• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Kaç Rüyadır Uçamayanlara

H.G. Wells, Y. Zamyatin, K.Čapek ve H. James gibi yazarlardan uçmaya ve rüyalara dair bir öykü antolojisi: Kaç Rüyadır Uçamayanlara


“Kaç rüyadır uçamayanlar, rüyalı rüyasız uçmak isteyenler için hazırlandı. Uzun süre uçmanın kanatlarımızı yorabileceğini düşünerek ara sıra da yeryüzünde gezindik. Böylece belki yerle gök arasındaki ayrılığa son verebilir, gerçekçi bakışla fantastiği tek kitapta buluşturabilirdik. Kitaptaki öyküler hem yeryüzüne hem de gökyüzüne ait... Yürürken göğü düşündürüyor, uçarken yeryüzünü. Beynimizde yeni hücreler tomurcuklanırken, hayal gücümüz genişlerken, kanatlarımıza kuvvet geliyor.



Karel Čapek

Yazarlar rastgele seçilmedi. Uçuşun bir tarihi var. Aristo, Poetika’sında “gerçeği daha iyi görmemizi sağlar sanat” der. Tabii Aristo bunu söylerken gerçekliğe deniz seviyesinden bakmanın yeterliliğine inanıyordu. Öykü türü yirminci yüzyıla yürürken fantastikle yoldaş oldu. Burada detaylarına giremeyeceğimiz bu yolculuk, yürümeye uçma eylemini ekledi. Gördüğünü göstermenin, her gördüğüne inanmamanın yolu fantastikten güç almaya başladı. Madem insan düşünürken aklının sınırlarını aşamıyor, sürekli hata yapıp hayalleri kırıyor, dünyayı solduruyor ve karartıyordu, öyleyse ona, uzaydan, uzak zamanlardan, belki de rüyalardan yapılma bir bakış gerekiyordu.



H.G. Wells

Işığı yakan yazarların başında H.G. Wells geliyor. Zaman Makinesi’nden önce yazdığı ilk öyküsü, bilim kurguya açılan kapılardan biri: “Zaman Argonotları”. Diğer yandan “Kristal Yumurta” öyküsüyle Mars’ı düşünen ilk yazarlardan Wells. İki öyküyle uçacağımız için, yazardan bir de yeryüzü öyküsü seçtik. Evlilik üzerine kaleme aldığı “Gabriel Nasıl Thompson Oldu?”da, devrimci, entelektüel ve fakat cinsiyetçi karakterlerle karşılaştık. Sert bir iniş oldu anlayacağınız. Uçmayı/uçurmayı iş edinmiş bir yazarın yeryüzünü nasıl kaleme aldığını okuduğunuzda epey şaşıracaksınız.



Yevgeni Zamyatin

Wells’in kalemine aşinaydı Zamyatin, eserlerini Rusçaya çeviriyordu. Başlarda edebiyatta gerçekçi diye türleştirdiğimiz, savaş karşıtı metinler yazarken, Wells çevirilerinden sonra yazdıkları değişti. Zamyatin de kanat çırpmaya başladı. Seçkide yer alan “Üç Gün” gerçekçi üslupla yazdığı, Potemkin Zırhlısı’nı odağına alan bir savaş novellası. Diğerleriyse fantastikle gerçekliğin sınırlarında yazılmış öyküleri. Yani bu defa önce yürüyüp, sonra uçacağız.

Karel Čapek iki yazarı da biliyordu. Ama en iyi Wells’i tanıyordu. Çünkü Zamyatin ünlü romanı Biz Diğerleri’ni yazarken, Čapek, Rossum’un Evrensel Robotları’nı kaleme alıyordu. İki eser de 1920 yılında yayımlandı, 20. yüzyıla damgasını vurarak ütopya ve distopya kavramlarının genişlemesine, yeniden yorumlanmasına neden oldu. Čapek de öykülerini fantastik öğelerden uzak tutamayan yazarlardan. Hatta bir öyküsünde bize uçmayı da öğretecek.



Henry James