Gogol’un fantastik dönüşüm yolculuğu
- Litera

- 2 saat önce
- 3 dakikada okunur
S. Serdar Yegül yazdı: "Gogol’un fantastik dönüşüm yolculuğunda, Dikanka öykülerindeki insanın ‘dışındaki’ şeytan ve cadı gibi fantastik unsurlar yerini, Petersburg öykülerinde insanın ‘içindeki’ tuhaflıklar ve absürtlüklere bırakması, modern anlatının kapılarını aralar. Bu aralıktan Franz Kafka, García Márquez ve daha pek çok yazar içeri girer."

Rus edebiyatında Nikolay Gogol’un (1809–1852) tanınmasını sağlayan ilk eserin, Dikanka Yakınlarında Bir Köyde Akşamlar (1) olduğu söylenebilir. Sekiz öyküden oluşan eserde, 19. yüzyıl başında Ukrayna köylülerinin hayatını anlatır. Modern Rus edebiyatının kurucusu Puşkin, Dikanka öyküleri için: “içten, katıksız, yapmacıksız ve zorlamasız gerçek bir neşe!” derken, dönemin en etkili eleştirmenlerinden Belinski: “Bu nasıl bir ruh, bu nasıl bir neşe, nasıl bir şiir ve nasıl bir folklor duygusu!” değerlendirmesi yapar (2).
Dikanka’da Akşamlar – Rus/Ukrayna köylülerinin ezelden beri yapageldikleri alışkanlıkları vardır: Her sonbahar tarlalarda işler biter bitmez, tüm kışı geçirmek üzere Rus/Ukrayna ocaklarına çekilirler. Sonbaharda ortalık kararınca, sokağın sonunda bir yerlerde mutlaka bir ışık yanar, kahkaha sesleri, konuşmalar, gürültü ve patırtılar yükselir. Şarkılara balalayka ve keman sesleri de eşlik eder. Köylüler tüm bu yaşananlara “akşamlar” adını verirler.

İşte bu akşamlarda, halk hikâyelerini bilen ve toplayan Arıcı Sarı Panko ile Foma Grigoryeviç hikâyeler anlatır. Saf köylüler, kurnaz tipler ve abartılı ama tanıdık karakterlerin yer aldığı hikâyelerde aşk, dedikodu ve gündelik ilişkiler konu edilir. Hikâyelerin bir yerinde mutlaka, köy hayatının ayrılmaz bir parçası olarak cinler, şeytanlar, cadılar ve büyücüler devreye girer. Gogol öykülerini masalsı ve eğlenceli bir dille anlatır ve çoğu zaman gerçekçi ve anlamlı bir sonla bitirir. Öyküleri halk anlatıcılarından duyup yazdığını söyleyen Gogol, öykülerin yalnızca bir kurgu olmadığını, yaşayan sözlü kültürün bir parçası olduğunu söyler.
Fantastiğin Gündelik Hayatın İçine Girişi – Dikanka öyküleri içinde yer alan “Noel Gecesi” isimli öyküde, demirci ve ressam Vakula, “Kıyamet Günü’nde kötü ruhu cehennemden kovan Aziz Petrus”u resmeden bir tablo yapar. Tablo kilisenin giriş duvarına asılır. Durumu öğrenen şeytan çok kızar. Noel arifesinde geceleyin gökyüzüne çıkar, ayı çalar ve cebine koyar. Her yerin zifiri karanlığa büründüğü gecede şeytan, Vakula’ya kötülük yapmayı planlar. Ancak işler şeytanın istediği gibi gitmez. Tersine, Vakula şeytanı kontrol eder ve onun omzuna binerek, sevgilisi Oksana’nın isteği olan Çariçe’nin pabuçlarını almak üzere St. Petersburg’daki saraya gider. Çariçe’yi ikna eden Vakula, pabuçları alır ve yine şeytanın sırtına binerek köyüne döner. Pabuçları sevgilisine veren Vakula, onunla evlenir. Bu süreçte Oksana da olgunlaşmış ve gösteriş arzusunu bir kenara bırakmıştır.
Dikanka’dan Petersburg’a Fantastiğin Dönüşümü – Dikanka (1831-1832) öykülerinde yer alan şeytan, cadı ve büyücü gibi doğaüstü/fantastik unsurlar köylü yaşamının ayrılmaz birer parçasıdır. Öyküler okuru bir yanda eğlendirirken diğer yandan da şaşırtır. Gogol’un yine erken dönem eserlerinden biri olan Mirgorod (1835) öykülerinde ise, şeytanlar ve cadılar yerlerini korusalar da artık öyküler sadece eğlendirmez aynı zamanda rahatsız da eder. Aynı yıl yayımlanan Petersburg (1835) öykülerinde ise bu dönüşüm daha da ileriye gider. Bu kez, şeytanlar ve cadılar sahneden çekilir, yerine insanın tuhaflıkları ve absürtlükleri sahneye gelir.
Gogol’un fantastik dönüşüm yolculuğunda, Dikanka öykülerindeki insanın “dışındaki” şeytan ve cadı gibi fantastik unsurlar yerini, Petersburg öykülerinde insanın “içindeki” tuhaflıklar ve absürtlüklere bırakması, modern anlatının kapılarını aralar. Bu aralıktan Franz Kafka, García Márquez ve daha pek çok yazar içeri girer.
Modern Edebiyatta Gogol’un İzleri – Franz Kafka ve García Marquez’de Gogol’un izlerini görmek mümkündür. Kafka’nın Dönüşüm romanında Gregor Samsa bir sabah uyanır bakar ki, böceğe dönüşmüştür. Romanda bu olayın nasıl gerçekleştiği anlatılmadığı gibi, kimse de bu olaya şaşırmaz. Gogol’daki fantastik, Dönüşüm romanında daha karanlık bir hâl alır. Mizah azalır, yalnızlık, korku ve sıkışmışlık duygusu artar.
Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanında ise Güzel Remedios göğe yükselip kaybolur. Bu olay olağanüstü bir mucize olarak değil, gündelik hayatın akışı içinde olağan bir gelişme olarak anlatılır. Bu olayda ne Gogol’un alaycı mizahı ne de Kafka’nın karanlık sıkışmışlığı vardır. Márquez fantastik olan ile gerçek olanı birbirinin içine yerleştirir.
Gogol, Dikanka öykülerindeki insanın ‘dışındaki’ şeytanın yerine, Petersburg öykülerinde insanın ‘içindeki’ tuhaflıkları alarak, modern edebiyata yeni bir yönü verir. Bu yeni yön, ileride Dönüşüm ve Yüzyıllık Yalnızlık gibi eserlerin doğmasını sağlar. Bu doğrultuda düşünüldüğünde, Dostoyevski’ye atfen söylenen; “Hepimiz Gogol’un Paltosundan çıktık!” sözüne, “Hepimiz Petersburg öykülerinden çıktık” sözü de ilave edilebilir.
Kaynaklar
Nikolay Gogol, Dikanka Yakınlarında Bir Köyde Akşamlar, Everest Yayınları, 1. Baskı, 2013
Henri Troyat, Gogol, Alfa Yayınları, 1. Baskı, 2022







































Yorumlar