top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Muteber bir roman

Aynur Kulak, J.W. Ironmonger'in Maximilian Ponder’in Muteber Beyni romanı üzerine yazdı: "Hafıza, anlatı, sinirbilim, nerobilim, ölümün kesinliği, yaşamı sürekli kılma, akışta sürdürülebilirliği yakalama, ölümsüzlük arzusu derken hiçbir şeyi bilinmez, muğlak bir alanda bırakmak istemeyen bu roman hepimizin, yeryüzüne gelmiş tüm insanların yapmak istediği hafızası her daim berrak, süresiz yaşam arzusunu kapsıyor."



“Ben Maximilian Zygmer Quentin Kavadis John Cabwill Ponder. Adımda F hariç, Latin alfabesinin bütün harfleri mevcut.”

Bu durumda hikâyede doldurulması gereken bir boşluk var diyebilir miyiz? Üstelik varlığını ve hafızasını mükemmel hale getirmeye çalışırken gün içinde yaşadığı ufacık ayrıntıları bile yazan takıntılı bir karakter varsa karşımızda, tek bir boşluk, eksik bir harf mümkün olabilir mi? Aslında takıntılı “iki karakter” demeliyim, hikâyenin anlatıcısını unutmayarak. Çünkü Maximilian Ponder’in Muteber Beyni yalnızca Max’in hayatının anlatımını kapsamıyor. Hafıza, anlatı, sinirbilim, nerobilim, ölümün kesinliği, yaşamı sürekli kılma, akışta sürdürülebilirliği yakalama, ölümsüzlük arzusu derken hiçbir şeyi bilinmez, muğlak bir alanda bırakmak istemeyen bu roman hepimizin, yeryüzüne gelmiş tüm insanların yapmak istediği hafızası her daim berrak, süresiz yaşam arzusunu kapsıyor. Bu sebepten Maximilian’ın Muteber Beyni için “tuhaf roman” tanımlaması yapmam mümkün değil. Eğer hikâyeyi bu tanımlamayla ele alırsam sözü geçer, inanılır, güvenilir anlamına gelen “muteber”i silmemiz gerekiyor romanın isminden. İşte mümkün olmayan şey bu. Üzerine çok düşünülmüş, çalışılmış, ince detaylar düşünülerek yazılmış, evet son derece takıntılı, takıntılı olmasaydı yazılma sebepleri de var olmayacak olan bir roman ile karşı karşıyayız.


Maximilian Ponder’in Muteber Beyni bir J.W. Ironmonger romanı. Klasik dönem yazarlarından biri olduğu düşünülebilir kitabın isminden ve yazarın isminden dolayı fakat İngiltereli yazar çağdaş dünya edebiyatı yazarlarından. Doğu Afrika doğumlu. Zooloji üzerine doktorası var. Hatta tatlı su sülükleri konusunda uzman biri. Böyle bir konu da kim uzman olmak ister ki demeyin. Romanı okuduktan sonra insan beyni yanında diğer canlıların beyni ne ki hissiyatına kapılmamak elde değil. Roman bittikten sonra uygulamalı bir anatomi dersine girip çıkmış gibi oluyoruz. Maximilian Ponder’in beyni ile ilgili verilen bilgiler, tüm ayrıntılar inanılmaz gerçekten. Tüm ayrıntıların verilmesindeki anlatıya hemen değinmek istiyorum. Yazar anlatıdaki akıcılığı bu kadar iyi yakalamasaydı, bazı yerlerde romanı yarıda bırakıp, artık devam edemeyeceğim diyebilirdim. Fakat tempo, akıcılık ritmi o kadar iyi yakalanmış ki, bıraktığınız anda ellerinizin arasında uçup gidecek ve bir daha da yakalayamayacağınız bir hikâye varmışçasına okumayı sürdürmek istiyorsunuz. 


Roman Maximilian Ponder’in otuz yıldır üzerinde çalıştığı insan zihninin haritasını çıkarmaya yardım edecek defterlerden ve günlüklerden oluşan yapıtı Katalog’un ortasında ölü bedeniyle yattığı bir sahne ile başlıyor. Romanın ikinci takıntılı karakteri, Max’ın yakın arkadaşı Adam Last başlatıyor giriş sahnesini. Adam’ın polisi arayıp Max’ın öldüğünü haber vermeden önce projenin tamamlanması için yapması gereken son -ürpertici ve korkunç- sahneyi gerçekleştirmesi gerekiyor. Max’ın beyninin her ayrıntısını incelemek olan bu soğukkanlı eylemler insan beyninin anatomisini tüm ayrıntıları ile yansıtması adına ürpertici sahnelerle dolu.Bir tür hafıza kaydı olan Katalog projesini tamamına erdirerek insan hafızasına, yaşama ve ölüme dair tezi tamamlamak, hafızanın anatomisini çıkarmak Adam’ın kanlı canlı karşılaştığı şeyler adına hiç de kolay gerçekleşmiyor.


Asıl “muteber” olan Max’ın beyni değil çünkü, beynin işleme mekanizmasının anatomik yapısı adına muazzamlığı. Ironmonger’in bu muazzam anatomik yapıyı bir edebi metne adapte ederken anlatı seçimi, kurgu öğeleri gibi pek çok önemli ayrıntıya dikkat kesilerek yazdığını anlıyoruz. Max’ın babasının bir beyin tümörü nedeniyle, büyük oranda bir hafıza kaybına maruz kalarak öldüğünü öğreniyoruz mesela. Babasının ölmeden önce bu hafıza kaybı semptomlarıyla uğraştığını ama sonuca gidemediğini okuyoruz. Böyle bir tümörün kalıtsal olduğunu ve muhtemelen kendisini de aynı hastalıktan öleceği bilgisine ulaşan Max’ın hikâyesi tüm bu sebeplerden dolayı, ulaşmak ve başarmak istediği sonuçlar kapsamında bir takıntı hikâyesine dönüşüyor, fakat asla “tuhaf” bir hikâyeye değil.


Adam Last’ın hikâyesi ise çok yakından tanıdığı arkadaşının takıntısını takıntı haline getirmek ki, bu da hikâyeyi bambaşka kılan çok önemli bir etken. Bir var olma takıntısını, kendi var olma takıntısına dönüştürmenin kişinin kendi hayatımdaki boşlukları psikoloji de sıkça yer alan “yansıtma” edimi üzerinden canlı tutma ve doldurma çabası hikâyeye bambaşka bir boyut kazandırması adına önemli. Maximilian Ponder’in uzun isminde yer almayan “F” Adam Last’ın yaşamının boşluklarını simgeliyor olabilir mi? Arkadaşının isminde almayan “F” yi kendi varlığı için kullanmak ister mi? Özellikle de Max’ın beynini açıp, inceleyip, notlarını alırken kendi var edemediği hayatının boşluklarını dolduracak cevapları bulabilir mi Adam?


“Şunu da teslim etmelisiniz ki Max’ın projesi, bir bakıma, benim de projemdi. Yanlış anlamayın; kendime pay çıkarmaya falan çalışmıyorum. Söz konusu olan benim beynim değildi ne de olsa. Üstelik bu çalışmanın Max’ın hayal ettiği düzeyde bilimsel bir önemi olacağı aklımdan bile geçmedi hiçbir zaman. Hatta en azından son çeyrek asırdır bu projenin herhangi bir değeri olduğundan hayli şüpheliyim. Ama gayet etkileyici bir çalışma olduğunu düşünmeden edemiyorum. Muzzam bir delilik bu, deliliğin dik alası, ama güzel İngiltere’miz deliliklerimiz olmadan neye benzerdi” 


Elif Ersavcı’ya tıptaki ve bilim dünyasındaki çok teknik çevirilere de dikkat kesilerek yapmış olduğu nitelikli çevirisi için teşekkür ederim. Bu nitelikli çeviri ile Dünya Çağdaş Edebiyatı adıma çok sıra dışı, çok güzel bir roman okumuş oldum. Önemle tavsiye ederim.


MAXIMILIAN PONDER’IN MUTEBER BEYNI

J.W. Ironmonger

Kolektif Kitap, 2013

Çeviri: Elif Ersavcı

289 s.

bottom of page