• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: İlk Müsait Yerde

"Yolcular, abiler, ablalar, bakın akşam vakti, herkes evine varmak istiyor, kırıcı konuşmak istemiyorum."


Mete Gürkan

“Bize Her Yer Bayburt”. Bayburt mu, o Trabzon değil miydi. Hatta her yeri bitişik yazarlar, bize heryer Trabzon diye. Demek ki onu her şehire uyarlıyorlar artık. Minibüste sürücü koltuğunun yanında kıçını zorla yerleştirilip yolun tersine bakacak şekilde bir yolcu daha alındığı, yolcu yokken de madeni paraların konduğu ara bölümün tam üstüne asılan küçük atkıda yazıyordu bu. Minyatür atkı, atkıcık. Onu takıp dolaşsak kravat takmış gibi olunur, diye düşündüm, içimden güldüm bir an. Telefonumun saatine baktım, 19:32, sonra da sarı ve kırmızı ışıkların aydınlattığı yola. Yüzümü çevirdiğimde, aynada minibüsün şoförüyle göz göze geldim bir an. Ya da ben onun gözüne denk geldim, o ise geniş açıdan minibüsün geneline çatık kaşlarını vurguladığı bir bakış fırlatıyordu.

- Yolcular, abiler, ablalar, bakın akşam vakti, herkes evine varmak istiyor, kırıcı konuşmak istemiyorum.

Bunu dedikten sonra bir süre, yaklaşık 4-5 saniye durdu, aynada sabit, o delici ama durağan bakış.

- Birisi vermedi abicim, Pendik’ten binenlerden, hadi elden ele uzatalım, bir an önce, hadi.


Şehrin ve şehirdeki iki ilçe arasındaki toplumun, aileden sonra gelen bu en küçük biriminde, minibüste yankılanan bu dayanışma dolu cümleden sonra, Tuzla-Pendik hattının, tavandaki ışıklarıyla hafif taverna sosu verilmiş minibüsünde bir hayalet dolaşmaya başladı. Suçluluk psikolojisinin endişeyle, endişenin telaşla, telaşın suçlamayla harmanlandığı bir hayalet, dört kişilik yere beş kişinin sığdığı arka koltuktaki yolcuların bıraktığı minimal aralıklardan, arada küçük basamağa çıkıp bir de başını eğince Notr Damın kamburuna benzeyen ayaktaki uzun boylu liseli çocuğun ağzından soluduğu buhara, oradan başını titreyen cama yaslayıp uyumaya çalışan kadının minibüse binmeden içtiği, izmaritini sokağa fırlattığı ve buram buram yaymaya devam ettiği sigara kokusuna erişti. Uçtu, alçaldı, yükseldi. Bir hayalet, minibüsün her köşesini, o beş saniyelik süre zarfında dolaştı.


Minibüste birkaç kişinin bakışının uyuyan genç kadına yöneldiğin fark ettim. Benim de onlarla birlikte odağım o kadın oldu, toplumsal sürü psikolojisinin hakkını verircesine. Uzun süredir uyuyor muydu, yoksa uyuma numarası mı yapıyordu. Yaşlılara yer vermemek için uyuma numarası yapangillerden olabilir miydi. Ona bakarken, onun bir arka koltuğunda orta yaşlarda, biraz hırpani giyinmiş adama takıldı gözüm. Tek tek gözünün hizasındaki yolculara bakan adama. Göz, yüz ve dudak ifadelerinin üçlü yapıbozumcu analizinde sanki “Ben değilim vermeyen, verdim, hatta hala para gerisi gelmedi, aman göz göze gelmeyeyim şöförle, neme lazım” anlamını çıkardım.

- Parası olmayan yürüsün, sahilden Tuzla’ya, spor yapmış olur, binmeyin kardeşim o zaman, biz de burada ekmek parası kazanıyoruz.

Bir dakika sessizlikten sonra herkes konunun kapanacağını düşünürken, şöförün spor yapma önerisi, ayakta duran iki ortaokul yaşlarındaki kızı kıkırdattı. Bu da herhalde minibüslerdeki kavgaların slogan cümlelerinden “parası olan, beğenmeyen taksiye binsin kardeşim”in bir diğer versiyonu herhalde diye düşündüm.

Ben de ayakta duruyordum, tam önümdeki koltukta oturan başörtülü kadına takıldı gözüm. Yüzünde en ufak bir tepki olmadan önündeki tek bir noktaya bakıyor gibiydi. Bir an “Olan yine ötekiye, ötekileştirilmişe olur” diye düşündüğümü farkettim, niye bilmiyorum, sana bana olur. Öteki, kim öteki mesela bu minibüsümüzde, bir bakayim dedim, bu minibüste kim mesela ötekileştirilmiş bir bireydir, çıkarabilir miyim.

Sert, bıçak gibi bir bir fren bu merakıma son verdi. Can havliyle ayaktakiler tutunma direklerini kavradık düşmemek için.

Şöförün ters istikamet sınıfsal öfkesi bu sefer yandaki lüks cipin sürücüsüne yönelmişti. “Kralsınız di mi, kralsınız, biz de soytarılarınız, yol sizin di mi bi, yol sizin”. Minibüsün içine dolmuş gerginlik, şu anda sanki minibüsün dışında, çevresinde adeta bir titreşim halkaları oluşturmuştu.

Şöför, el frenini çekip inmeye yüz tutmuştu ki, arka beşliden gür bir ses yükseldi. “Tamam hemşerim, tamam, zaten gerginiz, hadi bin de evimize gidelim.”

- …

- Evet şöför bey, hadi gidelim

- ….

- Hadi şöför bey, evimizde bekleyenimiz var, yemeğimiz var.

- Kardeşim, tepemi attırmayın, herkesi indiririm şimdi, kim vermediyse ücreti hadi hemen versin.

- Kimsin arkadaş, herkesi indiriyorsun, parasını verdik, götürücen.

- Vermediniz lan işte, eksik çıktı.

- Verdik biz. Beylerr, kim vermediyse de versin artık ya yeter

Bir an kulağımda bir ses çınladı: “Senin bankanın ATM’si her yerde yok bak, her zaman nakit paran olsun cebinde, cüzdanında”

İlk müsait yerde, Güzelyalı durağında indim. Yürümeyle evime tam tamına 35 dakika vardı.