top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Bu dünya bir fabrika

Nagihan Kahraman, Sayaka Murata'nın kaleme aldığı Dünyalılar adlı romanı üzerine yazdı: "Toplumun kurallarına uyum sağlamak, onlardan biri olmak yani normal bir 'dünyalı' olmak kendilerini öyle hissetmeyen romandaki iki çocuk karakterimiz için çok zordur ve bu sebeple söz verirler: Ne olursa olsun, hayatta kalınacak!"


Yaşadığımız dünyanın bir fabrika sistemi gibi işlediği aşikar; insanlar doğup büyüyor sonra da bebekler getiriyor dünyaya. Genel olarak insanlık bunu kabullenmiş durumda; hatta çoğunlukla bu hayatın doğal bir akışı gibi görülüyor. Peki ya bu argüman reddedilemez mi? Dünyalılar romanı işte tam da bu reddediş üzerine kurulu. Kitabın yazarı Sayaka Murata, Natsuki adlı karakterin çocuklukta ve ardından da yetişkinlikte yaşadıkları üzerinden toplumsal normlara, travmalara ve topluma yabancılaşmaya dair yer yer distopyaya yer yer ütopyaya yaklaşan bir anlatı sunuyor okura. Ayrıca roman fabrika metaforu üzerinden kurgulanmış ve bunun dışında bir de dünyalı-uzaylı çatışması romanın merkezinde duruyor.



Kitap altı bölümden oluşuyor fakat temelde iki ana zamanda geçiyor olaylar. İlki Natsuki'nin on bir yaşında olduğu, çocukluğunda yaşadığı travmatik olayları okuduğumuz kısım. Diğeri ise üçüncü bölüm itibari ile okumaya başladığımız Natsuki'nin otuz dört yaşında bir yetişkin olduğu kısım. Küçüklüğünde Natsuki diğer çocuklar gibi değildir; farklı olmanın toplum tarafından cezalandırılacağını henüz bilmiyorken kuzeni Yu ile aralarındaki farklı iletişim biçimi başlarına bela olur. On bir yaşında olmalarına rağmen toplumdan ve ailelerinden farklı olduğunu hisseden bu çocuklar kendilerini başka gezegenden varlıklar olarak konumlandırırlar. Henüz oyun oynama döneminde olmalarına rağmen yaptıkları, yetişkinlerin kurallarla örülü dünyasında hoş karşılanmaz. Ceza mekanizması hemen çalışmaya başlar. Toplumun birer üyesi olabilmeleri için bu şarttır. Aile denen toplumun en küçük birimi kendi çocukları bile olsa yaptıklarını cezasız bırakmaz hatta denebilir ki bu konuda en gaddar olanlar çocukların kendi aileleridir. Toplumun kurallarına uyum sağlamak, onlardan biri olmak yani normal bir "dünyalı" olmak kendilerini öyle hissetmeyen bu iki çocuk için çok zordur ve bu sebeple söz verirler: Ne olursa olsun, hayatta kalınacak!


Kitabın Natsuki'nin yetişkin bir kadın olduğu bölümlerini okumaya başladığımızda dünya denen bu fabrikadan kaçmak için kendince bir çözüm bulduğunu görürüz. Senelerce onu büyük bir kararlılıkla cezalandıran ailesinin ve aslında toplumun istekleri bitmek bilmez hale gelince -evlilik, çocuk vs.- o da "dünya"dan kaçabileceği bir yol bulur. Natsuki toplumu ve içinde yaşadığı dünyayı bir fabrika sistemine benzetir ve bütün bu normlardan kaçabilmenin tek yolu ona göre fabrikanın bir üyesiymiş gibi davranmaktır. O da böyleymiş gibi hareket eder. Çünkü annesi, ablası dahil herkes fabrikanın elçileridir. Öte yandan çocukken yaşadığı travmalar onu rahat bırakmaz. Daha küçüklükte küstürülen bir çocuğun büyüdüğünde "istenilen" bir birey olmasını beklemek büyük bir yanılgı. Romanda Natsuki bu durumdaki tüm bireylerin adeta bir temsilcisi gibi. Toplumu reddeden, travmaların müsebbibi olan insanlardan kaçan bir genç kadının anlatıldığı bu katmanlı romana, yazarın uygun gördüğü son epey düşündürücü. Ancak "Dünyalılar'dan kaçmanın, sadece kendin olmanın bir yolu var mıdır?" sorusu tüm gerçekliğiyle romanın merkezinde dururken romanın metaforik bir düzlemde ilerlemesini sağlayan dünyalı-uzaylı çatışması böylece romanın zirve noktasını da oluşturuyor.


Romanda değinilen başlıca travmatik olaylar genelde Natsuki'nin en yakınlarından geliyor. Başta ailesi, hatta direkt annesi... Bir kadın olarak annesi ve ablasından destek görememesi, evde hep dışlanmasından ötürü kendini evin çöp kutusu olarak görüyor: "Evin içinde bir çöp tenekesinin olması, herkesin hayatını kolaylaştırır. Ben galiba bu evin çöp tenekesiyim. Babam da annem de ablam da kalpleri kötü duygularla şiştiğinde onları bana doğru atıyorlar."(s.38) Ayrıca romanın tamamına bir kaya gibi oturan cinsel istismar mevzusu var ki bu durumun yaşanması kadar ailesine bu durumu anlatamaması da başka bir travmatik durum. Natsuki ailesi ve akrabaları tarafından adeta kuşatılmış ama yapayalnız bir çocuk ve yetişkinken de annesinin, ablasının değişmediğini görüyoruz.

Kendisinden evlenmesini, üremesini ve "uyumlu" olup sorun çıkarmamasını bekleyen bu fabrikanın daimi üyeleri olarak ailesini görüyor. Dünya bir fabrika, insanlar da bu fabrikanın denetimcileri.

Bu çemberden çıkamadıkça birbirlerini gammazlamaya devam ediyorlar.


2019 yılında Kasiyer romanı ile edebiyatımızda adını duyduğumuz Sayaka Murata, Japonya’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Akutagava Ödülü'nün sahibi. Aslında 2003 yılındaki ilk romanından beri yazmayı sürdürüyor ancak yazarlık hayatının dönüm noktası Kasiyer denebilir. Sadece Japonya'da 1,5 milyon adet satan bu roman kısa sürede birçok dile çevrildi. 2018 yılında yazdığı, bahsettiğim romanı Dünyalılar ise geçtiğimiz günlerde İthaki Yayınları'ndan çıktı. Eseri Japonca aslından dilimize çeviren Alper Kaan Bilir. Dünyalılar, toplum baskısı sebebiyle dünyalı olmak istemeyenlerin bu çeperden çıkmak adına kendi yaşam alanlarını genişletmeye ve adeta nefes almaya çalışanların anlatıldığı çarpıcı ve sarsıcı bir roman. Ancak cinsel ve psikolojik şiddetin tüm çıplaklığıyla anlatıldığı kısımlar tetikleyici olabilecek nitelikte. Bunu da belirtmekte fayda var. Yazarı ilk defa okuyacaklar için Kasiyer'le başlangıç yapıp sonra Dünyalılar'a geçmelerini öneririm. İyi okumalar.


DÜNYALILAR

Sayaka Murata

İthaki Yayınları, 2023

Çeviri: Alper Kaan Bilir

216 s.

Comentarios


bottom of page