top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Sessizliğin estetiği: Ralf Rothmann'ın Deniz Kenarında Geyikler'i

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 8 dakika önce
  • 3 dakikada okunur

Aylin Graves, Ralf Rothmann’ın Deniz Kenarında Geyikler adlı kitabı üzerine yazdı: "Kitap, sıradan insanların suskunluklarında saklı hayatları görünür kılıyor. Yirmi yıl sonra bile güncelliğini koruyan kitap, okurunu anlatılanlardan çok anlatılmayanların izini sürmeye davet ediyor."



Ralf Rothmann’ın Deniz Kenarında Geyikler adlı öykü kitabı, Almanya’da ilk yayımlandığı tarih olan 2006 senesinden bu yana geçen yirmi yıla rağmen, edebi tartışmalar içinde yeniden ve hep yeniden ele alınmayı hak eden metinlerdendir. Kitabın bu özelliği, anlattığı olayların evrenselliğinden olduğu kadar, anlatının çok sesli suskunluğundan ve aynı zamanda sıradan insan deneyimini merkeze alan tutumundan da kaynaklanır. Rothmann’ın öykücülüğü, çağdaş Alman edebiyatında gösterişli anlatılardan bilinçli biçimde uzak duran bir çizgide konumlanır. Büyük kırılmalar ve dramatik anlatılardan kaçınan yazar, edebiyatın anlam üretme gücünü eksiltme üzerinden kullanır, anlatıyı olaydan çok durum, açıklamadan çok sezgi üzerine kurar. Bu şekilde öyküler, anlamı doğrudan ileten bir yapı olmaktan çıkar, okurun dikkatini gündelik hayatın içinde çoğu zaman fark edilmeden geçip giden o eşsiz anlara yoğunlaştırır. Fatih Balkış’ın neredeyse 20 yıl önce saptadığı gibi, “Ortaya çıkan şey bir anlıktır, ama eşsizdir. Kurgulanmamış, oluşturulmuştur. Yaşamın ta kendisidir, bu yüzden acı verir” (Radikal Kitap, 2009).


Kitabın değerini belirleyen temel unsur, kendisi de duvar ustalığı, hemşirelik gibi meslekler yapmış olan Rothmann’ın sıradan hayatları temsil ediş biçimidir. Alman çalışan sınıfına mensup karakterler, toplumsal konumlarını ideolojik ya da söylemsel bir bilinçle değil, gündelik pratikler üzerinden deneyimler. Duygular çoğu zaman dile getirilmez, çatışmalar açık biçimde görülmez ve anlatı, büyük sonuçlar üretmek yerine hayatın sürekliliğine odaklanır. Rothmann’ın öykülerinde gördüğümüz bu ‘suskunluk’, anlatının kenarında duran bir unsur değil, merkezinde yer alan kurucu bir ilkedir. Karakterlerin iç dünyasının kesintili diyaloglarla anlatılması, metni kapalı hale getirmez; aksine, okurun yorumlayıcı katılımını zorunlu kılan bir yapısal öğe olarak işlev görür. Yazar, anlatıcıyı geri çekerek, okuru metnin karşısında değil, tam içinde konumlandırır. Onu, karakterlerin ne söylediğini değil, söyledikleriyle neyi sakladığını fark etmeye yöneltir. Minimalist anlatı burada bir eksiltme değil, yoğunlaştırma işlevi görür. Yani söylenmeyen her şey, söylenenin ağırlığını artırır. Bu durum, Rothmann’ın öykülerini yüzeyde sakin, derinde ise yoğun metinler haline getirir. Okurla kurulan bu ilişki, Rothmann’ın öykücülüğünde anlatının etik boyutudur. Yorumlama sorumluluğunun okurla paylaşılması, anlatıcının hüküm vermekten, açıklamaktan ve duygusal yönlendirmeden kaçınması, anlatıyı dürüst kılar. Bu tutum, edebiyatın temsil gücüne dair bir önerme de içerir: Her şey anlatılabilir değildir ve her şey anlatılmak zorunda da değildir.


Anti-dramatik olarak isimlendirilebilecek Rothmann anlatısı, okurun beklentilerini bilinçli biçimde boşa çıkarır. Geleneksel öykü yapısında beklenen doruk noktası ya ertelenir ya da hiç gerçekleşmez. Ancak bu bir eksiklik hissi yaratmaz çünkü Rothmann öykülerinde anlam, sonuçta değil, süreçte oluşur. Evrensel bir olgu olan gündelik hayatın sıradanlığı, anlatının estetik gücünü oluşturmakla kalmaz, aynı zamanda Rothmann’ın öykülerini belli bir zaman ve toplumsal bağlamın ürünü olmaktan çıkararak, evrensel okur deneyimine açık hale getirir. Rothmann’ın merkeze aldığı Alman çalışan sınıfı ve sıradan insanlar, belli bir tarihsel ve toplumsal bağlam içinde şekillenmiş olsalar da, öykülerin günümüz dünyasındaki karşılıkları inkar edilemez. Günümüzde ülkemizde geniş bir kesimin deneyimlemekte olduğu ekonomik güvencesizlik, daralan yaşam ufukları ve suskunluk, Rothmann’ın öykülerine benzer bir duygulanım alanı yaratır, farklı toplumsal yapılarda sıradan insanların nasıl yaşadığını ve nasıl sustuğunu düşünmek için bir karşılaştırma sağlar.


Deniz Kenarında Geyikler, zamansız tutumuyla bugünün gürültülü, hoyrat dünyasında bir nebze sessizlik, incelik arayan okura seslenmeye devam ediyor. Rothmann’ın öyküleri, edebiyatın güncelliğinin yalnızca çağdaş temalarla değil, anlatının kurulduğu estetik ve etik tercihlerle belirlendiğini hatırlatıyor. Bu yönüyle kitap, yalnızca geçmişte yazılmış bir öykü toplamı değil, bugünün sosyoekonomik ve kültürel koşulları içinde yeniden düşünülmeyi hak eden bir yaşayan metin olarak edebiyat dünyasında yer alıyor.

Yorumlar


bottom of page