• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Ölümsüz eserler listesi 3

Nihat Kopuz, sayfaları arasında kaybolmayı sevdiği eserlerin üçüncü listesini Litera Edebiyat için hazırladı.

Nihat Kopuz


Etkisinden uzun süre sıyrılamadığım büyük eserler hakkında konuşmak benim için derin bir tutkudur. Sayfaları arasında kaybolmayı sevdiğim eserlerin bir kısmını, aşağıda, birer cümle ile konuşmak istedim.


Geçen yıl kaleme aldığım Ölümsüz Eserler Listesi 1 ve Ölümsüz Eserler Listesi 2’de Homeros’un İlyada’sından Goethe’nin Faust’una, Tolstoy’un Anna Karenina’sından Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ına kadar pek çok eserin bende uyandırdığı duyguları anlatmaya çalışmıştım. Aşağıda, okuduğumda beni derinden etkileyen bir dizi esere daha yer vermek istedim.



Savaş ve Barış okura, ortalama bir yaşamdan daha fazla deneyim sunar.


Tutunamayanlar’ı okuyan pek çok okur, Atay’a Oğuz diye seslenmek ve onu yanaklarından öpmek ister. En azından benim için bu böyle!


Avunamayanlar’ı sürükleyici kılan şey yazarının okurda uyandırdığı merak duygusudur. Denilebilir ki İshiguro, okurun dört gözle beklediği tüfeği (piyanistin yapacağı konuşma) eserin sonuna kadar patlatmayarak eşine az rastlanır bir romancı becerisi sergiler.


Hayvanlardan Tanrılara: Harari, bu eserinde müthiş zekâsıyla bizi şaşırtmakla kalmaz, iyi bir tarihçiye lazım olan şeyin kuru bilgi değil derin bir yorum gücü olduğunu da gösterir.


Görünmez Adam Hayatımız boyunca pek çoğumuz görünmez olmanın büyüsünü en az bir kez düşünmüşüzdür, Wells ise bu büyüye kapılmak yerine görünmez olmanın getireceği dehşet üzerine zekice akıl yürütür.


David Copperfield: Bir çocuğun başına gelebilecekleri Dickens’tan iyi anlatan kimse yoktur. Ayrıca Dickens’ın büyüsü yarattığı dramda değil çocuk denen şeyi derinden anlamasındadır.


Madam Bovary: Görkemli 19.yy, günümüzün yavanlığından sıkıldığımız anlarda sığınabileceğimiz bir limandır.


Don Kişot’u, yüzü kızarsınlar diye, kötülere, zorbalara ve despotlara her yıl ceza olarak bir kez okutmak gerekir. Elbette yüzleri yine de kızarmayacaktır. Benimkisi sadece bir umut.


İstanbul: Hatıralar ve Şehir: Orhan Pamuk, İstanbul adlı yarı otobiyografik eserinde bizi sadece kendi kişisel hikayesinde gezdirmez bir düşünceye ait olmanın, aileye, değerlere ve şehre bakmanın ipuçlarını da sunar.


Doktor Monreo’nun Adası: Wells bu eserinde hem macera sever okurun korku isteğine hem de yetkin okurun estetik kaygılarına aynı anda yetişmeyi başarır.


Görünmez Kentler: İtalo Calvino Görünmez Kentler’de yaşamaya mahkûm olduğumuz dünyanın duvarlarında gedikler oluşturarak biz okura bir ikinci yaşamın kapılarını aralar.


En Uzağında Unutuşun: Hayatınızdan geçip giden ve unutmak zorunda kaldığınız bir kadının romanını yazmak isterseniz bunu P. Modiano okumadan yapmayınız.


Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu: Murakami biz okuru, surlarını ancak kuşların aşabileceği bir kasabaya inandırmayı başarır.


Zamanın Kısa Tarihi: Dün, dünyanın kaplumbağanın sırtında, kaplumbağanınsa başka bir kaplumbağanın sırtında olduğuna inanıyorduk. Bugün Hawking bize başka şeyler söyledi, yarınsa başka birileri daha başka şeyler söyleyecek. Hawking’i büyük ve sevecen kılan şeyse düne karşı hoşgörülü, günde mantıklı, yarına karşı ise saygılı olması. İşte size gerçek bir bilim insanı!.


Saf ve Düşünceli Romancı: Pamuk, Saf ve Düşünceli Romancı adlı eserinde, roman kahramanlarının bir bardak su içecek, kırmızı ışıkta duracak ve baharda güneşe çıkıp ısınacak kadar bize benzediğini ama bir taraftan da kahramanların roman boyunca yaşadıklarının biz okurlar için yepyeni bir deneyim olduğunu ispatlar.


Orta Çağ: Eco’yu sevmemin, ondan etkilenip öğrenmemin temel nedeni bana neyin ne olduğunu anlatması değil, neyin ne olmadığına dair beni uyarmasıdır. Yıllar önce okuduğum bir kitabında “Öykü Nasıl Yazılmaz?” başlığını atmıştı Eco, burada da “Orta Çağ Ne Değildir?” diyerek başlıyor işine.