• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

2021’de Polat Özlüoğlu’nun en sevdiği kitaplar

Polat Özlüoğlu, 2021'de okuyup tavsiye ettiği kitapları Literaedebiyat ile paylaştı.



Bu sene edebiyat dünyasında sağlam çeviri kitaplar yerli kitaplardan çok daha ses getirdi ve ilgi çekti zannımca. En azından şahsen bu sene çok güzel çeviri roman ve hatta öykü kitapları okudum. Hem edebi tat aldığım hem de keyif alarak okuduğum kitaplardan ilki Florida isimli Lauren Groff’a ait bir öykü toplamı. Sıcağın, fırtınaların, yabani vahşiliğin, güneşin kavuruculuğunun, okyanusun fısıltısının sayfalardan yüzüme üfürdüğü bir dünya vaad ediyor her bir öykü. Gerilim, tekinsizlik, çaresizlik, yalnızlık ve kadın olmak, anne olmak üzerine içinden panterler geçen bir kitap. İthaki Modernden unutulmayacak bir modern klasik.


Bir diğer kitapta bu yılın sürprizlerindendi benim için. Siren yayınlarından Temizlikçi Kadınlar İçin El Kitabı şaşkınlık ve hayranlıkla okuduklarım arasındaydı. Yazarın hayat hikayesi de iyi öykücülerin hep geç keşfedildiğini doğruluyordu maalesef. Lucia Berlin hem ironik hem melankolik hem hüzünlü hem mizahı içinde barındıran öykülere imza atmış. Öyküler genellikle çamaşırhanelerde, acil servislerde, ıssız parklarda, terk edilmiş evlerde, hapishanelerde ve bakımevlerinde geçiyordu. Oto kurmaca denen yazarın kendinden yola çıktığı, aynı karakterlerin öyküler içinde dolandığı çok özel bir kitap oldu benim için. Alkolik anneler, isyankar kadınlar, aşık kızlar, ölmeyi beceremeyen çocuk kızlar, göçmenler, hizmetçiler, alkolikler, uyuşturucu müptelası ihtiyarların yer aldığı öyküler sarsıcı ve hatta acıtıcı, tokat gibi çarpıyor okurken.


Bu sene özellikle Kore edebiyatından güzel kitaplar yayınlandı. Bunlardan biri ve en etkileyicisi bence Kim Jiyeong Doğum:1982 isimli romanıyla Cho Nam-Joo ya aitti. Kadın olmanın dünyada aynılığına, coğrafi bir farkın o kadar da önemli olmadığına, her yerde eril şiddet, ayrımcılık, cinsiyetçilik, taciz ve tecavüzün öyle ya da böyle var olduğuna dair çok çarpıcı bir roman. Güney Kore edebiyatının yıldızlarından olan yazar bir bebeğin kız olarak doğumuyla nasıl bir ayrımcılığa, aşağılanmaya maruz kaldığını çocukluktan, genç kızlığa, kadınlığa, evliliğe ve anneliğe kadar dönemsel olarak çok güzel işlemiş. İstatistiklerle zenginleştirilen roman hala aynı işi yapıp az maaş alan, köle gibi çalıştırılan, ayrıştırılan kadınlara dair çok şey söylüyor. Bence gözden kaçırılmaması gereken bir roman.


Bu sene yerli edebiyattan uzun zamandır beklenen bir öykü kitabı içimize serin sular serpti zannımca. Beklentileri aşan bir kitaptı Barış Bıçakçı’dan Doğum Lekesi Gibi Bir Gülümseme. İsmiyle okuru çeken karakterlerin, cümlelerin, kelimelerin lekesini içimize serpen bir öyküler toplamı olmuş. Yalnızlığın, ayrılığın, tekdüzeliğin, çıkmazların içine sıkışmış insanların kendini kaybetmesi belki de bulması hikayelerinden oluşan bir kitap.


Bedenine Yazılı Masallar’da inanılmaz güzel öyküler okudum. Muhteşem kadınlar, deli kadınlar, direnen kadınlar, komik kadınlar, acayip kadınlar, kaçan kadınlar, kovalayan kadınlar, aşık kadınlar, öldüren kadınlar okudum bu öykülerde. Keyif veren ve ürperten hikayelerden psikolojik unsurlarla bezeli travmatik, komik ve hüzünlü bir karışım yaratmış yazar. Özgün bir dil yakalayan yazar ayrıksı, tensel ve tuhaf karakterleriyle akılda yer ediyor. Şimdiye, geçmişe ve geleceğe dair kadın öyküleri desem yeridir. Zengin bir dil ve hayal gücüne dayalı öyküler, masallardan katı gerçeklere oldukça zarif bir çizgide şiddetten hüzne doğru kararlılıkla ilerliyor.


Bu sene bir başka sarsıcı roman da Samanta Schweblin’den gerim gerim geren, soluk soluğa okunan Kurtarma Mesafesi’ydi. Uzun zamandır böyle heyecanlı bir roman okumamıştım. En kötü olasılıklara takıntılı bir anne kızıyla birlikte yaz tatili için sakin bir kasabada ev kiralar. Her zaman kötü bir şey olacak diye kızıyla arasındaki kurtarma mesafesini hesap eden ve ona göre yaşayan bir kadının en kötü kabusu gerçek olursa ne olur sorusuna cevaben muhteşem bir gerilim romanı. Tatil gizemli yan komşuları ve oğulları ile tanışmalarından sonra tekinsiz ve geri dönüşü olmayan bir yola girer. Yalın ve basit bir dil pürüzsüz bir anlatı.


Listemde yer alan bir diğer kitapta geçen sene Sait Faik Hikaye Armağanı alan Ethem Baran’ın son öykü toplamı Güzelliğini Gördükçe Ağlayasım Geliyor. Dili, kurgusu, karakterleri ile uzun süre hafızalarda yer eden keyifli bir kitap olmuş. İncelikli anlatımı, dantel gibi işlediği cümleleri ve vurucu finalleri ile aşkın, ayrılığın, hayatın, yoksulluğun çıkmazlarına dair yürek burkan hikayeler yazmış yazar. Sanki karakterlerle sohbet edermiş gibi hani oturup çay içermiş gibi rahat okunuyor öyküler. Ankara’nın ayazı, karı, soğuğu, acısı, sokakları, bozkırını içimde hissettim. Ziyadesiyle.

Listemin son kitabı da uzun zamandır okuduğum en güçlü Ayfer Tunç kitabı olan Osman’dı. Kurgu, atmosfer ve zamansal anlatı gerçekten etkileyici ve sürükleyiciydi. Hayatına dokunmuş görgü tanıklarıyla yapılmış soru cevap şeklindeki metinle birlikte ilerleyen Osman’ın günlükleri romanın okunurluğunu kolaylaştırmış ve dilini daha akıcı kılmış. Bir çöküşün muazzam anlatımı diyebilirim kısaca roman için. Sonunu baştan bilsek de karakterin adım adım o bataklığa doğru çekilmesini sıkılmadan okudum. Doksanlardaki ülkenin ve toplumun halini, nasıl bozulduğunu, insanların değişimini, sanattan ekonomiye nasıl dönüştüğümüzü çok güzel anlatmış yazar. Bir olamama hikayesi aynı zamanda. Hala okumadıysanız bence kaçırmayın derim.