top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Anlatılan her şey gerçek!

Gamze Çoban, Algan Sezgintüredi ve Mesut Demirbilek ile Kavgaz serisinin ilk romanı Çantacı üzerine söyleşti: "Kavgaz serisi, sonuçta kurgu olmakla birlikte yazı ortağım, emekli Emniyet Müdürü Mesut Demirbilek'in hayatına dayanıyor."



Algan Sezgintüredi'yi Vedat ve Tefo'yu merkezine alan polisiye serisiyle, Süperben adlı gerçeküstü romanıyla ve özellikle modern Amerikan edebiyatından yaptığı çevirileriyle tanıyoruz. Mesut Demirbilek ise özellikle suç bilimi takipçilerinin yakından tanıdığı bir uzman, emekli emniyet müdürü. İki isim örneğine çok rastlamadığımız bir proje için bir araya geldi: Kavgaz serisi. On iki kitap olarak planlanan seride her defasında başrolde 20'li yaşlarında emniyete katılmış Mutlu Kavgaz karakteri ve çözdüğü polisiye olaylar var. Üstelik tüm hikayeler gerçek olaylara dayanıyor. Serinin ilk romanı Kavgaz: Çantacı 80'li yılları fon olarak alıyor, gizemli bir cinayetin izini soluk soluğa sürmemizi sağlıyor. Yazarlarla DNA analizinin, bilgisayarın, cep telefonunun, internetin olmadığı ama çabanın ve azmin başrolde olduğu o günleri ve o günlerde geçen romanlarını konuştuk. Bu röportajda ve bu romanda anlatılan her şey gerçek!

Kavgaz: Çantacı Yalnızca Bir Başlangıç!

Sizi Vedat ile Tefo'nun maceraları ile tanıdık. Bu kez ana kahramanımız Mutlu Kavgaz. Bize Mutlu Kavgaz'ı anlatır mısınız?

Mutlu Kavgaz, Edirneli, orta halli denebilecek, idealist ve vatansever bir ailenin çocuğu. Küçük yaşta televizyonda izleyerek hayranı olduğu Komiser Columbo ve Dedektif Baretta'nın etkisiyle cinayet dedektifi olma kararı alan Mutlu'yla kitabımızda, 22 yaşında, Polis Akademisi'ni bitirip İstanbul Cinayet Büroda göreve başladığı gün tanışıyoruz. Mutlu her anlamda saf, temiz, zeki, çalışkan, dürüst ve en önemlisi, iyi bir aile terbiyesine sahip bir genç.



Olaylar seksenlerin sonunda geçiyor. Kahramanın başına gelenler ile dönem tercihiniz hikâyeyi oldukça sürükleyici bir hale getiriyor. Döneme nasıl karar verdiniz?

Kavgaz serisi, sonuçta kurgu olmakla birlikte yazı ortağım, emekli Emniyet Müdürü Mesut Demirbilek'in hayatına dayanıyor. Dolayısıyla başlangıcı, onun mesleğe başlamasına denk getirmeyi seçtik. İkimizin de yaşadığı ama farklı bakış açılarıyla yaşadığı yıllar ve şöyle bir önem taşıyorlar: Seksenler, Dünya'nın internetin getirdiği kültürel devrim ve gelişme hızı katlanarak artan teknolojiyle "tanıştığı" dönem. Beraberinde modadan müziğe, yaşayış tarzlarına dek pek çok şeyin değişimini getiriyor. Ülkemizse biraz geriden geliyor; tanışmanın eşiğinde henüz. Karar verirken hikâyede istediğimiz gerçeklik duygusunu sağlamasının yanı sıra, bugünün bilgisi ve bakış açısıyla yargılanmaması gereken pek çok unsur söz konusu ve bunları göstermenin, geçmişi anlamada faydalı olabileceğini düşündük.



Polisiyede ve genel olarak edebiyatta kusursuz kahramanlara çok alışkınız. Kavgaz ise acemilikleriyle kusursuzluktan uzak. Bu yeni yaklaşımı nasıl sağladınız?

Esasen yeni bir yaklaşım değil bu; polisiye edebiyatta, kusursuzundan en kusurlusuna, akla gelebilecek her türden kahraman var ama evet, böylesi acemi bir kahramana sık rastlanmıyor. Kavgaz özelinde resmetmeye çalıştığımız şey, suçların en ağırıyla uğraşmaya soyunan bir gencin, yaşadığı dönemin şartları altındaki yolculuğu, boş bir sayfaya nelerin, ne şekilde yazılabileceği. Mutlu yolun başında, elbette acemi ve o açıdan hepimize benziyor denebilir; sonunda varacağı yeri birlikte görebilmeyi umuyoruz şimdilik.



Kavgaz serisinin gerçek olaylara dayandığını söylüyorsunuz. Mesut Demirbilek ile nasıl bir çalışma yürüttünüz?

Planımız sık sık bir araya gelerek konuşmak ve konuştuklarımız kaydetmekti. Sonrasında yazma işini, sağ olsun Mesut Demirbilek güvenerek bana bırakacaktı. Ancak ilk oturumumuzun ardından pandemi patlak verdi. Farklı şehirlerde oturduğumuzdan görüşmelerimizi telefon ve çevrimiçi programlar üzerinden yürütmek durumunda kaldık. Görüşmelerimizden doğan malzemeyi kurgulamak bana düşüyordu; yazdıklarımı parça parça yolladım, Mesut Demirbilek görüşlerini, tavsiyelerini ve itirazlarını sundu, ona göre ilerledik.



Özellikle son dönem polisiye içeriklerde katilin kimi noktalarda yüceltilebildiğini görüyoruz. Bu yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Düşünce tarzları, bakış açıları, dönemlerle karşılıklı ilişki içinde değişiyor; öyle olması normal ve iyi. Ama bence bazı temel ilkelere sıkı tutunmak gerekli. Hayatta siyah-beyaz netliğine sahip çok az şey var, kabul. Ayrıntıları, sebepler, vesaire konuşulabilir, irdelenebilir, üzerlerinde pek çok fikir yürütülebilir ve yürütülmelidir ama şu temel kabulden vazgeçmemek bence önemli: Suç, kötüdür. Suçlu da. Dolayısıyla suçludan yana savlar, bahaneler ve daha başka fikirler üretilse ve adalet kavramı kimi noktasında göreli olsa bile nihayetinde temel kabulün bu olmasından ve övgü yerine merhametin öne çıkarılmasından yanayım.



Sizi Pera Palas'ta düzenlenen Kara Hafta Polisiye Festivali'nde birçok kez dinledim. Yıllar içinde bir araya geldiğiniz polisiye okurlarının görüş ve yorumları Kavgaz'ın şekillenmesinde ne kadar etkili oldu?

Okurların görüş ve yorumlarının yazmamda etkili olduğunu söyleyebilirim ama ne kadar, onu söyleyemiyorum. Bilerek, etkiyi hissederek yaptığım şeyler kurgu ve dil konusunda mevcut. Her iki konuda da eksik ve hatalarımı görüp gidermeye, kendimi geliştirmeye çabaladığımı söyleyebilirim. İletişim kurulduğu sürece herhangi bir etki altında kalmamayı düşünemiyorum zaten.



Polisiye Birliği'nin başkanısınız. Birlikte ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

Birliğin öncelikli hedefi, ülkemizde polisiye edebiyatı olabildiğince görünür ve beğenilir kılmaya çabalamak. Temelde birbirimizi becerebildiğimizce madden ve manen destekliyor, birbirimizden bir şeyler öğrenmeye ve öğrendiklerimizi okura yansıtmaya çalışıyoruz, diyebilirim. Ayrıca Çınar Yayınları'ndan çıkardığımız, beğeni toplayan iki öykü derlememiz var: Kanlakarışık ve Karmakarışık. Pandemi araya girmeseydi okurlarla bir araya gelmemizi sağlayacak etkinlikler planlamıştık. Şartlar uygun olur olmaz bunlara girişmeyi arzuluyoruz.


Peki ya Türkiye'de üretilen polisiye kitaplarıyla ilgili neler söylemek istersiniz? Dünya örnekleriyle yarışır bir noktada mıyız sizce?