top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Öykü: Şans Topları

"Halâ çok güzel ve hayata karşı umut beslerken burası onun verimli toprağı değildi, ikimizin de değilse burası kimindi?"


Handan Aycan


Olanlar benim suçum değildi, babamın bir ayyaş olması, annemin evde kocasını bekleyen kadından başının çaresine bakan kadına evrilmesi, hiçbirinde suçum yoktu. Liseyi bitiremeyişimde de benim suçum yoktu. Lise ikide babam ölmüştü, iyi de olmuştu, yaslandığım dağım, yıkılmaz kalem falan değildi o. Benim babam boş bira şişeleriydi, sürekli tıngırdayan.

...

 Babamın cenazesini almaya yaşadığımız şehrin çok uzağındaki bir dağ evine giderken, çam kokusu polis aracına dolmuştu, biri demişti ki “Ne güzel bir gün” öyle olmalıydı! Bunu kanıtlarcasına bir araç geçmişti yanımızdan, içinde orta yaşlı bir adam, yanındaki gence bir şeyler anlatıyor, genç de kahkahalar atıyordu. Kampa giden baba oğul, kutsal ruh da ben olmalıydım! O sırada kampa giden gençle göz göze gelmiştik, çok tuhaf bir andı, birbirimizin yerinde olsak ne olurdu diye düşünmüştüm (düşünmüştük bence) birkaç saniye sürmüştü bu. Aracımız aniden durmuş o sırada “Sigara molası,” demişti arabayı süren polis, mutlu yanım gözden kaybolmuştu; teneke bardaklarda koyu kahve içecekler, yanına mataradan konyak koyacaklar, çadırı ikizim kuracak, babası onu gururla izleyecekti ve gece göl kenarında ışıklara bakarak hayal kuracaktı.  Az sonra babamın cesedini alacaktım, defnedecektim, annem ortalıkta yoktu uzun zamandır, babamla kamp yapma yaşındaydım ve bundan bir hayat kadar uzaktaydım.

...İlkokulda annemi defalarca okula çağıran öğretmenim aklıma gelmişti sonra, annem sadece şikayet için anneler okula çağrılır düşüncesinde olduğundan okula bir türlü gitmeyince, öğretmenim annemin tezgahtarlık yaptığı mağazaya gidip “hayal gücü çok geniş bir çocuk ” deyip daha bir sürü şey söylemişti ama ben sadece bunu hatırlıyorum. Annem eve dönünce “Zırvalık,” demişti. “Bu yetenek gibi söylenen şey bir boka yaramaz, eve bir kuruş faydası olmaz bunun, hayal gücüymüş ” dedi. İşe yarar biri olduğumu göstermek için o hafta işe girdim. Okulla ev arasındaki kısa yolda hangi dükkanlar varsa mesleğimi oradan seçecektim; kırtasiyeci, yufkacı, konfeksiyon, seyyar turşucu amca, elektrikçi.Seyyar turşucu amca tabii ki demiştim içimden, ”Neden bir yerde durayım ki, hem gezerim hem para kazanırım, hem de mis gibi turşular yerim.” Turşucu amca “Birkaç turşu karşılığı okul çıkışı yanımda  gezebilirsin ” demişti. “Gezmek değil, çalışmak istiyorum ” demiştim. “Hem de turşu değil para istiyorum” gülmüştü. “Tamam” demişti. “Bakarız.” 

Turşular, renkli kavanozlar, turşu sularıyla çalışma sürem sadece bir hafta sürdü. Eve hevesle gidip kazandığım parayı anne babama verdiğimde, babam “bu mu lan kazandığın, bir bira parası etmez bu” demişti, annem de gülmüştü babamın söylediğine. Bir daha da hiçbir işe girmedim ilk ve son oldu bu. Ama turşu reseptörlerim açıldı, bir restaurantta gittiğimde fermente kokusu alıyorum bir de geniş mutfağın metal tezgahlarının alt katındaki turşu kokusunu.

...

Eskiden sıkıydı esprilerim, yani eski sevgilim öyle söylerdi. Şimdi yanımda olsa, hadi artık iş bul, derdi. O hiç bırakmamıştı işini gücünü, ne dirayetli kızdı be. Beni bıraktı sonunda, iyi dayandı ama. İşsiz güçsüz bir adamı sevip onun elbet düzeleceğini sanması da bir dirayetti.

...

Talih oyunlarına meraklı bir adamım ben diyordum. Aile geleneğidir bu bizde, kendini temize çıkarmak. Babam sosyal içiciyim demişti sürekli, annem de başının çaresine bakan kadın.

...

Talih oyunlarım terkedilmiş binalarda başlamıştı, sabahlıyordum, ama her sabah eve gidiyordum bir memur gibi, sanki içimde bir zil vardı sevgilin seni bekler diyen, uydum o sese. “Günaydın sevgilim” diyerek girdim odamıza, benim geldiğim saatlerde onun işi başlıyordu, beni terk edeceğini biliyordum içten içe, sadece gidişatı hızlandırıyordum, artık gitmeliydi. Halâ çok güzel ve hayata karşı umut beslerken burası onun verimli toprağı değildi, ikimizin de değilse burası kimindi?

Annemin olabilir miydi?

...

 Bir dağ başında öldürülen babamın, arkadaşları olduğunu söyleyen adamlar “Eşiniz size bir ev bıraktı” dediklerinde annem hangi parayla nasıl almış, demeden büyük bir soğukkanlılıkla, hadi evi görelim, deyip şehrin kıyısındaki eve vardığımızda evi  biraz küçük ve şehre uzak bulduğunu, söylemişti hiç lafı eveleyip gevelemeden. Bunun üzerine bir çek koçanı çıkmış bir meblağ yazılmıştı. Babamın ölümünün bedeli tamamdı. Annem babama söz geçirememişti ama elini uzattığında bir anahtar aldığı, bir cümlesiyle de çek koçanı çıkarttırabildiği dünyaya bayılmıştı, koçanın sahibi de anneme galiba, gözlerini annemin geniş kalçalarından ayırmamıştı. 

...

Annem şu koçanın sahibiyle yaşıyor şimdilerde. Galiba babamın katili de tam da bu adam. “Sen nasıl bir adamsın ki babanın katiline, aynı zamanda annenin de sevgilisi olan adama bir şey yapmadın,” derseniz (deyin tabii hakkınızdır, ben olsam derdim ) Babamın alkolden sürünerek eve geldiği sabahlarda, evin kapısından içeri girer girmez  canlanıyor, her görenin ne kadar zevkli dediği kemerlerinden birini belinden hızlıca çıkartıp o sırada neremize denk gelirse şaklatması babama büyük mutluluk veriyordu. Kabul edelim babam bir ruh hastasıydı. En son bu tuhaf kırbaç havada kıvrılmış, 6 rakamına benzemiş ve ben rakama bakakalmışken suratımda patlamıştı, yüzümde sağ gözümden dudağımın kenarına kadar uzanan geçmeyen bir iz ondan miras,  vücudumdaki izlerden bahsetmeyeceğim bile, o yüzden babamın ölümü, öldürülüşü her ne boksa artık, kimsede bir nebze bile üzüntü yaratmadı, ateşin bol olsun babalık, benden de alacağın tek dilek budur. 

...

Annem gene başının çaresine bakmıştı işte kısacası. Ben de şans toplarını bekliyordum. Az sonra hazneye düşmeye başlayacaktı toplar, yan yana sıralanacak, onlar yan yana sıralandığında sevgilim geri dönecek ve tabii şansım da dönecekti. Annemin sözlerini hatırladım sonra, bu yetenek denen hayal gücü bir boka yaramaz, yaramamıştı gerçekten de. Kurduğum hayaller tüm hızla çöpe gidiyordu, olsun bu sefer olacak diyordum gene de inatla. O sırada bulunduğumuz lokale iki adam girdi, bir tanesinin başı sarılıydı, yüzünde de morluklar vardı. Bana doğru yürüyorlardı ve kızgın olmakta çok haklılardı. Geçen hafta elimdeki tüm parayı kaybetmeyi yedirememiş, oyun oynadığımız masanın altındaki şişeyi kafasında patlatmıştım. Belli ki bana fena girişeceklerdi. Gene de belamı ararcasına bağırdım “Durun, topları bekleyin” bunu duyan başı sargılı adam, halâ top diyor ya, al sana top diye bağırırken uçan bir 6 sayısı yüzümde patladı. Şansım hiç yaver gitmemişti zaten. Mutlu yanım ne yapıyordu acaba yere doğru uçarken sadece bunu düşünüyordum.

Yorumlar


bottom of page