• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Amnezi

Eşimin gelme saatine yakın kayınvalidem mutfağa gelir. Havuçlu salatanın yağını bir döküşü, limonunu bir sıkışı vardır ki zannedersiniz bütün yemekleri o yaptı, ben yataktan uyanıp gelirim.

Semanur Bozok Sabuncu

Kayınvalidem mutfakta yün hırka, patik, çorap örer. Akşama kadar orada öylece oturur. Bir çorba koymaz ocağa. İşten gelecek oğlu ve gelininin yorgun ve aç olacağı aklına gelmez. Sesimi hiç çıkarmam. Kavga gürültü olmasın da. Eve girer girmez günün yorgunluğunu ceketimle beraber asarım askıya. Geldiğimi gören kayınvalidem hüzün maskesini takar “Hoş geldin,’’ der dilinin ucuyla. Sessizce oturma odasına geçip, evlendirme programlarından birini açar. En sevdiğim kırmızı berjere oturur. Oraya oturması beni sinirlendirir. Ben yokken oturmaz bilirim. Yine ses etmem neme lazım. Biraz nefeslenince evdeki vazifem başlar. Mutfağa geçerim. Bir yanda çorba kaynar, bir yanda içim. Konuşurum kendi kendimle. Geçen gün ne oldu: Köyden gelen müşteriyi üç kere imzaya gönderdim. Yorulmuş olmalı ki “Sen bana engel oluyorsun bir krediyi çıkarttıramadın,’’ diye bağırdı bankanın ortasında. Ne diyeceğimi bilemedim. Sanki kendi cebimden vereceğim parayı. Zar zor sakinleştirdik adamı. Sesimi çıkarmadım. Bu eve geldiğimden beri sesim çıkmaz oldu benim. Kayınvalidem bana susmayı öğretti. Kavgada, gürültüde, neşede, kederde aynı frekanstadır sesim. Olgunlaştığımdan mı yıldığımdan mı bilinmez, iş yerinde de konuşmaz oldum.


Sofrayı hazırlayıp, biraz dinlenmek için otururum. Eşimin gelme saatine yakın kayınvalidem mutfağa gelir. Havuçlu salatanın yağını bir döküşü, limonunu bir sıkışı vardır ki zannedersiniz bütün yemekleri o yaptı, ben yataktan uyanıp gelirim. Ferit bilir yemekleri benim yaptığımı. “Eline sağlık çok güzel olmuş’’ der. Tombul yanakları kıpkırmızı olur o an kayınvalidemin. Gözlerinden çıkan ateş lav gibi akar gözaltı çukurlarına.


O ateşi, tanıştığımız gün gözlerinde de görmüştüm. İkram ettiğim kahveyi içmeyişi beni istemediğinin kanıtıydı. Bana karşı çekilen kılıcın kınına girmeyeceğini düşünmemiştim o gün.

O hafta yoğun geçti. Hafta sonu uyumuşuz öğleye kadar. Uyandım ki kahvaltı hazır. Hangi dağda kurt öldüyse kayınvalidem hazırlamış. Normalde akşama kadar uyusak bir bardak su koymaz masaya. Meraktan içim içimi yese de soramadım tabii.

Bir başka gün, akşam vakti oturuyoruz. Hava buz gibi. Üşütmüşüm. Köşedeki kanepede oturuyorum. Üstümde yün battaniye. Kayınvalidem elinde mor incili bir patikle odaya girdi. “Güzel kızım bunu sana ördüm,” dedi. Eşimle göz göze geldik. Ferit donuk bakışlarını televizyona çevirip, maçını izlemeye devam etti. Ne diyeceğimi bilemedim. Uzandım almak için. “Dur sen yorulma ben giydireyim’’ demez mi? “Aman! Lütfen anne’’ diyebildim şaşkınlıkla. Patikleri giydim. Tam ayağıma göre olmuştu. Nerden biliyor mor rengi çok sevdiğimi? Ellerimi bayramlıklarını seven bir çocuk gibi patiklerin üstünde dolaştırdım. Başımı kaldırdığımda buharı üstünde, sarı fincandaki çayı sehpaya koyduğunu gördüm.“ Bunu da içersen sabaha bir şeyin kalmaz’’ dedi. Bunca zaman bir güler yüz görmemiş, tatlı bir söz işitmemiş biri olarak öylece kalakaldım.


Birkaç gündür evdeyim. Kırgınlığım devam ediyor. Ferit çoktan çıkmış. Kahvaltı yapmak için kayınvalidem beni beklemiş. En sevdiğim haşhaşlı çörekten de yapmış. Hastayım diye mi bu kadar ilgi? Ama daha önce de çok kez hastalandım. Hastanede yattığım zamanlar oldu. Bir geçmiş olsun demeye bile gelmemişti. Çok üzülmüştüm o zaman.


Akşama kadar uyumuşum. Mutfağın kapısı kapalı. Sessizce araladım kapıyı. Ferit işten gelmiş. Akşam yemeği hazır beni bekliyorlar. Ferit de en az benim kadar şaşkın. Susma sırası ona gelmiş. Hiç konuşmuyor. Çorbaları koyacak oldum izin vermedi kayınvalidem. Yemek boyu biz sustuk o konuştu. Eskilerden anlatıp durdu. Kocasıyla nasıl tanıştığından tut, düğün günü olanlara kadar tek tek anlattı. Yemekten sonra sofrayı toplamaya kalktım. “Sen yorulma Nergis ben hallederim,’’ demez mi !” Nergis mi ne Nergis’i,“ diyecekken Ferit‘in sus işaretiyle karşılaştım. Sustum. Bakakaldım öylece.


Ertesi gün kayınvalidemi temiz hava alması için dışarı çıkardık. Normalde iki adım atınca yoruldum diye söylenen kadın gıkını çıkarmadı. Beraber saatlerce yürüdük. Eve geçerken “Dondurmalı irmik helvası yiyelim sen seversin Nergis” diye tutturdu. Kırmızı büfeden birer tane dondurmalı irmik helvası aldık. O önde yürüdü, biz arkada yürüdük. Ferit’ e “Kim bu Nergis’’ diye sordum. “Anlatacağım ama kızmayacaksın’’ dedi. “Tamam’’ dedim. “Nergis benim amcamın kızı. Kardeş gibi büyüdük. Annem çocukluğumdan beri onunla evlenmemi isterdi” dedi. Yine sustum. Bir helvaya baktım, bir Ferit ‘e, bir de kayınvalideme.

İçimde başlayan “Ne dersin Şule. Adını Nergis olarak değiştirsen mi?’’ sesini bastırmaya çalışarak yürüdüm.