• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Küçük Kırmızı Japon Balığı

"Çarçabuk eriyen yılların ardından koca bir fil sürüsünün toplamı kadar geniş hafızaya sahip oldu."

Turhan Yıldırım

Çocukken küçük kırmızı Japon balıklarını çok severdi. Ailesinin tek evladı olduğundan yalnızlık hissetmesin diye ona almışlardı bir tane. Fakat bu hayvancıkların biricik kusuru çarçabuk yaşamını yitirmeleriydi. Onlara o kadar sevgi beslerdi ki her ölenin ardından, toprağa verdiği evladının arkasından ağıt yakan analar gibi oluk oluk gözyaşı dökerdi. Günlerden bir gün bu yaşadığı tarifsiz üzüntüye altıncı balığıyla son noktayı koydu. Güzeller güzeli ufaklığı fanusundan çıkarıp kendi kafatasının içine itinayla yerleştirdi. Bundan böyle hayatı acı ve tatlı anlarıyla birlikte paylaşacaklardı. Tabii ki zaman da yerinde durmadı; rekorlar kıran yüz metre koşucusu edasıyla fırtına hızında geçip gitti.


Çarçabuk eriyen yılların ardından koca bir fil sürüsünün toplamı kadar geniş hafızaya sahip oldu. Memleketlerin bütün çöplükleri bir araya getirilse bunca pislik yığını görülemezdi. Öyle bir belleğe sahipti ki dünyada yaşanmış ne kadar kötü olay varsa içinde yer alıyordu. Arada tabii ki güzellikleri de kaydediyordu zihnine ama bunlar soyu tükenmeye yüz tutmuş hayvancıklar gibiydi. Kapatıcılığıyla siyah her zaman üste çıkıyordu.

Neler yoktu ki beyninin sarmaşıklarında. Grizu patlamasında toprağın altına giren madenciler, deniz kumundan inşa edilen evleri depremde başlarına yıkılanlar, küle susamışlar tarafından acımasızca yakılanlar, işkencehanelerde eziyetin bin bir çeşidine maruz kalıp hayatı kayanlar, teninin rengi yüzünden ayrımcılığın her türlüsünü yaşayanlar, savaşların kanlı ikliminde yerini yurdunu bırakmak zorunda kalanlar, mayına basıp uzuvlarını yitirenler, patlayan bombalarda yakınlarını kaybedenler, eşinden gördüğü sistematik şiddetle hayatı zindan olanlar, insanlık dışı mahlukatların tecavüzüne uğrayan kadınlar... Kısacası ya da uzuncası her renkten, ırktan, dilden, dinden, cinsiyetten zulüm gören canların yaşadıkları kazınmıştı belleğine.


Yıllar içinde beyninde yükselen çöp dağları, başına sinsice girip oradan hiç çıkmayan bir ağrının varlığına sebep olmuştu. Yığınların giderek artmasının etkisiyle ağrı artık sinsiliğine bir son vermiş, taarruza geçen askeri birlikler gibi hareket ediyordu. Başını duvara duvara vurup darmadağın etmek istiyor ama küçük Japon balığına zarar gelmesin diye bu eylemi de gerçekleştiremiyordu. Ne yapacağını bilmez halde hayatını sürdürmeye çalışıyor, kararsızlığın pençeleri arasında debelenip duruyordu. Bilincinin altına süpürdüğü pislikler, senelerdir gördüğü kâbusların sebebiydi. Son zamanlardaysa karabasanları gündüz gözüyle yaşıyordu. Delirmenin eşiğindeydi artık, önündeki engeli aşmasına yalnızca bir adım kalmıştı.


Beynine sanki kama saplanmış gibi şiddetli acı çektiği günlerden birinde, çok sevgili küçük Japon balığının halini düşünmeye başladı. Başının içerisinde birikmiş ve giderek artan bunca çöp varken yeterince nefes alabiliyor muydu acaba? Çektiği dayanılmaz baş ağrısının kaynağı onun sevimli hayvancığı mıydı? Bu sorular aklını fazlasıyla kurcalıyordu. Ya bir gün soluk alamayıp ölürse korkusu onu dehşet düşürüyordu. Bunca zamandır kafasının içinde koruduğu bir taneciği ya yitip giderse ne olurdu hali? Çıkmaz sokaktan kendini kurtarıp bir an önce eyleme geçmeliydi.


Planlar yapıp sonra bozuyor ve harekete geçmek için yeniden fikir üretiyordu. Öyle zamanların birinde çözümlerin en zorunu yürürlüğe koymaya karar verdi. Seneler önce yaptığının aynısını, bu kez tersi yönde yapacaktı. Malum artık koca adam olduğundan işini ancak şöyle esaslı bir satır görürdü. Geçen sefer olduğu gibi yine itinayla açtı kafatasını. Beyninin etrafını sarmış öbek öbek pisliği haftalarca temizledi. Tabii ki bunca kötülüğü kazımak pek kolay olmamıştı fakat sonunda bitirip hepsini bir güzel battal boy çöp poşetlerine doldurdu. Ben diyeyim yüz bin, siz deyin iki yüz bin torbayı evinin içine tepeleme istifledi. Tahmin edilebileceği üzere tüm odaları insan burnunun alabileceği en kötü koku sarmıştı. Normal birini rahatlıkla bayıltabilecek bu kokuya göğüs gerip yapması gereken işi bitirmeye karar verdi.


Ağızlarını sıkıca bağladığı poşetleri ardı ardına evinin etrafında bulunan konteynırlara götürmeye başladı. Kaç sefer yaptı, kaç hafta sürdü bilinmez, nihayet bir tanesi hariç hepsini çöpe attı. Kalan sonuncusunu tıpkı bir asır ömrü geride bırakmış birinin ağır aksak adımlarıyla sırtında taşıdı. Yükünü çöp kutusunun yanına oflaya puflaya indirdi. Sonra bunca kötülüğü görüp işiten suratının içinde bulunduğu torbayı yavaşça yerinden kaldırıp konteynıra döktü. Üzerindeki ağırlıktan artık ebediyen kurtulmuştu. Şimdi hayatına sevgili küçük Japon balığının o minicik hafızasıyla mutlu mesut devam edebilirdi.