top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Kuş

"Oraya kapandığı gecelerin sonunda, çıkınca yüzüme bakar diye kapısında az mı bekledim çocukken!"

Betül Deveci


Alttan açılan pencereler vardır Bir de göğüs kafesine sıkışan kuşlar

1.

“Söyle şuna bir daha benim odama girmesin.” “Söyle şuna sigara içmesin.” “Söyle şuna itlik peşinde koşmasın.” “Söyle “ “Şuna” Çayı, bardağı delercesine karıştırdığı duyuluyor, bu esnada yüzünde öfke vardır, işaret parmağıyla burnunu kaşımıştır. Höpürdeterek içiyor, alnındaki çizgiler belirginleşmiş, bıyıkları ıslanmıştır. Tak, diye koyuyor bardağı, annem gözlerini kısmıştır. Sandalyeyi itiyor bacağıyla, oturduğu yerden kalkmış, elini cebine daldırıp kağıt parayı annemin önüne atmıştır. “ Ben anlamam, söyle ona, bugün de iş bulamazsa yarın dükkâna gelecek!”

Dükkâna gelecekmişim nah gelirim senin olduğun yere sanki tamirci değil de hayvan terbiyecisi, emrindekilerin kanını emiyor, Fuat iyi dayanıyor ona ben olsam usta musta demem… “Oğlum, bak adamlar söylemiş ne güzel, gelsin başlasın diye. Niye gitmiyorsun?” “Yok anne, ben kek mek dağıtamam otobüsün içinde, yapamam. Bana ters o işler!”

Paketi aldım, avluya çıktım. Saydım, altı sigaram kalmış. Çektim tekini, tütünü sıkıştırdım, dudağıma koydum. Al içiyorum işte! Sana inat, daha çok içiyorum! Lan biz yer sofrası üstünde ödev yaptık senelerce, adam kendine oda yaptı. ÇALIŞMA ODASI! Neyin çalışmasıysa! Tamir demiyor da çalışma diyor! Hem neden içeride değil de bahçede? Oraya kapandığı gecelerin sonunda, çıkınca yüzüme bakar diye kapısında az mı bekledim çocukken!

Ceketimi aldım, cepler boş. Para var mı diye soracak oldum anneme, utandım. Kaldı beş sigara. Yürüdüm.

Yokuş yukarı mezarlık manzarası güzel, ölseydi üzülür müydüm o üzülür mü ben ölsem, belki bir gün kaçar giderim gitsem rahat ederler acaba nasıl gitsem yokuştan aşağı iner köşede oturur bir sigara yakarım kalır sana dört, gitmeli evet gitmeli evet gitmeli. “Anne, hani dediğin iş vardı ya. Neydi adamın adı, muavin arayan? Şunun numarasını söylesene arayayım.”


2.

“Görelim bakalım kaç gün dayanacak! Beceremez, bak görürsün. Çayları falan döker insanların üstüne. Dedim sana, gelecekti dükkana. Paspas yaptıracaktım, cam sildirecektim.“ Gülerek devam etti . “Hem öyle günde bir kere de değil, canım sıkıldıkça veririm eline paspası. Bunun elektrikten falan da anladığı yok. Nerde o kafa! Babasına çekmemiş dürzü.” Kahkahayı patlattı sonra. Biçimsiz ağzı pis bir kuyuya benzemiş, annem bakamamış, kafasını çevirmiştir.

Planı yaptım, kutuya baktım, anahtar orada. Ucuna kuş takmış bir de. Çirkin bir kuş. Menemenin dibini ekmekle sıyırdım. Annemin evden gitmesini bekledim. Kapı kapandı, avluya çıktım. Sigaramı içerken detayları düşündüm.

Kuşu aldım, koydum cebime. Çalışma odasıymış. Vardım, kapıya taktım, üç kere kilitlemiş.

Kar yağıyordu. Elimi açtım önce, eriyişini izledim. Emin miyim? Eminim. İlk adımı atınca metal kokusu, plastik kablo kokusu... Tam karşıda kocaman bir tezgâh. Üstünde tamir etmeye çalıştığı şeyler. Eski tüplü televizyon, su ısıtıcısı, kuyruksuz bir kedi gibi duran kablosu kesilmiş ütü, radyolar… Televizyona bağlanan ateriler ve kasetleri. Koşan bir çocuk. Toz. Her şeyin altında üstünde onun öfke tozları. Eşyaya bile öfkelenmiş! Çekmeceleri kurcaladım. Bozdum diye bana kızdığı walkmen. Tamir edemeyince bir daha sövmüştü. Ağlayan bir çocuk. Masanın üstünü gözlerimle taradım: maket bıçaklar, kontrol kalemleri, irili ufaklı tornavidalar. Cıvatalar, amcama Almanya’dan getirttiği çakı, bakmak istemiştim de elime vurmuştu. Sıkılan yumruklar. Malzeme çantası. Sen taşıyamazsın! Beceremezsin! İhlas marka elektrikli ısıtıcı yerde duruyordu. Ayakları yere değmezse atar, söner. Biri de mutlaka aksar. Sabitlemek için kağıt sıkıştırmış ayağına. Ben oyum işte onun hayatında. O kâğıt. Durdum. Emin miyim? Eminim. Hemen dibindeki prizi söktüm. İncelikle yaptım işimi. Helâl sana Rıza! Ne ara öğrendin lan sen bu kadar şeyi! Sobayı prize taktığını, o yanarken işe daldığını hayâl ettim. Güldüm. Dürzüymüş! Kullandıklarımı yerlerine bıraktım. Çıktım, kilitledim kapıyı, şak,şak, şak. Kuşu bıraktım kutusuna. 3. İZMİT- AYDIN 20:00

Şoför eliyle işaret verdi, hepimiz atladık otobüse. “Önce suları dağıt, sonra keklerle içeceklere geçersin. Ben söylerim zamanı gelince. Gözün bende olsun. Arada laf aç, uykum gelmesin.” İki kişi dönüşümlü bakacaktık. Giderken ben bakayım dedim Polat’a.

Horlayanlar, tıslayanlar. Ağzı açık uyurken salyası yanağına akanlar. Ter kokusu, yiyecek kokuları. Sonra en fenası, gaz çıkaranlar ve beklemiş bebek bezleri…

Aydın’a vardık. Otobüs değiştirdik. Şoför de değişti. Otogarda çay içtik, yolcuları çekiştirdik. Tost yedik, otogar zaten biraz da ucuz tost demek. Yola çıktık tekrar. Polat’ın sırası gelmişti. Biraz durdum öyle. Bekledim, uykudan ölecek hâle geleyim diye. Gecesi, gündüzü, nerede olduğu karışmış bir adamdım o saat.

Ne zor şimdi şu kuyuya girmek bu mezar gibi yerde baş dönmesinden öğğk bulantıdan uyunur mu dur bakalım adam olacaksan maçanı sıkacaksın haydi yallah.

Kur’an okuyan kadınlar girdi rüyama. Anam yazmasını bağlamış anlatıyor: “Ne olmuşsa olmuş, bir kıvılcımdan olmuş her şey. Gitti dağ gibi adam! Yana yana gitti!” Alevlerin arasından babam önce kahkaha atıyor, sonra ağlıyor : “Niye yaptın lan? İnsan babasını yakar mı!” diyordu. Uyandım. Kafamı otobüsün zeminine çarptım. Çıktım yukarı, İzmit’e yaklaşmışız. Kaptan uyukluyordu, sigara molası verdi. Koşarak indim, kuytulara gidip işedim, sigaramı içtim. Tam binecekken şoför kapısına vurdum dışarıdan. “Aç aç! “ diye bağırdım. Alttan açtı pencereyi, kafamı soktum. “Ben kullanacam!” dedim. “Ne diyon lan!“ “Hayat memat meselesi abi!“ “Olmaz oğlum, anahtarı alırlar elimden. Ekmeğimden olurum.” “Bak! Demin uyudun, otobüs sağa kaydı, karışmadım. Tatava yapma! Herkese söylerim!” dedim. Kalktı, köşeye geçince de sızdı zaten. Oturdum yaylanan koltuğa. Gazladım. Hızlandıkça millet söylenmeye başladı. “Az kaldı, dayanın!” dedim. Bizim yola saptım. Yolcular isyanda: “Otogara girsene hemşerim!“ “Başlatmayın lan otogarınıza, iki dakka işimiz var, susun!” Çektim evin önüne. Kaptanı dürttüm. “Al.” dedim. “Haydi bana müsaade!” “Yok lan sana para mara!” diye bağırdı arkamdan. Parası batsın!

Baktım, çalışma odası yerli yerinde duruyor. Mutfaktalar. Çayı, bardağı delercesine karıştırıyor. Ne yaptım ben şimdi? Yangını da çıkaramamışım! Ne bok yemeye kaçırdım otobüsü? Bari paramı alsaydım. Ulan Rıza! Babanın dediği kadar varsın! Islak sopayla dövdüğü kadar, karneni sobaya atıp da seni de yakmalı dediği kadar, it oğlu it hâlâ uyuyor’daki kadar itsin oğlum sen!

Bir koşu kutuya vardım, kuş orada uyuyor. Aldım, gittim kapıya, şak, şak şak. İçeri girdim ki ayağı aksayan soba açık, açmış gitmiş, kahvaltıya oturmuş bizimki. Oğluna hazırlık yapmış sanki. Alevler yükselmiş, ortam sıcak. Heh dedim, iyi oldu bu sana! Kapıyı içeriden kilitledim. Bir cıgara çıkardım cebimden, çakmağa gerek yok. Gittim yaktım yükselen alevden, odanın ortasına oturdum. Tadını çıkar lan, dedim kendime. Bu içtiğin son sigara.