• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Aşkın üç hali: Kiraz, Toz, Sandalye

"Çocukların aşkı saf ve masumdur. Aynı sırada oturmak, teneffüste birlikte oynamak, aynı takımda yer almak, doğum gününe çağırmak, elini tutmak, yanağından öpmek, bakıp gülümsemektir aşk. En yakın arkadaşına kimi sevdiğini söylemektir. Ve “büyüyünce evlenmek”tir. Çünkü çocuklar için aşk, anne baba olmakla eşdeğerdir. Bu algı ancak ebevenlik yaklaşımları ve toplumsal cinsiyet algısı değiştikçe değişecek sanırım." Sevinç Koçak çocuk edebiyatı üzerinden aşkın üçten fazla haline ve bütün renklerine odaklanıyor.

Sevinç Koçak

Aşkı “kiraz, toz, sandalye” sözcükleriyle anlatabilir misiniz? Düşüncesi tuhaf geliyor olmalı. Sözcüklerin parayla satıldığı, parası olmayanların çöpte bulduğu sözcükleri doğru zamanda kullanmak için sakladığı bir ülkede yaşasaydınız, hiç de tuhaf gelmezdi. Büyük Sözcük Fabrikası’nı okumuş olanların yüzünde romantik bir gülümseme belirmiştir şimdi.


Büyük Sözcük Fabrikası’nın ülkesi sözcüklerin fabrikada üretildiği, onları kullanmak isteyenlerin satın alıp yutması gereken bir ülke. Bu ülkede parası olanlar istediği kadar sözcük alabilirken, zengin olmayanlar çok az sözcük kullanabiliyor. Bazen çöpe atılmış ilginç olmayan sözcükler bulunabiliyor (keçi pisliği, tavşan poposu), ilkbaharda fabrikanın elinde kalan sözcükler ucuza satılıyor (vantrolog, devedikeni gibi) ama onlar da çok işe yaramıyor. Ara sıra havada uçuşan sözcükleri çocuklar kelebek filesiyle yakalayıp ailesine götürüyor.



Son yıllarda çocuk edebiyatında sınıfsal farklılıklara neredeyse hiç rastlamıyoruz. Rastladıklarımız da çoğunlukla oldukça didaktik, kayda değer olmayan metinler. Farklılıklar çocuk öykülerinde genellikle fiziksel farklılık ekseninde konu ediliyor uzun zamandır. Aylak Kitap’tan çıkan Büyük Sözcük Fabrikası sınıfsal farklılıklar ve aşk üzerine kurulu az sayıda kitaptan biri. Üstelik de didaktizme düşmeden, kolaycılığa kaçmadan.


Fransız yazar Agnes de Lestrade’nin yazıp Arjantinli illüstratör Valeria Docampo’nun çizdiği öykü, üç çocuk üzerinden anlatılıyor. Çevirmen Çağıl Öksüztepe’nin Türkçeleştirdiği isimlerle Özgür, Cemile ve Gürbüz. Özgür, kelebek filesiyle yakaladığı üç sözcüğü doğum gününde Cemile’ye söyleyebilmek için saklıyor. Çünkü Cemile’ye aşık. “Seni seviyorum” demeyi çok istiyor ama yeterli parası olmadığı için ihtiyacı olan sözcükleri alamıyor. Cemile’ye aşık biri daha var: Gürbüz. Gürbüz gülümsemeyen ama ailesi zengin olduğu için istediği kadar konuşabilen bu yüzden de özgüveni yüksek biraz da kaba bir çocuk.


“Büyüyünce Evlenmek”


“Seni bütün kalbimle seviyorum Cemile’m. Biliyorum ki bir gün seninle evleneceğiz.” Gürbüz’ün doğum günü hediyesi olarak Cemile’ye söylediği bu cümleler itici olduğu kadar çok da çocukça. Çünkü “büyüyünce evlenmek” çocukların aşk tarifinin vaz geçilmezleri arasında yer alıyor. Bu da yazarın çocuk dünyasını tanıdığını gösteren ip uçlarından.


Çocukların aşkı saf ve masumdur. Aynı sırada oturmak, teneffüste birlikte oynamak, aynı takımda yer almak, doğum gününe çağırmak, elini tutmak, yanağından öpmek, bakıp gülümsemektir aşk. En yakın arkadaşına kimi sevdiğini söylemektir. Ve “büyüyünce evlenmek”tir. Çünkü çocuklar için aşk, anne baba olmakla eşdeğerdir. Bu algı ancak ebevenlik yaklaşımları ve toplumsal cinsiyet algısı değiştikçe değişecek sanırım.


Gürbüz “servet kadar” sözcüğe sahip ama Özgür’ün gülümsemesine ve içtenliğine sahip değil. Özgür’ün söylemek istediği çok şey var ama sahip olduğu üç kelimeden başka sözcüğü yok. Kalbindeki bütün aşkı bu üç sözcüğe yükleyerek Cemile’ye gönderiyor: “kiraz! toz, sandalye!” Cemile’nin hiç sözcüğü yok ama gülümsüyor ve Özgür’ün yanağına bir öpücük konduruyor.