Ara
  • Litera

Aşkımız Roman!


“Bir roman versene bana. Aşklı olsun!” Sevgililer günü vesilesiyle Aşk-ı Memnu'dan Aşk İşaretleri'ne, Çalıkuşu'ndan Yürümek'e çok sevilen, çok okunan, unutulmaz aşk romanlarımızı derledik.



Aşk-ı Memnu - Halit Ziya Uşaklıgil


Rus edebiyatının ‘Anna Karenina’sı varsa bizim de ‘Aşk-ı Memmu’muz var! Halit Ziya Uşaklıgil’in yasak aşkı merkeze aldığı bu roman hem batılı anlamda kaleme alınmış ilk roman örneklerinden biri hem de kuşaklar boyu okunan, sevilen ölümsüz bir aşk hikayesi. Bihter’in kocasının yeğenine duyduğu yasak aşk ekseninde Halit Ziya insan ruhunun arzuyla titreşen karanlıklarında dolaşıyor, bireyoluş serüvenine ışık tutuyor.



Huzur - Ahmet Hamdi Tanpınar


''Mümtaz o yaz, insan ruhunu olduğundan çok hür sanıyordu. her an kendimize sahip olabileceğimize inanıyordu. Bu demektir ki, hayatın gafiliydi.'' Mümtaz ve Nuran’ın mutlu sona eremeyeceğini çok iyi bildikleri büyük aşkları, İstanbul’da bir yaz mevsimi, kayıp zaman ve insanın içinde aynı anda yaşattığı melek ve şeytan… Hayatın ve aşkın gafilleri için Türkçeye armağan edilmiş bir başyapıt: Huzur.



Yürümek - Sevgi Soysal


“Bir roman versene bana. Aşklı olsun!” Mehmet ve Ela’nın kesişmeleri ve ayrışmaları arasında yükselen bir aşk, bir kadının aşktan çıkarak kendi benliğini, cinselliğini, cinsel özgürleşmenin imkanlarını arayışının ve cinsel kimlikleri sorgulayışının eşsiz romanı. Soysal’ın yazarlığının ve çağdaş edebiyatımızın aşk ve cinsellik üzerine köşe taşlarından biri. ‘"Gel", "hiçbir şey vermeyeceğim", "hiçbir şey almayacağım gel!"’


Sevgi Soysal’ın edebiyatımızda nadir görülen bir şekilde aşkı sevişme sahneleriyle de anlatmayı başardığını, bu yüzden de yayımlandığı yıl kitabın hem müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldığını hem de o yıl TRT roman başarı ödülünü aldığını da hatırlatalım.


Raziye-Melih Cevdet Anday


“Sevdalanmaya gidiyormuşum meğer...” Bu unutulmaz ve neredeyse klasikleşmiş açılış cümlesiyle başlıyor Raziye. Türkçenin büyük şairlerinden Melih Cevdet Anday kaleme aldığı bu romanıyla ölümsüz bir aşk romanına imza atıyor. Doğa, iktidar, cinsellik ve cinsel kimlikler üzerine tarihi sorgulamaları merkeze alan bir yandan da aşka ve arzuya dair ölümsüz bir aşk öyküsü olan çok katmanlı bir roman Raziye. Dişil ve eril düşünceyi, bunların kültürdeki ve toplumsal cinsiyetlerdeki yansımalarını sorgulaması da cabası.


Aşk İşaretleri-Latife Tekin


“Hayır. Sesinin dalgalarına düşüncesiz bırakmıştım kendimi. Soluğu öylesine güçlüydü ki. Üfleyip estirdiği hava varlığımın derinliklerine doğru akıyor... anlattıklarını ruhumla işitiyordum sanki. İnsan kaderini vaat eden kişiyle karşılaşır da saflıkla, merakla dinlemez mi onu?”


Aşk İşaretleri, Latife Tekin’den aşk, büyü, iktidar ve masumiyet üzerine karanlık bir başyapıt.



Kara Kitap-Orhan Pamuk


Galip’in bir sabah karısının onu terk etmesiyle başlayan arayışının hikayesi Kara Kitap. Aşkın ve şehrin girdaplarında kendini arayan bir kahraman ve onun tutkulu, takıntılı ve kayıp aşkı… “dikine değil yanlamasına kestiğin elmanın içindeki kusursuz yıldızı bana gösterdiğinde seni severdim; öğle vakti, yazı masamın üzerinde oraya kadar nasıl geldiğini anlayamadığım bir tel saçını gördüğümde ve birlikte çıktığımız bir yolculukta, tıkış tıkış belediye otobüsünün tutunma demirlerine sarılan öbür eller arasından yan yana duran ellerimizin birbirine ne kadar az benzediğini kederle gördüğümde, seni kendi gövdemi tanır gibi, beni terk eden ruhumu arar gibi, bir başka kişi olduğumu acı ve sevinçle anlar gibi severdim.”


Bir Gün Tek Başına- Vedat Türkali


“Ülke sallanıyor, iktidardakiler sallanıyor. Herkes bir şey bekliyor. Ben Günsel'i bekliyorum.”

27 Mart darbesi sırasında geçen, çarpıcı, unutulmaz, klasikleşmiş büyük bir aşk hikayesi: Bir Gün Tek Başına. Bireylerin üzerine bütün ağırlığıyla binen politik ortamın içinde, dünyayı, siyaseti, hem sol hem muhafazakar geleneği sorgulayan iki aşığın her anlamda darbeyle biten ilişkilerini anlatıyor Vedat Türkali. Geleceğe dair umutları olan ve bu umutlar için bir şey yapması gerektiğine inanan devrimci Günsel’le, orta sınıf hayatın konforuna batmış, çıkara dayalı ilişkiler içinde yaşayan, kendisiyle ve hayatla kavgalı Kenan’ın umutsuz aşkı yürekleri titretmeye yazıldığı günden beri devam ediyor.


Ağır Roman - Metin Kaçan


“Gençliğini bir süre daha ayna karşısında seyredip sustalıyı bileklerine indirdi! Arka sokaklarda keman filosu tüm kenti uyandıracak biçimde ağlıyor, darbukalar kalp atışlarını en parlak yıldıza hissettiriyordu...”

Aşk, yoksulluk, delikanlılık, çaresizlik ve ölüm arasında bir uçurum roman: Ağır Roman. Kenar mahalle delikanlısı Salih ile aynı mahallenin fahişesi Tina arasında mutsuzluğa, ayrılığa ve ölüme mahkum bir aşk hikayesi anlatıyor bu romanında Metin Kaçan. Bu, yoksulluğun ve cinsel kimliklerin baskısı altında çırpınan, bu ağırlıkların altından kalkmak için aşktan medet umanların kederli yeraltı aşk romanı, özgün dili, yarattığı masalsı evren ile edebiyatımızda ayrıcalıklı bir yere sahip.


Çalıkuşu - Reşat Nuri Güntekin


“Saklamaya çalışma, nafile. Sevda, çocuk gözlerinden uyku gibi akıyor.” Mutlu sonla biten nadir aşk romanlarından biridir Çalıkuşu. Yeşilçamvari bir melodram gibi görünse de gerçek aşka ulaşabilmek için bireysel arayışının ve özgürlüğünün peşine düşen bir kadın kahramanı anlatan erken ve nadir örneklerdendir. Feride, aşktan kaçıp kendisini ararken, geç Osmanlı döneminin yozlaşmış bürokrasisinin, unutulmuş, yoksulluktan kıvranan Anadolu’nun içinde gezdirir bizi.


Yazıldığı ilk günden itibaren çok sevilen ve çok okunan Çalıkuşu olağanüstü Türkçesi, kuşaktan kuşağa geçen ölümsüz hikayesi ile edebiyatımızın klasikleri arasında.


Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali


Edebiyatımızın en çok okunan romanlarından biri Kürk Mantolu Madonna. Yazıldığından yıllar sonra gerçekleşen adeta bir edebiyat olayı. Onun günümüzde bu kadar sevilmesinin ve okunmasının sırrı henüz çözülemedi. Roman, hayattan ve aşktan vazgeçmenin hüzünlü hikayesini anlatıyor. Sabahattin Ali’nin eşsiz üslubu ve başarılı ruh tahlilleri romanı yazıldığı dönemden geleceğe ve hatta evrensele taşıyor, şaşılacak bir şekilde.


“Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum bulunduğunu öğrettin.”