrar ettiğim, bağımlısı olduğum, totem gibi sahiplendiğim bir ritüelim yok şükür. Olmaması da özellikle benim tercihim. Anlıyorum, böyle oyunlar ve rutinler beden yoluyla akla ulaşıp zihnin hızla boyut değiştirmesini sağlıyor. Diğer yandan da insanı birtakım koşullara bağımlı kılıyor. Fiziksel bir tekrara bağlı olmak her yerde ve her zaman yazabilme kabiliyetini benden alır endişesiyle böyle anahtarlardan kaçındım. Yine de belli alışkanlıklarım var tabii. Kurmaca bir metne mutlaka defter üzerinde yazmaya başlarım. Kalemlerime defterime özenirim. Mürekkebimin rengi, defterimin boyutu yazacağım metnin duygusuyla uyum içindedir. İyi bir fikir ya da bağlantı bulduğumu düşünürsem mesela, heyecanlanırım. O heyecanla yazının başına oturmak istemem. O yüzden kendimi başka kurmaca metinlerle sakinleştirmeye çalışırım. Heyecanımı da severim. Heyecanlanmayı isterim ama onun da bağımlısı değilim. Fikirlerim, hayallerim ve metinlerim her gün benim gibi değişir, bir gün çok daha iyi bir versiyonuna/ma kavuşma umuduyla çalışmaya ve yazmaya devam ederim. 


Dr. Seuss olarak bilinen yazar ve illüstratör Theodor Seuss Geisel, geniş bir şapka koleksiyonuna sahiptir. İlham gelmediğinde, dolabının başına gider, koleksiyonundan seçtiği bir şapkayı takar ve fikir bulmayı beklermiş. Ne hikmetse mutlaka parlak bir fikirle şapkayı başından çıkarırmış. Siz yaratım tıkanması yaşıyor musunuz ve bu tıkanmayı aşmak için neler yapıyorsunuz?

Benim yazı teknem ilhamla değil bilek gücüyle yürüyor. Çalışmaya inanıyorum. Biraz önce bahsettiğim heyecanın peşindeyim daha çok. Beni yazmaya iten o keşfetme arzusunun belki de. O arzu da birden belirmiyor, etraflıca düşünmeyi ve daha çok yazmayı gerektiriyor. Bir metin dallanıp budaklandığında yazmaya devam ederek tüm potansiyelleri kâğıda dökebilmek ve sonra da baştan hayal bile edemediğim ama kurduğum düzen içinde gelişen yeni öğelerin arasındaki bağlantıyı bulmanın, ilhamın ta kendisi olduğunu düşünüyorum. Birden yanan bir alev değil de yavaş yavaş pişen lezzetli bir yemek gibi. Yaratıcı bir pratikte proaktif olmayı tercih ediyorum. Yazıya bir bulmaca çözer, bir oyun oynar gibi yaklaşıyorum. Daha gündelik, alışkanlıklarla belirlenen bir çalışma halinden bahsediyorum. İlahi bir yönlendirme, büyük bir ışık beklemekten ziyade korkmadan, heyecanı yitirmeden, çalışmayı severek hikâyeyi bulmak ve derine daha da derine bakmaya cesaret ederek yazıyorum. Konuya böyle yaklaşınca da tıkanmıyorum açıkçası.


Yaratıcı çalışmalar yaparken hiç engellerle (iş ortamı, zamansal sorunlar, yazdıklarınızın görünür olmaması gibi engellerle) karşılaştınız mı? Bu engellerle nasıl mücadele ettiniz? Tam aksine sizi destekleyen ve yolunuzu açan kişiler oldu mu?

Benim en büyük itici gücüm içimdeki hikâye anlatma arzusu ve onun da yakıtı genellikle öfke. Edebiyatı içinde yaşadığım dünyayı anlama, algılama ve karşısında durduğum her şey için bir direniş alanı olarak görüyorum. Yazmak için güçlü bir motivasyonum var yani. Bu motivasyonu olumsuz bir yorum, görmezden gelme, kaale alınmama gibi dışsal tepkilerle yıkmak pek mümkün değil. Geri kalanı hayat. Yazmak işin belki de en kolay kısmı çünkü tamamen benimle ilgili. O yüzden mesela zamansızlık hiçbir zaman önümde bir engel olmadı. Profesyonel çalışma hayatı içinde yorgunluk, bitmek bilmez meşguliyet, özel hayat ve iş dengesinin sürekli bozulup tartının hep iş tarafında daha ağır basması vs olsa da bazen uykudan bazen sosyalleşmekten ödün verip yazmaya devam ettim. İstediğim hızla olmasa da yıllar içinde yazdıklarım birikti, hayallerim ve kurgularım genişledi. Daha fazlasını hayal edebilmeye cesaret ettim. Bence en zor olanlardan biri yazdıklarımın okurla buluşması. Orada benim de fazla yapabileceğim bir şey yok. Okurla buluşmaya, yazdıklarımı anlatmaya çalışıyorum. Ne mutlu ki böyle durumlarda bana destek olan insanlar var. Sayıları az da olsa edebiyat dergileri ve platformları var. Okuma grupları arı gibi çalışıyor. Yazdıklarımı okuyup paylaşan, kitaplarımı sevdiklerine de hediye eden dostlarım/okurlar, yazdıklarım üzerine yazan konuşan yazarlar, edebiyat emekçileri hem aklımda hem de kalbimde. Bu yol benim için uzun bir yol. Önümdeki tek engel kendi yarattığım hayaletler olabilir ancak.  


Yazmaya başladığınız dönemdeki duygularınızla şimdi hissettikleriniz aynı mı? Bu süreçte yazarlığınızda nasıl yol aldınız?

Yazmak benim için ilk başlarda bir performans alanıydı sanırım. Her yazdığımın mükemmel olması için kendimi çok yıpratıyordum. Sonra asıl işin en mükemmeli yazmak olmadığını anladım. Yolda kalmanın, yazdığımı daha iyi yazmaya, aklımdakini daha iyi anlatmaya gayret etmenin kıymetli olduğunu fark ettim. Daha önceki yıllarda verdiğim röportajlara bakıyorum da yazmayı kıvranmak, hatta bazen acı çekmek olarak anlatmışım. Öyledi de gerçekten. Yazıyla olan ilişkim zamanla benimle ilgili olmaktan yazdığım şeyle ilgili olmaya doğru kaydı. Bu düşünceyle performatif bir konumdan çıkıp anlattığım hikâyeye odaklandığım böylece yazmanın reflekse dönüştüğü bir aşamaya geçtim. Bu da beni ve yazarlığımı çok rahatlattı. 


Yazar Julia Cameron “Sanatçının Yolu” adlı kitabında yazarların güçlerini toplamaları için sabah sayfalarından söz eder. Sabah uyanır uyanmaz yazmayı tavsiye eder. Siz sabah mı yoksa gece mi yazıyorsunuz? Yazma rutininiz nedir? Yazarken elinizin altında tuttuğunuz kitaplar var mı?

Profesyonel olarak kurumsal hayatta çalışırken zaman benim için en önemli kaynaktı. Günün erken saatleri de hayatın hay huyundan sıyrılmış sakinliğiyle yaratıcı çalışmaya fırsat veriyordu. Özellikle erken kalkar, uykumdan ödün verir ve bu değerli saatlerde yazı yazar ya da bir şeyler okurdum. Yaklaşık bir yıl önce kurumsal hayattan ayrılıp tam zamanlı yazar olarak yaşamaya başladığımda durum değişti. Artık günün ilk saatlerinde hayat koşuşturması daha ağır basıyor; yapılması gerekenleri, cevap verilmek üzere bekleyenleri, takip edilmesi gereken konuları öğle öncesi bitirmeye ve günün geri kalanını soyutlanıp yazmaya ve okumaya ayırmak bana daha iyi geliyor. Yapılacak işler listesine alışmış ve gereğinden fazla sorumluluk sahibi olduğum için bu şekilde bir düzen kurmak beni çok rahatlattı. 

Yazarken elimin altında -başımın üzerinde demek daha doğru belki de- Necmiye Alpay’ın Türkçe Sorunları Kılavuzu ve Hulki Aktunç’un Büyük Argo sözlüğü bulunur.


Ben yaratmış olsaydım dediğiniz bir yapıt (tablo , öykü, şiir, beste vs…)  var mı? Nedeniyle birlikte bu yapıtın sizin için anlamını açıklar mısınız?

Bu soruyu uzun uzun düşündüm. En sonunda da çok beğendiğim sanatçılar ve yapıtları olmasına rağmen hiçbirini kalpten sahiplenemediğime karar verdim. Mary Shelly’nin Frankenstein’ı, Arundhati Roy’un Küçük Şeylerin Tanrısı, Kiran Desai’nin Kaybın Türküsü’nde olduğu gibi zamanın ruhunu çok iyi kavramış bir metin yazabilmek; Sevim Burak ve Leyla Erbil gibi kendi kulvarını yaratabilmiş yazar olabilecek cesarete ve özgünlüğe sahip olabilmek ve üzerine düşünmeye değecek bir yazı mirası bırakabilmek için uğraşıyorum/yazıyorum/çalışıyorum. 2025 yılında izlediğim Tiago Rodrigues’in By Heart (Ezbere ya da Kalpten Bilmek olarak çevirebiliriz) isimli oyununda yapmayı başardığı gibi kişisel bir hikâyeyi evrensel bir dille anlatmanın yolunu bulabilmeyi amaçlıyorum. Sanırım çok şey istiyorum ama her şey hayal etmekle başlamıyor mu zaten?

Yorumlar


bottom of page