• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Hayat'a dair bir analiz

Burcu Karakoç, Engin Geçtan'ın Hayat isimli kitabı üzerine yazdı: "Kitabı bölümler halinde oluşturup, her bölüme bir aforizma ile başlayan Engin Geçtan; doğanın bütünlüğünden kopup özden uzaklaşan uygar insanın yaşadığı yabancılaşma, yalnızlık, depresyon, ego, narsizm gibi duygu ve durumları incelemiş."

Nilay Örnek’in “Nasıl Olunur?” adlı podcast serisinde ismini duyduğum, psikoloji alanında okumalar yapmama rağmen geç kaldığım bir isim olan Engin Geçtan; psikiyatri alanında yazdığı “Hayat” adlı kitabını ilk kez 2002 yılında yayımlamış. Roman ve deneme türlerinde de yazan aslında psikiyatri profesörü olan Geçtan; bu kitabında insanı oluşturan temel unsurları, bu unsurların ruhsal altyapısını dile getirirken hayatın ona göre ne olduğunu çok yönlü ve bütüncül bir bakış açısıyla ele almış. Yazar; insanların değişen yaşam algısını, kendileri ve çevreleriyle ilişki kurma biçimlerini, bu ilişkilerin hangi bağlam ve koşullarda geliştiğini belirtmiş. Öte yandan yakın geçmişte ve hâlihazırda dünyanın psikolojik ve sosyolojik durumunu farklı boyutlarıyla ele alan Geçtan; yaşanan siyasi gelişmeleri, günlük yaşamın farklılaşan dinamiklerini gözlemleri ve bizzat tecrübeleri üzerinden aktarıyor.



Kitabı bölümler halinde oluşturup, her bölüme bir aforizma ile başlayan Engin Geçtan; doğanın bütünlüğünden kopup özden uzaklaşan uygar insanın yaşadığı yabancılaşma, yalnızlık, depresyon, ego, narsizm gibi duygu ve durumları incelemiş. Bu durumların nedenlerini, insanların var olma gayretlerinin değişen hayat yorumları, küreselleşme, değerlerin değişmesi, duygusal bütünlük oluşturamayan insan ilişkileriyle bağını açıklayıp düşüncelerini pek çok yazar, bilim insanı ve düşünürün eserlerinden yaptığı alıntılarla destekliyor. Yazarın üzerinde özellikle durduğu temel meselelerden biri insanın doğadan kopup ilk insanlar gibi doğayla bir ve bütün olma durumundan uzaklaşmasının üstü örtülmüş bir yalnızlığa, insanları ihtiyaçlarını karşılayan cansız varlıklar olarak görüp sahip olduklarıyla var olabildiğine inanmaya, kendine ve dünyaya yabancılaşmaya sürüklediğidir. Geçtan; insanın yeryüzündeki varlıkların en gelişmişi ve üstünü olduğu yanılması yaşadığını, esasında varlıkların en kırılganı olup tam da bu nedenle yıkıcılığa eğilim gösterdiğini belirtiyor. Teknolojinin de tetiklemesiyle sağduyu ve sezgiden uzaklaşan insanın her şeyden ürken fakat her şeye de meydan okuyan hırçın varlıklara dönüştüğünü ifade ediyor. Hız unsurunun kıskacında sahici ilişkilerden uzak “uygar” insanın ruhsal gerilimlerle kimi zaman farkında olmadan baş etmeye çalıştığını belirtmiş.


Doğu ve Batı kültürünün yaşama bakışı, Türkiye’nin kodları, insan zihninin ve evrenin işleyiş sistemi, insanın öz benliğini oluşturabilmesinin geliştireceği gerçek bağlarla ilişkisi yazarın üzerinde durduğu önemli noktalardır. Güç, mutluluk, başarı, zekâ, güzellik, iktidar, tarih gibi kavramlarla ilgili yaşanan karmaşıklığa değinen Geçtan, bu kavramlarla ilgili görüşlerini aktarıp değiştirilen ve dayatılan anlamlarına karşı çıkıyor. Örneğin; insanların haz ile mutluluğu, iktidar ile gücü birbirine karıştırdıklarını, haz veren durumları mutluluk olarak tanımlayıp iktidar sahibi olmanın güçlü olmayı gerektirmeyebileceğini ifade ediyor. Paranın bugün hangi anlama geldiği, yaşamın merkezine beğenilme arzusunun geçmesi, televizyonun gerçekle kurulan ilişkiyi etkileme biçimi gibi pek çok konu da kitapta kendine yer buluyor.


Engin Geçtan; psikiyatri alanında yaşadığı deneyimleri ve psikoterapi sürecinin işleyişini dile getirirken, narsistik kişilik bozukluğu, obsesyon gibi ruhsal sorunlar hakkında da bilgi aktarıp alanla ilgili uygulanacak yöntemlere, Freud, Erich Fromm, Jung gibi isimlerin düşüncelerine yer vermiş. Bugün psikodinamik psikiyatri alanında çalışan psikiyatrisin işinin daha zor olduğunu belirten yazar; dünyada yaşanan karmaşanın dindirilmesinin yeterli olmadığı durumlar yaşandığını, alanla ilgili çalışacakların farklı perspektifler edinmesi gerektiğini belirtiyor.


Yazar, modern fizik kuralları ve kuantum mekaniğiyle yaşam arasında ilişki kurup popüler kültürün güçlü bir uzantısı olan “kişisel gelişimin” ve psikoloji alanındaki enformasyon kirliliğinin çok uzağında temkinli yaklaşıyor meseleye. Yeterli tecrübe ve donanımdan uzak pek çok kişinin kapitalist dürtülerin teşvikiyle kişisel gelişim adı altında psikolojiyi talan edip evrendeki enerji üzerinden şifa çığırtkanlığı yaptığı bu dönemde, Engin Geçtan gibi alanın duayen isimlerinin fikirlerinin ve insana bütüncül yaklaşan bakış açılarının çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Yazarın kitap boyunca kişinin iç dinamiklerini ele alırken bilen değil öğrenen kişi konumundaki tutumu, sezgi ve aklı birlikte değerlendirmesi, alanla ilgili kabul görmüş kimi görüşlere eleştirel yaklaşımı dikkat çeken önemli özellikler olarak karşımıza çıkıyor. Didaktik bir üslup kullanmadan farkındalık oluşturan Engin Geçtan, “Hayat” ile insanın anlam arayışında etkili bir yol gösterici oluyor.


HAYAT

Engin Geçtan

Türü: Edebiyat Dışı ( Psikiyatri)

Metis Yayınları, 2002

181 s.