• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

2021'de Mevsim Yenice'nin en sevdiği kitaplar

Mevsim Yenice, 2021'de okuyup tavsiye ettiği kitapları Literaedebiyat ile paylaştı.



Bahar Karları, Yukio Mişima: Japonya’nın yirminci yüzyılını, batılılaşmayı bir aşk hikayesi üzerinden anlatan harika bir roman Bahar Karları. Mişima’nın kendi için “varoluş meselesi” olan bir konuyu, bu kadar dışına çıkarak, öfkeli olmasına rağmen incelikle, tüm kırılganlığıyla anlatması hayranlık uyandırıcı.


Kendime Notlar, Emilie Pine : Çok çarpıcı, okurken insanı parçalara bölen, sarsan bir kitaptı Kendime Notlar. Yazarın kendi gençliğine söylemek istediklerini bizimle paylaştığı şu bölüm için bile okunmaya değeceğini düşünüyorum: "Son olarak zamanda yolculuk edemediğim için yazıyorum. Uzun zaman boyunca 1990'lara dönmek, itirazlarına ve "iyi" olduğunu söylemesine aldırış etmeden kendi gençliğime, ihtiyaç duyduğu gibi sıkı sıkı sarılmak istiyordum. Çünkü ona ne diyeceğimi biliyorum. Onu kucaklar ve yalnız olduğunu, kendisini kaybolmuş hissettiğini, değersiz hissettiğini bildiğimi söylerdim. Sonra, ona ben olmadığı için ve ben olduğu için bazı özellikleri olduğunu, olağanüstü bir yanı, sevilmeye değer bir yanı, özel bir yanı, güzel bir yanı, hassas bir yanı, güçlü bir yanı, mücadele etmeye değer bir yanı olduğunu söyleyip güven verirdim."


Julia ve Bazuka, Anna Kavan: Okurken hemen her öyküde kendimden izler bulmanın şaşkınlığıyla gülümsedim, kızdım bazen de incindim. Bazı öykülerden sonra kitabı kapatıp kendimi evden dışarı atmam gerekti. Bazılarının sayfa kenarlarına öyküde çarpıldığım cümleleri istemsizce el yazımla yazdım. 'Bir Ziyaret' isimli öyküyü defalarca okuyup bir kısmını ezberlemek durumunda kaldım. Eve gelen arkadaşlara kitabı gösterip durdum hatta bazılarına zorla öyküleri okuttum. Son 3 öyküyü uzun süre bu kadar seveceğim bir kitap bulamazsam diye korkup sonraya bıraktım. Muhteşem öyküler okumak isteyenler kaçırmasın.


Miras, Vigdis Hjorth: Aile bir bataklıktır, diye tekrarlayıp durdum okurken. Anormal olanı normalmiş gibi benimsediğin, kendin olarak asla var olamadığın ama onlarsız da bir bütün olarak hissedemediğin, o bataklığı özlediğin, değer görmeye, görülmeye umutsuzca muhtaç olduğun yer: aile. Ve Vigdis Hjorth öyle net, öyle vurucu anlatmış ki aile olmayı, okurken sarsılmaktan, kızmaktan, incinmekten koruyamadım kendimi.