top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Asker ile Denizci: Anneliğin görünmeyen cephesi

  • Yazarın fotoğrafı: Litera
    Litera
  • 22 saat önce
  • 3 dakikada okunur

Mehtap Sağocak, Claire Kilroy ‘un Asker ile Denizci isimli romanı üzerine yazdı: "Anneliği kutsallaştırmadan, kadınların gerçek bedensel ve ruhsal deneyimini tüm karmaşık ve çelişkili yanlarıyla görünür kılan bu roman, doğrudan annenin zihninin içinden seslenir ve sıradan annelik anlatılarından farklı bir yapı sunar."



İrlandalı yazar Claire Kilroy ‘un Asker ile Denizci isimli romanı 2025 yılında YKY tarafından Lale Akalın çevirisiyle yayımlandı. Roman bir anne ile bebeği arasındaki ilk ayları anlatır ancak annelik temasını yerleşik romantik kabullerin dışında psikolojik bir derinlikten ele alır. Annelik deneyimini okura çıplak, rahatsız edici, bunalımlı bir gerçeklik olarak aktarır. Doğum sonrası biyolojik, fizyolojik ve ruhsal değişim yaşayan ve kendini gündelik hayatın her cephesinde mücadele eden bir asker gibi hisseden “anne”nin iç monologları bilinç akışına yakın bir tarzdadır. Asker anne, oğluna yani “denizci”ye yıllar sonra hitap ettiği uzun anlatıda yoğun sevgi, itiraf, savunma, suçluluk, hesaplaşma gibi pek çok katmandan seslenirken, kadından anneye travmatik dönüşüm tüm gerçekliğiyle izlenmektedir. Klasik roman örgüsünün dışında kurgulanan bu anlatıda, annenin çocuğuna duyduğu sonsuz sevgi aynı zamanda korku, kaygı ve sorumluluk duygusuyla iç içedir. Romanın dili de bu içsel sıkışmayı yansıtırcasına keskin, yoğun hatta bazı okurlar için yorucu gelebilir.

Çocuğunu ölümü göze alacak kadar severken, kendi hayatını kaybetmiş gibi hissetme, çocuk anne bağı karşısında kimlik silinmesi, koruma içgüdüsü karşısında özgürlük özlemi,  suçluluk, tükenmişlik gibi çelişkili duygular roman boyunca okuru huzursuz eder. Günlük hayat içinde market, park, oyun grupları sarmalında kaybolmuş, uykusuz, yorgun, hormonal dalgalanmalar yaşayan anne, çocuğun bakımını üstlenirken, işinden ve sosyal hayattan kopmakta, yalnızlaşma, yabancılaşma ve kimlik erozyonu yaşamaktadır. Kadının, eşitlik sandığı evliliğinin annelikle birlikte çöktüğünü fark etmesi, bir varoluş krizinin içine düşmesine yol açar. Eşi normal hayatına devam ederken, işini ve sosyal hayatını özgürce sürdürürken, annenin evde kapalı kalması ve görünmeyen, takdir edilmeyen emek üretimi bir travma monoloğu içinde aktarılır. Annelik yükü ve bebeğine bakma sorumluluğuyla birlikte gelen yetersizlik hissi ve eşiyle kavgaları sonucunda oluşan bir buhranla, “onu daha iyi biri büyütsün” fikriyle çocuğunu terk etme girişimi, anne açısından bir kırılma anıdır. Bu noktada okur, asıl meselenin çocuk büyütmek değil, insanın kendini yeniden kurmak olduğunu görür. 


Ev içi hayattaki rutin eylemler, savaş terimleriyle metaforlaştırılır. Örneğin bebeğe emziğinin verilerek susturulması, bir bombanın piminin geri takılmasıyla benzeştirilir. Anne sürekli tetikte, nöbette olan, cephede savaşan, savunan bir askerken, çocuk büyüyüp, özgürleşecek ve ufka doğru yolculuğa çıkacak bir denizcidir. Asker düzen, disiplin, görev, savunma için çabalarken, denizci değişmekte, sınırlarını aşmakta ve geleceğe doğru açılmaktadır. 


Annelik deneyimini, varoluşsal bir kırılma olarak, ham, karmaşık bazen karanlık yanlarıyla aktaran bu metin tüm doğallığıyla akan, içsel, dürüst bir dille yazılmıştır. Kadının bakım emeğini politik bir mesele olarak da vurgular, modern kadının hala çözülememiş eşitlik meselesini feminist bakışla da öne çıkarır. Anneliği kutsallaştırmadan, kadınların gerçek bedensel ve ruhsal deneyimini tüm karmaşık ve çelişkili yanlarıyla görünür kılan bu roman, doğrudan annenin zihninin içinden seslenir ve sıradan annelik anlatılarından farklı bir yapı sunar. Kilroy, toplumun dışardan izlediği doğal ve düzenli bir süreç gibi algıladığı anneliğin, kaotik, yorucu ve bazen de korkutucu bir deneyim olduğunu içerden göstermektedir. Bu deneyime eşlik eden “bir gün ayrılacak olmanın” hüznünü ve özlem duygusunu da derinden hissettirir.  Anlatıcı kimi zaman güçlü, kimi zaman kırılgandır, ne kahraman ne kurbandır. Slogan atmaz, bilgiçlik taslamaz, sadece bir insan ve kadın olarak kimliğini derinden sarsan anneliğe dair yaşadıklarını, hayatta kalma pratiği olarak gözler önüne serer. Anneliğin tabu sayılan duygularını görünür kılar. Beden, kimlik ve varoluş mücadelesini, sonsuz sevginin ağırlığıyla birlikte işler. Bu yönüyle anneliği romantize eden çalışmalardan farklılaşır.

Yazar, asker annenin, oğlunun yetişkin hayaline seslendiği cümlelerle noktalar kitabını.

Ama havalı ya da havalı olmayan üniformanın altında, bilirim ki

Küçük mavi bir giysi var ve

Uzun kırmızı bir pelerini 

Kocaman sarı bir S harfi olan

Denizcilere uygun.

Yine bilirim ki bu adam içinde o çocuğu taşıyor

Hani uçabilen o çocuğu

Bunu bilirim çünkü

Onu ben de içimde taşıyorum

Hep taşıdım

Hep taşıyacağım.



ASKER İLE DENİZCİ

Claire Kilroy

Yapı Kredi Yayınları, 2025

Çeviri: Lale Akalın

176 s.

Yorumlar


bottom of page