Ara

ON SORU: Ahmet Ümit

Kitapları çok seviyor, onlardan bahsetmeye doyamıyoruz. Sevdiklerimizle, tanıdıklarımızla, romanları, şiirleri, öyküleri, kurgudışı eserleri konuşuyoruz. Litera'da yeni bir köşe açıyoruz şimdi. Hepimizin tanıdığı isimlere kitaplardan yola çıkan sorular soruyoruz! ON SORU anketimizin ilk konuğu Ahmet Ümit.



1. Neler yapıyorsunuz?


Romanımı bitirdim. “Kayıp Tanrılar Ülkesi”, antik dünyanın sekizinci harikası Pergamon Altarı ekseninde baba oğul ilişkisini sorgulayan bir roman. Kar Kokusu’nda Moskova’yı anlatmıştım, bu kitap başka yabancı bir şehri, Berlin’i anlattığım ikinci çalışmam. Biraz Patasana tadında, ama Hititler’i değil, Anadolu’nun Helenistik dönemini anlatıyor. Günümüzden geçmişe uzanan bir kurgu. Berlin’in duvarının yıkılışıyla Pergamon Altarı’nda anlatan Tanrılarla Devlerin Savaşı’nı birleştiren bir tema. Elbette bir cinayet ve suç romanı... Kitabı yayınevine teslim ettim. Pandemi nedeniyle yerine çalışmaya başladım, masalın hazırlıkları içindeyim...


2. En son hangi kitabı okudunuz?

Dün gece Dorian Gray’ın Portresi’ni yeniden okudum. Oscar Wilde sevdiğim bir yazar. Bir anlamda dahi. Bugünün gözüyle bakınca, kendimce kimi eleştirilerim olsa da romanın kurgusundaki fikir, Dorian Gray ile resim arasındaki ilişki müthiş. Bu buluş, kitabı hâlâ ilginç kılıyor.


3. En son ne zaman kitap hediye ettiniz? Kime?


Doğum günümde torunum Rüzgâr’a kitap hediye ettim. “Binbir Gece Masalları.” Sadece çocuklar için değil, hepimiz için masal okumanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Biz yazarlar içinse masal yazmanın bambaşka bir deneyim olduğunu biliyorum. Yazarken kendimi en özgür hissettiğim edebi tür masaldır.


4. Keşke hiç okumamış olsaydım, böylece ilk kez okumanın mutluluğunu yaşayabilirdim dediğiniz bir kitap var mı? Hangisi?

Juan Rulfo’nun Pedro Paramo’su için bunları söyleyebilirim. Büyülü gerçekçiliğin öncülerinden olan Rulfo’nun bu eseri okurlar ve yazarlar için gerçek bir edebiyat şölenidir. Her okuduğumda ayrı bir zevk aldığımı söyleyebilirim. Ama ilk okuma başka tabii.


5. Edebiyat mı kurgudışı mı?


Elbette öncelikle edebiyat, ama romanlarımı yazarken sıkça kurgu dışı kitaplar okumam gerekiyor. Örneğin son romanımı yazarken, mitolojiyle alakalı önemli kitapların hepsini hatmettim. Çünkü, bilmediğinizi yazamazsınız. Kurgu dışı okumaktan asla mutsuz değilim. Entelektüel çalışma olmadan yaratıcılık eksik kalacağını düşünüyorum.


6. Bir kitabın içine girme imkanınız olsa bu hangi kitap olurdu?


Umberto Eco’nun “Gülün Adı”nda yaşamak isterdim. O dağ başındaki tapınakta, tuhaf düşünceleri olan insanların arasında, Baskerville’li William ve çömeziyle katili bulmaya çalışmak şahane bir serüven olurdu. Bütün o ortaçağ zihniyetini yakından tanımayı çok isterdim. Roman olduğu için engizisyon tarafından yakılmak ihtimali de yok.


7. Hangi kitabı yazmış olmak isterdiniz?

Notre Dame’ın Kamburu'nu. İnsan ruhunun ne kadar alçalabileceğini ve ne kadar yükselebileceğini en iyi anlatan eserdir çünkü. Güzellik meselesine son derece farklı ama hiçbir zaman eskimeyecek bir bakış getirir. Bence Hugo’nun başyapıtıdır.


8. Edebiyat uyarlamalarına (Film, dizi, oyun, resim, müzik) nasıl bakıyorsunuz? Uyarlansa ne güzel olur dediğiniz bir eser var mı?


Bir roman ya da hikaye, sinemaya ya da diziye uyarlandığında izlediğimiz eser artık o kitap değildir. Karşımızda bir edebiyat eseri değil, başka bir sanat eseri ya da ürün vardır. O filmi ya da diziyi izlerken, edebiyatın ölçütleriyle değerlendirmek doğru olmaz. Sinemanın ölçütleriyle değerlendirmek gerekir. Ama uyarlanan film iyi de olsa kötü de olsa edebi eser bir şey kaybetmez. O nedenle uyarlama meselesine olumsuz bakmıyorum. Edebiyatın başka sanat alanlarını desteklemesini olumlu buluyorum. Özellikle film uyarlamalarına sıcak baktığım bile söylenebilir. Ama dizi meselesinde biraz daha çekinceli davranırım. Çünkü yapılan işte eserinizden tek bir satır bile bulamayabilirsiniz.


9. Yaşasaydı da daha çok kitap yazabilseydi dediğiniz yazar kim?

Elbette Sabahattin Ali. Devlet eliyle katledildiğinde çok gençti. Yazarlığının en verimli yıllarını yaşıyordu. Eğer, hayatı acımasızca elinden alınmasaydı çok daha iyi romanlar yazabilirdi. Sabahattin Ali’yi düşündüğümde içim acıyor.


10. Bu soruları başka kime soralım? Kimin cevaplarını merak ederdiniz?


Dostoyevski, Kafka, Nazım Hikmet, Borges, Umberto Eco, Marguez, Edip Cansever...


Ahmet Ümit

1960’ta Gaziantep’te doğdu. 1983’te Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü bitirdi. 1985-1986 yıllarında, Moskova’da, Sosyal Bilimler Akademisi’nde siyaset eğitimi gördü. Şiirleri, 1989 yılında Sokağın Zulası adıyla yayımlandı. 1992’de ilk öykü kitabı Çıplak Ayaklıydı Gece yayımlandı. Bunu Bir Ses Böler Geceyi, Agatha’nın Anahtarı, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir adlı polisiye öykü kitapları izledi. Hem çocuklara hem büyüklere yönelik Masal Masal İçinde ve Olmayan Ülke kitapları ile farklı bir tarz denedi. 1996’da yazdığı ilk romanı Sis ve Gece, polisiye edebiyatta bir başyapıt olarak değerlendirildi. Bu romanın ardından Kar Kokusu, Patasana ve Kukla yayımlandı. Bu kitapları Ninatta’nın Bileziği, İnsan Ruhunun Haritası, Aşk Köpekliktir, Beyoğlu Rapsodisi, Kavim, Bab-ı Esrar, İstanbul Hatırası, Sultanı Öldürmek,Beyoğlu’nun En Güzel Abisi ve Elveda Güzel Vatanım adlı kitapları izledi. Ahmet Ümit’in, İsmail Gülgeç’le birlikte hazırladığı Başkomser Nevzat-Çiçekçinin Ölümü ve Başkomser Nevzat-Tapınak Fahişeleri, Aptülika (Abdülkadir Elçioğlu) ile birlikte hazırladığı Başkomser Nevzat-Davulcu Davut’u Kim Öldürdü? ve Bartu Bölükbaşı ile birlikte hazırladığı Elveda Güzel Vatanım-İttihatçıların Yükselişi adlı çizgi romanları da bulunmaktadır. Eserleri yirminin üzerinde yabancı dile çevrilmiştir. Yazarın tüm yapıtları Everest Yayınları tarafından yayımlanmaktadır.



  • YouTube