• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Litera Soruyor: Sansür

Litera soruyor: Çocuk edebiyatında son dönem yaşanan sansürlerle ilgili yazarlar ne düşünüyor?


Geçtiğimiz ay yayın dünyamız çocuk edebiyatına uygulanan iki önemli sansür haberiyle sarsıldı. Önce Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, Günışığı Kitaplığı tarafından basılan Çıtır Çıtır Felsefe serisinde yer alan 7 kitabı "muzır" ilan etti. Kitabın teşhir edilmesi ve satışı kısıtlandı. Bu haberin hemen arkasından Isadora Rose tarafından kaleme alınan ve İş Bankası Kültür Yayınları’nın “Mutluluk nedir?” olarak Türkçeye çevirdiği kitapta gökkuşağı görseli sansürlendi. Kitabın orjinalinde gökkuşağı görseli bulunurken İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayımlanan kitapta gökkuşağının yer almaması sosyal medyada tepki çekti.


Biz de Litera Edebiyat olarak çocuk ve gençlik edebiyatı alanında kitaplar yazan yazarlarımıza sormak üzere bir mini- anket hazırladık; onlara çocuk edebiyatında sansür hakkında ne düşündüklerini ve yazarların bu konuda alacağı tavrın ne olması gerektiğini sorduk. Mavisel Yener, Tuba Kumaş, Ahmet Büke, Irmak Zileli ve Fadime Uslu cevap verdi.


Mavisel Yener

Çocuk edebiyatında sansür hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yüzyıllardır, yakma, yasaklama, kütüphane raflarından kaldırma, okul müfredatlarında görmezden gelme, poşetleme gibi farklı yöntemlerle kitaplar sansürlenmeye çalışıldı. Bu yalnızca ülkemiz için geçerli değil, pek çok kültürde faaliyet gösteren bu zihniyette sayısız insan var. Sansürün sosyolojik, psikolojik nedenlerine baktığımızda genellikle korkulardan kaynaklı olduğunu görüyoruz. Bu bilinmeyene duyulan korkudan tutun da çocuklar üzerinde kontrolü kaybetmenin vermiş olduğu endişe hali ve benzer ruh durumlarından kaynaklanıyor. Kitabı saklamak, terörü, şiddeti, ayrımcılığı ya da “sakıncalı” bulduğumuz şeyleri ortadan kaldırır mı?

Konu ne olursa olsun, kitap çocukla o konu hakkında konuşmak, tartışmak için bir fırsattır. Belki de özellikle kendilerine verecek cevapları olmayan yetişkinler kişisel korkuları nedeniyle yasaklamayı seçiyor. Neden çocuk okurların incelikli düşünmekten aciz olduklarını zannediyoruz?

“Edebiyatın çocuklar için işlevi nedir?” sorusunun yanıtı üzerinde düşünmeyenlerin işi sansürcülük. Bir kitabın çocuk gerçekliğine uymadığını fark etmişsek, bunun yolu sansürlemek değil, temellere oturtulmuş akademik eleştiriler getirmek, tartışmaktır. Yeni çağ çocuklarına odaklanan çağdaş yazarın neyi vurguladığı, nasıl vurguladığı, neyi atlamayı seçtiği elbette farklı alanlarda konuşulabilir. Bu tartışmayı akademik bakışla yapmak gerekir. Ama bunu “yasaklama” noktasına getirip linç etmek doğru değildir. Çocukları “koruma” kisvesi altında bir kitabın sansürlenmesini isteyen kişiler çoğu zaman kitabı hiç okumamışlar, hatta bazen okumayı reddetmişlerdir. İçinden çektikleri bir cümle onların itiraz kaynağı olmaktadır. Oysa bütünü görüp, çocuk edebiyatının temel öğelerini anlasalar, okura farklı bakış açıları sunmanın değerini kavrayacak, çocuğa ve yazara güveneceklerdir.


Yazarlar sizce bu durumla ilgili bir tavır almalı mı?

Sansür her zaman bir kitap yazıldıktan ve yayımlandıktan sonra gerçekleşmez: bir yazar bir kitabın içeriğinin sakıncalı kabul edilebileceğinden korkmaya başladığında, o yazar bilinçli veya bilinçsiz olarak materyalini otosansürlemeye başlayabilir. Pazarın beklentisini memnun etmek veya sansür saldırılarından kaçınmak için otosansürü kabul ederek nitelikli çocuk edebiyatı ürünü ortaya koyulamaz. Çağdaş çocuk edebiyatı, sorgulamaya izin veren, yaratıcı okumaya olanak tanıyan metinlere gereksinim duyar. Unutmayalım ki çocuk edebiyatının nitelikli ürünlerini veren yazar ve yayıncıların sensörleri zaten kuvvetlidir. Duyarlı, hayatı algılayıcı sağlam bir yazar sansüre elbette karşı çıkmalı, tavrını, eylemini ortaya koymalıdır.



Tuba Kumaş

Çocuk edebiyatında sansür hakkında ne düşünüyorsunuz?

Uzun süre çizgi film senaristi olarak çalıştıktan sonra bir gün geldi ve yaratıcılığımdan geriye bir şey kalmadığını gördüm. Bunun nedeni senaryolara uygulanan sansürdü. Çocukların bir çizgi filmde görmek isteyeceği çoğu şey yazdığımız anda reddediliyordu. Ben hayatıma bu şekilde nasıl devam edeceğimi düşünürken ilk kitabım yayımlandı. Benim için bir mucize gerçekleşmişti. Çünkü yarattığım bütün o “tuhaf” ve kimilerine göre de “ürkütücü” karakterler en ufak bir sansüre uğramamıştı. Hatta yazdıklarımın tek kelimesi bile değiştirilmemişti. O an hayatıma sadece kitap yazarak devam etmeye karar verdim. Böylelikle kimse benden yaratıcılığımı alamayacaktı. Çocuk edebiyatında karşılaştığımız sansür belki de bu yüzden beni herkesten daha çok tedirgin ediyor.

Yazarlar sizce bu durumla ilgili bir tavır almalı mı?

Yazarların bu durumla ilgili tavır alacağını biliyorum. Yukarıda da anlattığım gibi yazmak başlı başına bir tavır zaten. Çocuk kitaplarında gökkuşağını yasaklamak ancak bir distopyanın konusu olabilirdi. Ya da “Nasıl bir diktatör yetiştirirsin?” isimli bir kitabın. Kimsenin yaratıcılığımızı bizden daha da önemlisi çocuklardan almasına izin vermeyeceğiz. Yayınevleri, yayın yönetmenleri ve editörler arkamızda durmaya devam etsin yeter.


Ahmet Büke

Çocuk edebiyatında sansür hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sansürün çocukları ve toplumu korumak için uygulanmadığı çok açık. Şu anda çocukları tehdit eden en büyük sorun ekonomik kriz, gelir dağılımı uçurumu, yoksul çocukların kitaba ve eğitime erişememesi. Bunlarla ilgili olmayan herhangi bir uygulama verili gerçekliğin üzerine örtülmek istenen bir tüldür sadece. Çocuk edebiyatında olabilcek muhtemel "zararlı" durumlar nitelikli yazar, nitelikli yayıncı, işini iyi yapan editör, iyi okur ebeveynlerle ile zaten sistemin dışına çıkarılır. Bunların gelişimini hedeflemeyen uygulamalar tavşana kaç, tazıya tut tarzı, sosyal "medya şıklıkları" sadece.


Yazarlar sizce bu durumla ilgili bir tavır almalı mı?

Evet.


Irmak Zileli

Çocuk edebiyatında sansür hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hangi alanda olursa olsun sansür kabul edilemez. Asıl üzücü olan bunu yüksek sesle tekrar tekrar söylemek zorunda kalmamız. Çocuklar söz konusu olunca kimi hassasiyetler devreye giriyor ve bu hassasiyetler de sansürcü zihniyet tarafından kolaylıkla manipüle edilebiliyor. Çocuklarımızı koruma telaşıyla sansürün yanında tavır almaya sevk ediliyoruz. Oysa sansüre uğrayan metnin bütünü okunduğunda orada tam aksine, çocukları uyaran, onları olası tehlikelere karşı bilinçlendiren bir anlatım olduğu açık ve net. Bu son olaylarda metnin içinden cımbızlanan satırlar üzerinden bir propaganda yapılarak sansürü desteklemek üzere kamuoyu oluşturulduğuna tanık olduk. Ardından da sansür geldi zaten. Peki sonuca dönüp bakarsak asıl sansürlenen ne oldu? Çocukların kendilerini, hayatı, dünyayı sorgulamasını sağlayan, onların zihnini açan, merakını kamçılayan “Çıtır çıtır felsefe” serisi sansürlendi. Yani aslında çocukların felsefeyle ilişki kurmasını istemeyen bir siyasi iktidar, çocuklara felsefeyi sevdiren bir kitap serisini engellemiş oldu. Kitabın çocukların eline geçmesini zorlaştırdı ve bununla kalmayarak hakkında yürüttüğü anti propaganda ile pek çok ebeveynin ve eğitimcinin bu seriye karşı önyargılı geliştirmesi için uygun atmosferi yarattı. Bu örnekten de görüldüğü üzere sansür her zaman yaratıcılığın, özgür düşüncenin, sorgulamanın, merakın, keşfin, öğrenmenin karşısındadır. Bu metinlerde gerçekten çocuklara zararlı herhangi bir şey olsaydı kitapların muzır neşriyat ilan edilip torbaya girmesini değil, basılmamasını savunmak gerekirdi. O zaman da konu “edebiyata yönelik sansür” olmazdı zaten. Bahsi geçen zararlı öğeyi edebiyat olarak tanımlamazdık çünkü. Edebiyat ve felsefe çocuklara hiçbir zaman zarar vermez, sadece ve sadece onların ufkunu açar, biat etmemeyi, hayır diyebilmeyi, şüphe duymayı öğretir. Çocuk edebiyatına sansür uygulayan iktidarın hoşlanmadığı da tam olarak bu zaten.


Yazarlar sizce bu durumla ilgili bir tavır almalı mı?

Elbette almalı. Sadece yazarlar değil, okurlar da almalı. Kitaplarımıza sahip çıkmalı, onlarla aramıza iktidar elinin, poşetinin, damgalarının girmesine itiraz etmeliyiz. Okullar, öğretmenler, yayınevleri, ebeveynler, her yaştan okur ve tabii ki yazarlar buna karşı itirazını yüksek sesle dile getirmeli, protesto etmeli. Aksi halde sansürün önü alınamaz hale gelecektir. Bir yerden açılan gedik büyüyecektir. Tam olarak okuduğunu anlamadan, içinde ne olduğunu bilmeden çocuklara felsefeyi sevdiren bir seriyi yasaklayan o iktidar, hepimizin yazdığı, okumaktan haz duyduğu eserleri poşete koymaya kalkacaktır. Daha da önemlisi sansür kültürü, yazarların da kendi oto sansürlerini inşa etmeleri için uygun ortam yaratır. Bir bakmışsınız kimse sizin yazdıklarınızı poşete falan koyma ihtiyacı duymuyor, siz kendi zihninizi poşetlemişsiniz bile. Dolayısıyla yazarlar kendi yaratıcılıklarını ve zihinsel özgürlüklerini yitirmemek için de sansüre itiraz etmeli, tavır almalıdır.


Fadime Uslu

Çocuk edebiyatında sansür hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ülkemiz çocuk edebiyatında sorgulayan akıl, rasyonel düşünce sansürlenmiştir. Bireysel değerlendirmenin ötesinde toplumun tamamını doğrudan ilgilendiren bir durumdur bu. Kitaplara yasakla müdahale; aydınları, sanatçıları yakarak öldüren anlayışın tezahüründen başka bir şey değildir.

İnsanın hayatı keşfetmeye başladığı, temel duygularının, inançlarının, düşüncelerinin biçimlendiği erken çocukluk döneminde kitaplar, anne sütü kadar, sevgi kadar, oyun kadar değerlidir. Gelişiminin her evresinde çocuğun düşünme yöntemini doğrudan ve dolaylı olarak yapılandırır. Kişinin içinde yaşadığı sistemleri, inançları, doğayı, kendini tanımasında, ilişkileri sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmesinde çocuk edebiyatı etkili bir rehberdir. Müdahalenin nedeni tam da budur.

Kişinin sadık kul, bağımlı ve düzenli müşteri olması için çocuk edebiyatını araçsallaştıran düşünce, bunun karşısındaki kitapları sistemin dışına çıkarmaya çalışmaktadır.

Çocuk edebiyatı hayatı bütünüyle kapsayan bir değer olduğu için sansür kabul edilemez.


Yazarlar sizce bu durumla ilgili bir tavır almalı mı?

Kitaplara sansür sadece yazarların değil, toplumun her kesiminin meselesidir. Özgür düşünmenin baskılanmasından rahatsız olanların çocuk edebiyatındaki sansüre karşı tavır alması, karşı çıkması, bu müdahaleyle mücadele etmesi bugün kaçınılmazdır.