• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Öykü: Ölmüşüz Haberimiz Yok

"Güne, dün gibi, ondan önceki günler gibi, ondan da önceki yıllar gibi başlamıştım; annemin göçüp gittiğinden beriki zamanlar gibi."


Burcu Kurtulan


İfade

Daha önce de söylemiştim şimdi de söylüyorum;

“Babamı ben öldürmedim.”

Ölmesini hep istedim, ama o sabah ya da gece her ne zamansa –ecel zamanı- bahsettiği kişi; ben değilim. Ölümüme sen sebep olacaksın diye yazdığı kişi, ben değilim. Ben olmak isterdim, ama değilim. Ben miydim, emin de değilim?

O akşamın sabahına dönelim, -hep beraber dönelim-. Okuyanlar, meraklılar, suçlayanlar, acıyanlar, İçimde yaşayan şeytanlar ve melekler. Gelin gidelim.


Sabah Evden Ayrılırken

Uyandıran bir anam, seslenen bir babam, çalan bir saatim –geçen sene hurdacıya satmıştı-, olmayınca, alıştığım zamanda uyanıp kalktım. Pijamalarımın ilk katını çıkarıp içliğimin üzerine kazak ve pantolonumu giydim. Mavi kırık lavabonun köşesinde elimi yüzümü yıkayıp sıkıca saçlarımı topladım.

Güne, dün gibi, ondan önceki günler gibi, ondan da önceki yıllar gibi başlamıştım; annemin göçüp gittiğinden beriki zamanlar gibi.

Kapısını tıklayıp, baba çıkıyorum ben, masanın üzerine biraz para bıraktım, dedim. Buzdolabında dünden makarna var, ısıt. Önce bir şeyler ye, dedim. Yemeden, ağzına lokma koymadan içtiği zamanlar kendini kaybederdi. Daha deli deli konuşurdu. O yüzden öncesinden bir şeyler yemesi en azından daha çekilir olurdu.

“Gelirken bir şey istersen Tuncer Abi’yi aratırsın.” dedim.

Ses gelmedi. Gelmezdi.Seslenmezdi.


Mesai Bitimi

Konfeksiyondan çıkıp servise bindim. Şoför Tuncer Abi’nin –karşı komşu Güler abla’nın kocası- arkasına oturup başımı cama dayadım.

Ben hep böyle gider, gelir, günü bitirim.

Tuncer Abinin telefonu çaldı. Bas konuştan konuştuğu servis arkadaşlarıyla konuşurdu sık sık ama çalıyorsa Güler Abladır. Konuşmalarını dinlemeyi severdim. Çiçeğim demesi hoşuma giderdi. Çiçek gibidir Güler abla. Sevildikçe açar. Çiçeğim demeden, tamam geliyoruz, dedi ve kapadı.

Eve varana kadar gözlerimi kapadım. Önce, intihar edip beni babamla yalnız bırakan annemi öldürdüm sonra, rakısına zehir koyup babamı. En son kendimi öldürmek istedim ama yine korktum. Hepsinden korkup, geçtiğimiz yolları, evleri, arabaları izledim.

Herkesi evlerine bırakıp beraber servisten indik. Bende geliyorum bekle, dedi Tuncer abi. Gittik. Eve doğru yürürken elini omzuma koyup sıktı. Yavaşladım. Yüzüne baktım. Bir şey demedi. Hep derdi; diyecek bir uyarısı, tembihi, tesellisi, olurdu, ama bu sefer demedi. Dudaklarını kemirdi, diyemedi.

Evin olduğu sokağa girmeden çöpün kenarında babamın yattığı döşeği gördüm. Rulo yapılıp iki büklüm çöpün kenarına yaslanmıştı. Yanından geçerken ağır sidik kokusunu duyunca utandım. -Kim bilir ne haldedir. Eşek kadar herif sızdığı yerde geberip gitse.-

Kapının önünde bizim eve daha önce hiç gelmemiş ayakkabı kalabalığını görünce durdum. Kapıyı, üzerindeki anahtarla açıp girdik. Arkamda Tuncer abi, eli omzumda. Yine sıktı.

Ölmüştü.

“Geldi. Kızı geldi.”

“Güler nerdesin, geldiler.”

Gelmiştim. Bir türlü hoş gelemediğim evime bugün hoş gelmiştim. Güler abla’yı görünce sarıldım. Sıkıca sarıldım. Öğle yemeğini kapıya koyup birkaç kez tıkladım, dedi. Yüzüne baktım. Bir şey demeden dinledim.

“Baktım tabağı almamış açtım kapıyı. Ses gelmeyince aha çaycının çırağına seslendim. İlkin o gördü. Abla ölmüş bu deyince içeri girmek istedim. Çıplak, deyince de çekildim.” dedi.

Göğsüne sakladığım yüzümü çıkaramadım.

“Attık ne varsa. Koku da çıksın diye kapısını çekip camları açık bıraktık.” dedi.

Kimsenin dokunmadığı saçlarımı severek:

“Belkim görmek istersin diye de kimseye haber etmeden seni bekledik.” dedi.

“İyi yapmışsın abla” dedim. “Allah razı olsun.” –temizleyip bana bu kadar enkaz bırakmadığın için senden razı olsun demedim ama onu demek istemiştim.-

Kalabalık susmuş beni izliyordu. Odasına doğru yürüdüm. Kapıya açarken biri başıma örtü sarıp günah başın açık girme, dedi. Diyen kimdi bilmiyorum ama babamın kıçını yıkadığımdan haberi olmadığı kesindi.

Yerde yatıyordu. Sigaradan kurşunlanmış delikli kirsik çarşafa sarılmış yatıyordu. Rulo gibi. Yanında döşeğinin altına koyduğumuz eski koltuğumuzun kırlentlerinden zayıftı. Nerdeyse yerle bir olacakmış. Yemeğini yeseymiş biraz şişkin olurmuş. Gerçi altına da sıçmış içinde bir şey kalmamış. Bütün kötülüklerini bırakmadan gitmemiş, diye geçirdiğimi arkamdaki kalabalık anlamamıştı.

“Allah sabır versin. Zor, yalnız kalmak. Kolay mı.”

-Dün hurdaya verdiği eski televizyonla-

“Hem ana hem baba yok.”

-Rakı alacaktı-

“Kolay değil.”

-İçmiş midir-

“Başın sağ olsun.”

-İçmediyse geri verip parasını-

“Allah rahmet eylesin”

-Alabilir miyim ki?

Kavrulan helvanın kokusunu duyunca acıktığımı hissettim. Odadan çıkıp dua okunan kalabalığa karıştım. Kahveden getirilen sandalyeleri görünce istenseydi evin ne kadar da sıcak ve misafirperver bir yuva olabileceğini hayal ettim.

“Kızın mektuptan haberi var mı?”

-Tüller yıkansaydı ferahlık gelirdi eve.-

“Bilmem, daha söylememişlerdir. Baksana…”

-Sobanın –hurdaya satılan- muşambasını ne diye kaldırmamışsam…-

“Ne kadar sakin. İnsan bir damla dökmez mi.”

Elime tutuşturulan tabağa bakıp ağladım.

“Zehirlenmiş, içi dışına çıkmış dediler.”

Yalnızlık yine tabağımda duruyordu.


Mektup

Kalabalık dağıldıktan sonra evde, babam, ben, Güler abla kaldık.

“Kolay değil biliyorum ablacım ama hayırlısı böyleymiş” dedi.

“Öyleymiş.” dedim.

“Çırak, yerde bir kâğıt bulmuş. Belli ki okumuş, mırıl mırıl konuşuluyordu. Duydum. Vermesem olmaz. Versem içim huzursuz.”

“Ver abla.”

“Tamam vereyim de okumak zorunda değilsin yırt at istersen. Ben gözümün ucunu bile değdirmedim. İçin rahat olsun” dedi.

“Bilmediğin, görmediğin bir şey bıraktı mı ki!”

Mektup dediği biranın kâğıdını söküp boş yerine “ölümümden sen sorumlusun herkes bilsin katilsin.” yazmış.

Biz birbirimizin katiliydik. Doğru.

Ben doğduğum gün, annem evlendiği gün, babam annemsiz kaldığı gün; ölmüşüz. Katilimiz sevgisizlik. Yazın. Okuyun. Bilin.