• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Beni Sevmeyenler Apartmanı

"Tam on kapıcı, sekiz yönetici, üç esaslı tadilat eskittim ulan ben! Siz de kim oluyorsunuz?"

Korkut Kabapalamut


Yaşadığım apartmanda sevilmiyorum. Artık uzun zamandır eminim bundan. Başlangıçta acaba biraz paranoyaklık ve komşularıma haksızlık mı ediyorum diye düşünmüştüm iyi niyetle. Ama bana karşı o kadar çok sayıda somut, tartışmaya kapalı olumsuz tutum ve davranış sergilendi ki artık duraksamaya, kimseyi test etmeye gerek yok. Bu insanlar benden açık açık nefret ediyor. Buradan taşınsam, yerime tıpa tıp kendilerine benzer biri gelse çok memnun olurlar. Bunun sinyallerini cömertçe veriyorlar. Ben de aptal değilim ya. Aksine, olan bitenin tamamen ayırdındayım.


Ama ne yalan söyleyeyim, ben de az inatçı, laf söz dinlemez, başına buyruk bir herif değilimdir. Doğruya doğru. Sonuna kadar direneceğim. İsterse polisler gelip alnıma silahlarını dayasın, bırakıp gitmek yok, geçecekler onu bir kalem. Mevzimi ölümüm pahasına koruyacağım. Asla geri adım atmayacağım. Sinir harbine hazırım. Gerekirse agresif karşılıklar da verebilirim. Tabanca edinebilirim. Elim armut toplamıyor ya. Zayıf, korkak ya da ahmak değilim. Düşmanlarıma acımam. Bana böyle hasmane davranmalarını haklı gösterecek bir şey yapmadım sonuçta. Bundan zerrece kuşkum yok. Alkol almam. Evime kadın olsun, erkek olsun konuk da gelmez. Asla yüksek sesle müzik dinlemem, televizyon izlemem. Kendi halinde yaşayıp giden, zararsız, örnek, parmakla gösterilecek cinsten bir kişiyim. Dolayısıyla, şayet gerçekten de benimle ciddi bir sorunları varsa, bunu kendileri tamamen keyfi olarak, kafalarında yaratmışlar, kurgulamışlar demektir. Konuyu onlarla her ortamda tartışmaya hazırım. Gerçi hiç de benimle konuşmaya layık kimseler değiller ya. Yine de bir kereye mahsus küçük bir istisna yapabilirim bu böceksi yaratıklar için çok gerekirse.

Yahu ben neredeyse otuz yıldır, kesintisiz biçimde bu binada oturuyorum. Tatile bile gitmem. Şaka değil. Neredeyse yarım bir ömür. Bu kuş beyinli sersemler de kim oluyor? Kendilerini ne sanıyorlar acaba? Eskiden beri, kıdemli sakinlere karşı fazladan bir saygı duyulması gerektiğini düşünürüm apartman, site, lojman, plaza gibi sosyal ortamlarda. Yani siz kim bilir nerelerde (belki de sokaklarda, parklarda, beş para etmez bitli otellerde) sürterken bizim yerimiz yurdumuz belliydi. İnanmıyorsanız gidip postaneye, muhtara ya da nüfus müdürlüğüne sorun. Bunu bilmezden, anlamazlıktan gelmenin âlemi yok. Tam on kapıcı, sekiz yönetici, üç esaslı tadilat eskittim ulan ben! Siz de kim oluyorsunuz? Dağdan gelip bağdakini kovmaya çalışmak değil de nedir bu şimdi! Topunuzun Allah belasını versin, yüzünüzü şeytan görsün. Buradan bir tek ben sağ salim çıkacağım tamam mı, işte açık açık söylüyorum. Meydan okuyorum. Kafa tutuyorum hepinize birden.


Neden böyle oldu bilmem. Gidin kendilerine sorun bir zahmet. Hiçbirini ciddiye almıyor, insan yerine de koymuyorum. Zaten sırf bu yüzden oldum olası hiçbir apartman toplantısına katılmam. Asansör bakımıymış, aidat artışıymış, ısınmada doğal gaza geçişmiş, böyle süfli işlere harcayacak vaktim yok benim. Düşünceleriyle ziyadesiyle meşgul bir insanım. Kimseye vekâlet falan da vermem. Âdetim değil. Bu yaptığım suçsa, gidip beni ilgili merciye behemahal şikâyet etsinler. Hoşlanmıyorum böyle saçma sapan etkinliklerden efendim, zorla değil ya. Basit basit hareketler, çiğ çiğ konuşmalar, böyle bir ortamda kendimi, varlığımı tamamen aşağılanmış, lekelenmiş hissederim. İnsanların çirkin, sığ yanlarının ortaya çıktığı, maskelerinin tamamen düştüğü zehirli ortamlardır bunlar. Yahu ben mecliste vekil miyim ki olur olmaz mevzularda lehe ya aleyhe oy kullanacağım, elimi robot gibi havaya kaldırıp indireceğim falan. Bana uygun, yakışan, sindirebileceğim bir hareket değil hiç. Kusura bakmayın. Kendiniz o fare ve karafatma ininizde, genel kurul toplantısı adı altında ne haltlar karıştırırsanız karıştırın. Ben alınan kararlara ne kadar akla, mantığa aykırı olurlarsa olsunlar uyarım. Daha ne istiyorsunuz yani, canımı mı? Kusura bakmayın ama ondan bende de hepi topu bir tanecik var, sizin gibi değersiz, abuk subuk kimselere kolayından çıkarıp armağan edemem doğrusu.


Neymiş, apartmana giriş çıkışlarda, asansörde denk geldiğimizde bendenize selam veriyorlarmış da ben mendebur almıyormuşum, yüzlerine bile bakmıyormuşum, duymazdan görmezden geliyormuşum bu değerli şahsiyetleri. Hepsi yalan, iftira. Kendimim diye söylemiyorum ama tahsilli, gün görmüş, nezaket kurallarının fazlasıyla ayırdında aydın, kültürlü bir kişiyim. Düşmanım bile selam verse hiç gocunmadan güler yüzle alır, usulünce de iade ederim. Bir yerim eksilecek değil ya. Sanırım ilk benim selam vermemi, hal hatır sormamı, sırf çoğunlukta olduklarından dolayı onlara kölece biat etmemi bekliyor, doğallıkla öyle olmayınca da koro halinde öfkelenip çamur atıyorlar bana. Çok da umurumdaydı. Hepinizi toplasak yarım ağızla söylenecek bir günaydını bile hak etmezsiniz. Akbabalar sürüsü. Günün sonunda kazanan ben olacağım. Orası kesin. Planlarınızı buna göre yapın.


Neymiş, oybirliğiyle karar alıp biricik evimi satışa çıkaracaklar, gerekirse elbirliğiyle kendileri satın alacaklar, benden böylelikle ebediyen kurtulacaklar, sonunda rahat bir nefes alacaklarmış. Dün akşam çöpü almaya geldiğinde, kendisinden haklı ama şimdi burada sözünü etmeyi gereksiz, biraz da yorucu bulduğum nedenlerle hiç de hoşlanmadığım ahmak kapıcımız söyledi bunu. Ben de derhal korkunç, uzun süreli bir kahkaha krizine girdim bu absürt, o an için hayli beklenmedik sözler karşısında. Neden girdim ben de bilmiyorum. Tam bir sürprizdi yani. Pek başıma gelen türden bir şey değil. İnsanı kaçık gibi gösteriyor. Kapıcı da ne yapacağını, söyleyeceğini şaşırdı, bilemedi garibim tabii. Galiba yaşadıklarımdan dolayı son zamanlarda sinirlerim biraz bozuk. Belki de manevi tazminat davası açmalıyım apartman sakinlerine. Daha doğrusu azgınlarına. Halep oradaysa arşın burada. Sanki apartmandan malik kovmak, insanların otuz yıllık evini haraç mezat satmak öyle kolaydı. Sizin varsa benim de avukatlarım var. İşin sonunda boşa masraf yapan, sükut-u hayale uğrayan, utancından gözlerime bakamayan, adliye kapısından kuyruğunu kıstırarak çıkan, avukatıyla çekişip tartışan taraf siz olacaksınız. Örneğin yargıca ne diyeceksiniz ki duruşmada? Bu adam bize günaydın demiyor, salak toplantılarımıza iştirak etmiyor, olması gereken aidat miktarı konusundaki hayati önemi haiz değerli görüşlerini bencilce kendine saklıyor, bizimle paylaşmaya yanaşmıyor, topumuzu görmezden geliyor, sinsice küçümsüyor, o yüzden minik, uyumlu komünitemizden mahkeme kararıyla derhal uzaklaştırılmalı mı? Allahın beyinsizleri. İnsanları kendinize güldürmek istiyorsanız hiç durmayın boşuna. Açın o salak davanızı.


Aslında bundan yıllar önce gayet iyi geçindiğim, sıklıkla ziyaret ettiğim yaşlı bir komşum vardı. Otuz yıllık ikametgâhım boyunca son derece olumlu ilişkiler kurup sürdürdüğüm biricik insandı bu. Aklı, yaşından dolayı zaman zaman gider gelirdi haliyle. Bazen ona biraz yemek götürürdüm. Gerçi hayırlı bir oğlu vardı ve babasını sıklıkla ziyaret edip tüm ihtiyaçlarını titizlikle görürdü bu oğul. Onunla da aram son derece iyiydi. Bolca sohbet eder, şakalaşırdık. Elbette benim kadar aydın, donanımlı değilse de güler yüzlü, çevik, becerikli bir adamdı bu. Benden birkaç yaş büyüktü sanırım. (Şimdi ikisinin de adlarını unuttum yazık ki. Hafızam pek güçlü sayılmaz.) Söz konusu komşum epey zeki, görmüş geçirmiş, genel kültürü yerinde, o an için aklı başındaysa lafı sözü keyifle dinlenir, sevimli bir amcacıktı. Beni de çok severdi. (En azından ben öyle sanıyorum.) Oğlum diye hitap ederdi bana daima. Uzun, doyurucu sohbetlerimiz sırasında elbette ki hiçbirine kulak asmadığım kimi yerinde tavsiyelerde bulunur, arada bir yaşam tarzımdan dolayı kendini tutamayıp beni eleştiri yağmuruna tutar ama sonra neyse ki kendisinin kim olduğu ve halihazırda nerede bulunduğu da dâhil her şeyi bir anda tamamen unutup gittiğinden beni öyle çok da sıkboğaz edemezdi sağ olsun. Apartman sakinleri tarafından da sevilip kollanan bir kişiydi. Bana yönelik temel eleştirisi ise, yaşıma başıma, eğitim ve görgüme oranla yeterince sosyal, girişken bir insan olmadığımdı. Neymiş, hayalet ya da kaçık bir firari gibi evden dışarı çıkmıyor, kimseyle görüşmüyor, kendisiyle oğlu hariç kimseyi adam yerine koymuyormuşum. Doğrusunu söylemek gerekirse böyle de olmazmış yani, insan sosyal bir hayvanmış, cemiyet yaşamı da çok önemliymiş falan filan. Sanki ben bunları bilmiyormuşum, ikide bir, yerli yersiz aklıma getirmiyormuşum gibi. Bir de sık sık artık evlenmem, çoluk çocuğa karışmam önerisinde bulunurdu bana ısrarla. Ben de konuyu, Evet, tabii, çok haklısınız, isabet buyurdunuz amcacığım, ben de lafı tam oraya getirecektim şimdi, ağzımdan aldınız diyerek çabucak geçiştirir, onunla polemiğe girme riskini göze almaz, binadaki tek sadık müttefikimi yitirmek istemezdim haliyle. Kendisi yazık ki bundan on yıl kadar önce âniden vefat etti, evinde kalp krizi geçirmiş. Oğlu durumu bana haber verdiğinde hayli üzülüp sarsıldım. Yokluğunu uzun süre duyumsadım. Önemli, vazgeçilmez biriydi benim için. Apartmanda kapısını çalabildiğim tek kişi.


Baş düşmanım sanırım 7 numarada kocası ve evde kalmış kızıyla birlikte oturan apartman yöneticisi kadın. Tahminen altmış yaşında var. Tam bir şirret ve cadaloz. Hakkımdaki dedikoduların çoğunu onun çıkarıp yaydığına dair çok sağlam, çürütülemez nitelikte kanıtlara sahibim uzun yıllardır. Acaba bana kafayı neden taktı? Hiç bilmiyorum bunu. Belki de tipimden, vücut dilimden falan hoşlanmadı, ya da onu ve apartmadaki otoritesini yok saydığımı, sarsmaya çalıştığımı düşündü. Oysa bunların hiçbiri doğru değil. Evet ilk gördüğüm andan itibaren hoşlanmadım kendisinden, ne yalan söyleyeyim itici buldum bu kadınla ailesini. Ama kesinlikle bundan ileriye de gitmedim, bir şey söylemedim, kimseye dedikodusunu yapmadım, surat bile asmadım bu sevimsiz, kendinden aşırı emin, kibir abidesi şahsa. Ama bir şekilde kendisine yönelik, benim de gerekçelendirmekte zorlandığım, bu nedenle mecburen iç güdüsel olduğunu varsaydığım nefretle tiksintimi kuvvetle hissetmiş olsa gerek. Bu da güçlü sezgilere sahip olduğunu gösteriyor elbette. Yani baş düşmanım o kadar da aptal, hafifsenecek türden biri değil. Apartmanda şu dava işini akıl edebilecek, hayata geçirebilecek çelik iradeye sahip tek kişi de kendisi muhtemelen. Ama dediğim gibi onunla yandaşlarından zerre kadar korkum yok. Hukuken, etik açıdan ve eğer varsa diğer tüm yönlerden de yüzde yüz ben haklıyım ve mağdurum bu süreğen çekişmede. İnimden çıkaramazlar, kapıya koyamazlar, bu yaştan sonra başka muhit ve evlere fırlatıp atamazlar, sürgün edemezler beni. Hem ben onlara ne yaptım ki, kesinlikle hiçbir şey. Aidatını en erken ödeyen kişi benim örneğin. Varlığım, kişiliğim bu insanları ne yönden tedirgin ediyor bilemiyorum. Suçum onlara benzememekse de bununla ancak gurur duyarım. Sanırım bu da gerçek anlamda bir kabahat ya da tahliye nedeni sayılamaz. Çok istiyor, bana artık katlanamıyorlarsa da evlerini topluca satıp gitsin ya da kiraya versinler. Gerçi onların yerine gelecek müstakbel sakinlerle de benzer durumlar, sürtüşmeler, sinir savaşları yaşayabilirirm tabii, zaten hayatta neyin garantisi var ki? Olacak olan olur. Öyleyse bekleyip görmeli. Gün doğmadan neler doğar. Sonuçta ben kendimden eminim.