top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Giysilerden değil, kendimizden soyunmak

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 2 dakika önce
  • 3 dakikada okunur

Umut Kaygısız, Melike Koçak'ın kitabı, Çıplak Kala-biliriz üzerine yazdı: "Her hikâye farklı bir bedene sığınmış vaziyette; çok katmanlı, gösterişten uzak ve var olmaktan utanmayacak kadar özgür."



Güneşin gözlerini yumduğu yerdeyim, loş bir ışıktan farksız yıldızlar. Denizin buz kestiği yerde ellerim, bilmiyorlar hiç dokunmasını. Sadece soyunmuş şehrin çıplak vücudu alıyor beni kollarına. Yalnızlığın tutkulu bir bağımlısı olduğum kadar acemisiyim de aşkın. Şimdi nefesimin siren seslerine boğuluşunu kabullenmek vardı. Sonra gıkını çıkarmadan oturmak. Kaçışırken insanlar, galiba müzik sanıyorum ben bu karmaşayı. Yanıma aldığım iki şeyde buluyorum cesareti. Sessizlik ve ellerim. Her ikisi de dokunmasını öğrenebilmek için.

Tam manasıyla çağrışımlar kitabı Çıplak Kala-biliriz. Sesle, işaretlerle sürülen bir iz aynı zamanda. Fısıltının güçlenmiş hali. Diyemediklerinizin tabloyu kaplayan resmi. Ama çerçevesiz. Dış kapıyı sıkıca kapatsanız da, apartmanı dolaşan havayı koltuklara buyur etme biçimi. Sonra pencereler ve perdeler… Sokak ittirecek duvarınızdaki saatin kollarını. Mahalle hazırlayacak kahvaltınızı. Yetmeyecek. Burnunuza vuran şeye tütün diyemeyeceksiniz bir süre. Otobüslerden fışkıran kötü mazot kokusu aşkını ilan edecek çünkü. Buruşacak yüzünüz. Geri çevirmek zor. Karşılıksız aşk bu. Kolay olacağını kimse söylemedi.

Paragrafların can alıcı yerlerinde kesik kesik ve kısa kısa soluklar bırakıyor Melike Koçak. Tempoyu anlatmak için “yüksek” sıfatını çarçur etmemeli. Zira tam karşılığı kalp atışı olabilir. Onun gibi varlığını hissettirmeden ama belli bir ritmin de altına düşmeden ilerlerken unutuyorsunuz yazarı. Bir kenara koyuyorsunuz bunun bir kitap olduğunu ve birisinin uzun zaman önce sırf siz okuyunca hayattan bonkör yudumlar alabilseniz diye dirsek çürüttüğünü. Ama öyle bir an geliyor ki bam telinize dokunmakla yetinmiyor, üzerinde zıplıyor kıymetli yazar. Sert sert basmasını da biliyor tuşlara. Ellerini klavyeden uzaklaştırarak kelimeleri okşamasını da. Her koşulda açılan kapılar ve pencereler sizi sokağın ortasında, şehrin bilmem neresinde bırakmış gibi. İnsanlar ve gürültüler. Hepsinin ortasında biz. Gerçekten çırılçıplak kalabiliriz. Korkacak bir şey yok bunda. Asıl doğamıza aykırı olan, giysilerimiz. Çıplak kala-biliriz.

Kitabın doğası, öykülerin el ele verme biçimiyle ölçülemez büyüklükte bir uzam armağan ediyor bizlere. Zira her hikâye farklı bir bedene sığınmış vaziyette. Ana karakterlerin her biri bağırmayı çok iyi bilseler de bunu silah ya da herhangi bir şeyin çaresi olarak görmediklerinden, devamlı içlerinde saklı tutukları bir şeyler var. Nereden mi biliyoruz? Anlamak için Koçak’ın kalemini tam donanımlı bir balık oltası farz edip denizin derinliklerine bırakmak kâfi. Hayır. Yakalamak var, öldürmek yok. Yukarı çekmek var, nefessiz bırakmak asla. Tekrar denize kavuşsun diye mi yüreği ağzına geldi balıkların? Yoksa denizin üstünün altından daha yalancı olduğunu ispatlamak için mi? Belki de en rahat çıplak kalınan yer denizler olduğu için kıskanıyoruzdur balıkları. Sırf yakaladım, ben de onlar gibi oldum, en azından olmaya çalıştım diyebilmek içindir bunca çaba. Yüreksizler silaha sarılır ancak. Balıklara karşı bile silahlara… Cesareti olanlarsa, yaşamayı doğayı paylaşmak olarak görür ve Koçak’ın kelimelerine bırakır meydanı. Onlarla birlikte iner sonsuz, derin maviliklere.

Kitaptaki öykülerin her biri çok katmanlı, gösterişten uzak ve var olmaktan memnun kaldığı biçimden utanmayacak kadar özgür. Yani denizin dibini görmenin olanaksızlığı biraz da tekinsizlik duygusuyla kuşatıyor bizleri. Ürkütücü derinlik hâkim. Okuru suyun altında nefessiz bırakacak kadar. Sonra kuvvetli bir nefesle ıslanmayı biraz da gökyüzünden umacak kadar. Bekle beni yağmur, diyor avazı çıktığı kadar. Sicim sicim cümlelerime kapanan ellerimde ufacık bir ümittir geri dönmelerim. Bekle… Dudağına vurduğun pencerede, ismini karalıyor ellerim bir buğu gürültüsünde. Beklemeyi öğren sadece. Bulutların aralanmış mısralarında, avuç avuç tüket beni. Bekle. Bekle beni yağmur. Gecenin siyahı vücudunu örttüğünde kim bilir belki de mavidir bu gece. Hatta yeşil de çok yakışır beyaz tenine. Sen sadece bekle… Geleceğim. Dudaklarını örtebilmek için. Bekle beni. Kaçmak istemeyeceğim senden yağmur çünkü bulutunum ben senin. Çünkü… Deniz de aynısı söylemişti. İstersek biz…

İstersek… 

Bu büyülü kalem eşliğinde çıplak kala-biliriz. 

İstersek denize girmeden, yağmurun altında…  Ve hatta yağmurdan kaçarak da.

Çıplak kala-biliriz.

Keyifli okumalar dilerim.



ÇIPLAK KALABİLİRİZ

Melike Koçak

İletişim Yayınları, 2025

Tür: Öykü

87 s.

Yorumlar


bottom of page