top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Öykü: Kediler, Çocuklar, Kadınlar

"Annem ve babamın dikkatini çekmek içinse evlenmem gerekecekti."

Tarık Çelik


I

Tümüyle yalnız kaldığımda, kedilerle aramın hiç de iyi olmadığını kavradım ve bir daha sonsuza dek sahiplenme fikrinden uzak durdum.

Varsıl ancak oldukça ilgisiz bir ailede büyüdüm. Benden önce doğup ölen ağabeyimi hiç tanımadım bile. Annem ve babamın dikkatini çekmek içinse evlenmem gerekecekti.

İşte üniversiteye böyle bir doyumsuzlukla başladım. Hayatın tam içinde olmak istiyordum. Edebiyat fakültesine kaydımı yaptırdım ve Tanrı’ya şükür ki kısa zamanda, çok farklı mizaçtan, renkli insanlarla tanıştım.


Sanatı seviyorduk. Tiyatrolara gittik. Konserlere, sergilere, üniversitenin eğlenceli kulüplerine katıldık.

Bir grup arkadaşımla birlikte bandrolsüz bir edebiyat dergisi kurduk. Pek çok yazı yazmamın dışında, pek çok yazıyı da ihya ediyordum(!)


Bir akşam ders çıkışı hep beraber bir puba gittik. Sürekli arkadaşlarımızın arkadaşları da bize katılıyordu ve yeni insanlarla tanışıp duruyorduk.

O gecenin sonunda oldukça hoş bir kadınla tanıştım. Sanırım benden on yaş büyüktü ve bu bana tuhaf bir özgüven veriyordu. Kendimi rahat hissederek teklifsizce konuştum bir süre. Bu yüzden o da benden hoşlandıysa da, onu bir daha tekrar göreceğimi ummuyordum.


II

Arkadaşlarımın sürüklediği kolektif bir resim sergisinde onunla tekrar karşılaştık. Yarı sarhoş sohbetimizde ressam olduğunu bile öğrenmemiştim.

Kısa zamanda evlendik. Yirmi yaşımda aldığım bu radikal karar ailemin hiç hoşuna gitmedi ve bu kez hayatlarından beni tamamen sildiler.

Fakat benim içinse hava hoştu. Kendimi ilk kez tam anlamıyla var ve özgür hissediyordum. Bu kez elimde, sahip olmayı arzulayıp durduğum şeylerin gölgesi değil bizzat kendisi vardı.

Sevip seviliyordum. Henüz okulu dahi bitirmemiştim ancak evim, güzel bir karım ve gerçek bir hayatım vardı.


Açık yüreklilikle itiraf etmeliyim ki bu hayatın mimarı, karımdı.

Para kazanıyor ve geçimimizi sağlıyordu. Yanına taşındığımda evini yeni baştan dizayn etti. Artık her şey iki kişilikti. Bununla birlikte parmaklarının dokunduğu her yer onun ışıltısını taşıyordu. Bunu evin her köşesinde hissedebiliyordum...

Bir gün yavru bir de kedi alıp geldi. Ev gerçekten bir yuvaya dönmüştü. Bu, bir çocuk sahibi olmadan önceydi.


III

Mezun oldum. Kısa sürede özel bir okulda öğretmenliğe başladım. Kendimi henüz çok genç ve toy hissediyordum ancak karımın ısrarları üzerine bir de çocuğumuz oldu.

Her nedense bu gelişme anne ve babamın ilgisini çekti ve beni bağışlamak, karımla da tanışmak istediklerini söylediler.


Evlerine davet ediliyorduk. Birkaç gün şehirde onlarla olmamızı, sonra da güneydeki yazlığa, birlikte tatile gitmemizi planladılar.

Benim derslerim yoğundu. Bu yüzden biraz bekleyip doğrudan yazlığa geçmemizi, anne ve babamla orada bir araya gelmemizi istedim ancak sabırsızlık gösteriyorlardı. Karım da bununla tek başına başa çıkabileceğini, kendi işlerimi ayarladıktan sonra yazlıkta onlara katılabileceğimi söyledi ve çocuğumuzla birlikte erkenden anne-babamlara gitmek üzere yola çıktı.


Telefonda sesleri çok neşeli geliyordu. Anne ve babam benim yokluğumu umursamadılar bile. Torunlarını ve karımı sevmişlerdi. Sanırım karım da onlardan hoşlanmıştı.

Güzel geçen birkaç günden sonra yazlığa gitmek üzere yola çıktılar ve kaza yaptılar. Hepsi öldü.


IV

Anne-babamın hayatta olmasını, yalnızca onlara öfkemi kusabilmek için isterdim.

Karımdan sonra her şey çok zordu. (Bir çocuğumun olduğunu ve öldüğünü çok sonraları hatırladım.)

Yaşama tutunabilmek için pek az şey biliyordum. Öğrendiklerimin hepsi karımın eseriydi ve şimdi o yoktu.

İşi bıraktım. Bir süre sudan çıkmış balık gibi kendi kendime anlamsız yere çırpınıp durdum. O günlere dair anlatabileceğim pek bir şey yok.

Sonra bir şey oldu, bir korkuya kapıldım. Kimsem yoktu ve belki ben de birden bire silinip gidecektim. Hiç olmamış gibi olacaktı her şey.


Bu kriz beni yazmaya itti. Kısa zamanda pek çok öykü, roman, senaryo denemesi yazdım. Ortaya bir şey çıkarmak istiyordum ve bunun için yeterince acı çektiğime inanıyordum. (Epey aptalca bulsam da o günlerdeki kendime pek kızamıyorum. O kadarcık hoş görüyü hak eden bir zavallıydım.)

Neticede ortaya elle tutulur hiçbir şey çıkaramadım. Çabalarım son buldu.

Karımdan sonra her şey çok anlamsızlaşmıştı. Gözüm evde benimle birlikte aylak aylak gezinen kediye takılmaya başladı. Yiyor, içiyor, oraya buraya tüylerini döküp duruyordu.

Karım onu her gün tarar, kucağında mıncırır, pek çok tatlı sözle severdi. Şimdi bizim aramızdaysa sinir bozucu bir sessizlik sürüp gidiyordu.

Daha fazla katlanamadım. Bir gece onu kimseye gözükmeden, evimden epey uzakta bir yere, sokağa bırakıp kaçtım.

Tümüyle yalnızdım artık. Bunalıma girdim. Bazen kendimi aşağı atmaktan korkup açık kalan pencerelerimi kapatıyordum. Öte yandan da halime gülüyor, Tolstoy’un çoktan ölüp gittiğini biliyordum.

Daha fazla dayanamadım. Bu evden ayrılmalıydım.


V

Taşrada bir yerde bir köy evimiz vardı. Kendimi oraya attım. Bir süre uzakta bir yerde kafa dinlemek istiyordum.

Buraya yerleştikten kısa bir zaman sonra gözlüğüm hiç yoktan kırılıverdi. Ancak henüz yerleşmişken gerisin geriye dönmek istemedim. Burada görecek bir şey de yoktu zaten. Yalnız kitap okumaktan, günce tutmaktan vazgeçtim o kadar.