• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Siyah Feminizmin Çarpıcı Bir Örneği: Haz

Metin Yetkin, genç yazar Raven Leilani’nin bol ödüllü ilk romanı Haz üzerine yazdı: "Roman, genç bir siyahi kadının gözünden yozlaşmış Amerikan hayatını, ırkçılığı ve ataerkil sistemi odağına almakta."

Metin Yetkin


Genç yazar Raven Leilani’ye pek çok ödül kazandıran ilk romanı Haz Aslıhan Kuzucan çevirisiyle yayımlandı. Roman, genç bir siyahi kadının gözünden yozlaşmış Amerikan hayatını, ırkçılığı ve ataerkil sistemi odağına almakta.

Tam adıyla Raven Leilani Baptiste, 1990 yılında New York’ta doğdu. Sanat lisesinin ardından Marist College’da İngiliz Dili ve Edebiyatı ile psikoloji bölümlerini bitiren yazar Yüksek lisansını New York Üniversitesi yaratıcı yazarlık bölümünde tamamladı. Nitekim Haz kitabını da bu öğretim programı için kaleme almaya başladı. Kitabın anlatıcısı ve başkahramanı olan Edie’nin kendine ait bir yerlerden doğduğunu söyleyen yazar bu karakterle birlikte hata yapan yahut hataya düşebilen siyahi bir kadının öyküsünü yazmak istediğini de eklemekte. Bu bağlamda adını kitabın ortalarına doğru öğrendiğimiz 23 yaşındaki kahramanla yazarın hayatı arasında birtakım paralellikler görmek mümkün, editör olarak çalışması, Yedinci Gün Adventist Kilisesi ilkelerince yetişmesi, öğretim kredisi borçları gibi. Kitabın kurgusundan bahsetmek gerekirse çocuk kitapları yayımlayan bir yayınevinde editör olarak çalışan Edie internetten tanıştığı kendinden yaşça büyük Eric ile ilişki yaşamaya başlar. Eric evlidir fakat bu evlilik özgür bir evlilik olarak nitelenir. Öyle ki ikisinin nasıl ve hangi şartlar hakkında görüşebileceğini dahi Eric’in karısı Rebecca bir kural listesiyle belirler. Ancak zamanla bu ilişki karmaşık bir hal alır ve birkaç olayın akabinde Edie, onların evine taşınır. Eric kısır olduğu için çift Akila isimli 12 yaşında siyahi bir kız çocuğu evlat edinmiştir. Böylelikle Edie, Akila’yı anlayan tek kişi olacaktır. Öte yandan Rebecca ve Edie arasında da bir tür dostluk doğar. Adli tabip olarak çalışan Rebecca gerek işi gerek mizacı gereği sinirlerine hâkim olan sert mizaçlı bir kadın olsa da Edie’ye kötü davranmayacak, hatta en zor anlarında yanında olacaktır. Bu dayanışmanın yanında ikisi arasındaki soğuk savaş da bitmeyecektir. Eric ve Rebecca ise dışarıdan mutlu bir çift gibi gözükse de evliliklerini bir türlü sağlamlaştıramazlar. Çift terapisinde öğrendikleri Radikal Açık Sözlülük, Yıkıcı Empati, Manipülatif Samimiyetsizlik ve İğrenç Saldırganlık gibi -sözde- yöntemleri uygulayarak yavan hayatlarındaki sorunları çözmeye çalışırken daha da dibe yuvarlanmaktadırlar. Nitekim burada modern Amerikan ailesi hicvedilir. Zira Akila’dan öğrendiğimize göre onun daha önceki koruyucu ebeveynlerini de hep boşanmıştır. Terk edilme korkusu yaşayan ve Rebecca’nın kusursuz düzenine uyumlanmaya çalışan çocuk da kendini odasına kapatarak çizgi romanların, bilgisayar oyunlarının dünyasına saklanır. Zaten görünmez bir çocuktur Akila çünkü o mahallede yaşayan tek siyahidir. Öyle ki Eric ve Rebecca’nın evlilik yıldönümünde dahi kimse ona tek bir kelime bile etmez. Hatta ona matematik dersi veren genç, kızın yapamadığı soruyu bir maymunun bile çözebileceğini söyleyerek Akila’yı aşağılar. Bunun ırkçı bir söylem olduğunu anlayan tek kişi Edie’dir. Irkçılık Amerikan toplumuna sinmiştir adeta. Öte yandan Edie, yayınevinde çalıştığı dönemde sürekli mobbinge uğrar ve erkek iş arkadaşlarının türlü cinsel fantezilerine boyun eğer. Kimisi ona zenci sürtük der, kimisi ona babacık dedirtir, kimisi ise ona annecim diyerek ağlar. İş yerinde erkek çalışanların kadınlardan çok daha fazla maaş aldığını da eklemeli. İlginçtir ki Edie’nin yerini bir başka siyahi kadın alacaktır. Böylelikle romandaki çatışmalar çeşitlenir: beyaz-siyah, beyaz erkek-siyah kadın, beyaz kadın-siyah kadın, siyah kadın-siyah kadın vb…


Tek bir pencereden bakmaz Leilani, onlarca ama onlarca çatışma ekler metnine. Bu çatışmalardan biri de Eric-Edie çatışmasıdır. Eric, ılımlı beyaz erkek tipini sembolize eder. Kibar olmaya çalışır, siyah demek yerine Afro-Amerikan sözcüğünü tercih eder. Ancak bir gün tartıştıklarında Edie’yi yere iter. Bundan büyük pişmanlık duyup şiddet eğilimli bir adam olmadığını defalarca açıklayıp türlü özürler dilese de bundan hoşlanmıştır Edie. Evet, fiziksel şiddetten haz duyan ve bunu cinsel hazla birleştiren bir kadındır. Zaten çelişkisi de burada başlar. Koyu Hıristiyan öğretileriyle geçen çocukluğunda, bir serseriye âşık olduğu ergenliğinde ve gençliğinde ona hep itaat etmek öğretilmiş, toplumsal baskı ve devlet baskısı da normalleştirilmiştir. Burada, Leilani onu seçimlerinde özgür bir siyahi kadın olarak kurgulamak istediğini, hazzı nerede buluyorsa orada bulmasını ancak zaten siyahi bir kadın olarak farklı derecelerdeki şiddeti toplumsal hayatta zaten sürekli deneyimlediğini söyler. Bu bağlamda, özel hayatında da şiddeti tercih etmesinin, hatta bundan haz duymasının başka yerde sahip olmadığı kontrol gücünü kullanmanın bir yolu olarak gördüğünü belirtir. Yine bu doğrultuda şu pasaj dikkat çekicidir:

“Bazen elli yaşını aşmış bir siyahın caddede yürüdüğünü görürsünüz ve bu yaşına kadar epey badireler atlattığını bilirsiniz. Çift bilinçliliğin, sıkı bir gözetim altında öfkelerini gizli gizli yönetmenin ve dışarıdaki dünyanın günlük şiddetinin efendileri olduğunu bilirsiniz. Canları acırken teşekkür ettiklerini ve hamamböceklerine, hızlı yulaf lapasına ve yüzünüzdeki morluğa rağmen onların hiç olmadığı kadar şanslı olduğunuzu, yayımcılığın en vasıfsız işini kaybetmenin yalnızca gülünç değil, aynı zamanda kırıcı olduğunu bilirsiniz.” (s.78)

İşte bu toplumsal şartlarda itaat etmeyi, acıdan haz duymayı içselleştiren Edie, “hataya düşen” siyah kadın figürü olarak karşımıza çıkarken Eric ise “ataerkini saklamaya çalışan” sözde ılımlı beyaz adam figürü olarak belirir. Nitekim Edie, Eric hakkında şöyle diyecektir:

“Sürekli olarak bir hiçle karşılaşan bir insanın ifadesi bu ve bana bu hiçin ben olduğum izlenimini veriyor.” (s.163)

Kurguya dönersek, kitapta müzik ve resim de metinde paralel olarak yer alır. Öyle ki müzik ve mekân ilişkisi bazen çift yüzlüdür. Müzik mi mekânı var eder yoksa mekân mı müziği? Resme gelirsek, Edie ressam olmayı istemekte ve sürekli resim yapmaktadır. Ancak kendini -belki de onu cesaretlendiren kimse olmadığı için- yetersiz bulur. Hastanede yarı baygın vaziyetteyken mesleğini sorduklarında gayriihtiyari olarak “sanatçıyım” der, ardından neden böyle dediğini düşünmeye koyulur. Kısaca, bir şekilde “ben varım” demek ister ancak bunu nasıl yapacağını bilemez.


Metnin diline bakıldığında yazarın sert ve ironik bir üsluba sahip olduğunu söyleyebiliriz. Her cümlenin içerisinde hiciv ve ironi iç içe geçmiştir. Bazen, benzetmelerden hareketle metaforik bir dile kayar. Edie’nin düşünceleriyle, dünyayı algılama biçimiyle şekillenir dil. Yadırgatıcı, tekinsiz, hatta bazen dehşetengizdir. İlaveten, cinsel sahnelerde diline sınır koymamıştır yazar, her şeyi doğrudan anlatır.


Son olarak şunu da eklemek gerekir: Siyahi kadınlar hem etnik kökenlerinden dolayı hem de kadın oldukları için çift bir sömürüye maruz kalmışlardır. Bell Hooks gibi feministler feminizmin beyaz, orta sınıf kadınların tekelinde olmadığının altını çizerler. Böylelikle Yale mezunu Rebecca ile alt sınıftan bir aileye mensup olarak öğretimini tamamlayan Edie arasındaki ilişki siyah feminizmin [black feminism] hareket noktası olarak da okunabilir. Bu iki karakter üzerinden “beyaz feminizm” ile “siyah feminizmi” bazen ortak bir noktada buluşturur, bazen de karşı karşıya getirir yazar. Zira siyah feminizm nazarında feminist harekete ırkçılık sorunu da dahildir. Irkçılığa karşı erkeklerle birlikte mücadele etmek zorunda oldukları için erkeklere karşı ayrılıkçı bir tavır almazlar. Nitekim, Haz'daki iyi betimlenen tek erkek karakter Akila’nın tekvando eğitmenlerinden biri olan Robert’tır. Edie ile birbirlerini gördükleri andan itibaren aralarında sessiz bir dayanışma başlar:

“Rebecca, beni salondaki tek siyah eğitmenin yanına çağırıp benden aile dostu olarak bahsediyor. Elbette daha önce tanışmıştık. Birbirimizi çoktan fark etmiş ve bu tür salonların gerektirdiği üzere ufak bir telepati kurmuş, burada olduğumuz, titiz davrandığımız ve yalnızca siyah varlığımızı koruduğumuz bilgisini birbirimize vermiştik.” (s.168)

2020 yılında yayımlanan, Center For Fiction İlk Roman Ödülü, Kirkus Ödülü, John Leonard Ödülü, Dylan Thomas Ödülü ve VCU Cabell İlk Roman Ödülü’nü kazanan Haz bu özellikleriyle sayısız çatışma barındıran, insanı bazen dehşete düşüren, çok veçheli siyah feminist bir metin olarak karşımıza çıkar.

“Tanrı kadınların tarafında değildir. Meyvenin tarafındadır. Canınızı çektirdikten sonra sizi kirletir, siz uyurken rahminize yalnızca ölmek için doğacak bir tohum eker.” (s.176)

Not: Yazarın demeçlerine dair referanslar için bkz. https://www.theguardian.com/books/2022/jan/01/raven-leilani-i-was-flying-by-the-seat-of-my-pants


HAZ

Raven Leilani

İthaki Yayınları, 2022

Çeviri: Aslıhan Kuzucan

208 s.