top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Yazarın fotoğrafıLitera

Öykü: Saklı

"Heyecana eşlik eden endişe kırıntısı bile yok şu an. Boşluk gibi ama huzura benzeyen bir şey gibi de. Sanki hayatla ilgili tüm alışverişi tamamlamış gibi."


Handan Aycan


Yağmur yağıyor. En yakın yer Aşti, oraya gidiyorum acele adımlarla. Bir amacım yoktu zaten, sadece yürümek istemiştim. Büyük, karışık tost çekiyor canım bir anda. Garın sonradan eklenmiş gibi duran derme çatma bölümüne oturup etrafıma bakıyorum.


Buraya her geldiğimde bir duyguyla taşıyordum. Ya sevgiliden ayrılıyor, ya kavuşuyor, ya da bir ihtimale takılıyor, yepyeni bir yeri görmenin heyecanı ve bilinmezliğine kapılıyordum. Bir hissizlik kaplıyor içimi. Heyecana eşlik eden endişe kırıntısı bile yok şu an. Boşluk gibi ama huzura benzeyen bir şey gibi de. Sanki hayatla ilgili tüm alışverişi tamamlamış gibi.

En sevdiğim oyunun sonunda bağırıyordu oyuncu: “Eyy dünya, bana karşı sözünü tuttun.”

“Eyy dünya bana karşı sözünü tutacak mısın?”


Bir arkadaşım da kendimi bok gibi hissettiğimde, depresyondan çıkamam dediğim zamanlar, bir güç zorluyorum kendimi, en yakın hastanenin acil servisine gidip senin sefil, basit dertlerin, kendini dünyanın merkezi gören hallerin yetti artık. Kapa çeneni etrafına bak, sararmış yüzlere, kararmış yüzlere. Sedyenin üstünde kurumuş kalmış bedenlere, en çok da çocuklara bak. Senden çok daha fazla yaşamaya hakkı olan ama zamanı olmayan çocuklara bak. Şimdi sus, kapa o çeneni, doğrul diyormuş kendine.

Herkesin kendini sağaltması başka.

Buraya arada sırada gelme kararı veriyorum. Bu hissizlik güzel.


Çantama atıyorum elimi. Birkaç kitabı aynı anda okuyorum bu sıralar. Okumaya geçmeden garsonu çağırmaya çalışıyorum. Elim havada kalıyor sürekli. Yavaşça indiriyorum elimi. Yan masadaki kadın bağırıyor o sırada: “Yavruum bak bakim buraya” garson koşarak geliyor. “İki çay getir, biri açık olsun.” Ben de nihayet garsonla göz göze gelince “Bir çay bir de tost istiyorum ben de” diyorum. Sonra sinir oluyorum kendime, de ne be! Kadın istediğini söyledi sen de usulca kadının yanına mı sığıştın. Bendeymiş! İki çayı kapıp getiriyor çocuk yan masaya. Getirirken biraz döküyor çayı. Kadın “Biraz dikkatli ol çocuum” diyor buyurgan bir sesle. “Şu masayı da hemen siliver bakayım”. Çocuk özür üzerine özür diliyor, masayı sildikten sonra içerideki küçük eklerden birkaç tane getiriyor, lütfen buyurun diyerek, “Teşekkür ederim çocuum” diyor kadın. Hemen ağzına atıyor birini, kırmızı ruju sıvaşıyor dudağının çevresine, hizaya sokar bunlar her şeyi.


Birazdan benim tostumu, çayımı getirirken gene döküyor çayı. “Tamam diyorum önemli değil ”bir yandan da yan masaya bakıyorum. İnsanlara öyle değil böyle davranılırı göstermek istiyorum. Kadın beni fark etmemiş bile. Yemeye devam ediyor. Karşısındaki cılız adama bırakmıyor bir tane bile. “Bunları ne kadar sevdiğimi bilirsin” diyerek. Nereden, neyi, nasıl alacağını bilir bunlar.


Çocuğun döktüğü çayı siliyorum peçeteyle. Ben senin yanındayım güzel kardeşim demek istediğimi anlamıştır herhalde. Göz göze geliyoruz çocukla. Nefretle bakıyor sanki. Niye ki.

Sıvaşık ağızlı kadın masadan kalkarken çocuk koşarak gelip kadının sandalyesini çekiyor. Bir yandan da bana bakıyor.


Bazen de görmesem bazı şeyleri. Aa fark etmedim öyle mi olmuş, görmedim diyebilsem.

Kitaba gömülmek istiyorum. Dış dünyaya kapat kendini. Aç kitabını hadi. Kitap falı bak. “Saklı” kitabın adı.

“Bıraksa eski kendini

Canlı ve tedirgin”


Ne zaman kitap falına baksam o anki durumumla ilgili bir şey okurum. Ama şimdi, öyle mi oldu bilmiyorum.


Bir çay daha istiyorum. Gene döke saça getiriyor çocuk ama yüzünde aldırmaz bir ifade. Sen nasıl olsa istemeyi bilmiyorsun mu diyor bu ifadeyle. “Pardon” diyorum bu sefer. “Siler misiniz bunu.” Çocuk düşman gibi bakıyor bana. Yaa işte böyle masken düşer küçükhanım. Önümdeki peçetelikten birkaç peçete çekip tabağı siliyor. Bardağın altından damlayan çaylar cam masada yayılıyor. “Burayı da silin lütfen” diyorum. Çocuk dövecek gibi mi bakıyor. Ezeli düşman olduk iki dakikada. Niye yaptım ki bunu. Hiç iyi hissetmiyorum kendimi. Ne güzel bir alandı burası, hissiz, kıpırtısız, sakin. Şimdi gene dalgalandı içim.


Müzik yükseliyor bir anda içeride. “Böyle bir aşk görülmemiş dünyadaa, ne geçmişte ne de bundan sonra daa.”

Biri fena aşık olmuş diyorum. Bundan sonraki şarkı da benim olsun o zaman.

Şarkıyı beklerken giden otobüslere bakıyorum. Amasya seyahat geçiyor önümden. Çocukluğuma götürebilir mi beni.

Hatırlamak istediğiniz anlara ve ne yazık ki unutmak istediklerinize de alır götürürüz sizi. Merak etmeyin, korkmayın, sağ salim döneceğiz, sadece sıkı tutunun.


Amasya’dayım şimdi. İşte şu köşeyi dönerken on yedisindeydim, her yere koşacak gücüm vardı. Şu daha geride duran avluda dururken on üçünde. Güzel bitkiler yetiştiren birinin de kötü olabileceğini anladığım gündü. Komşunun kızı sınavı kazanamamıştı. Annesine bunu söylüyordu, yanındaydım ben de. Sırtı dönük duruyordu kadın bahçede. Benim kazandığımı söyledi arkadaşım. “Aman o sevimsiz kız mı kazanmış. Kazandığı da matah bir yer olsa.” Arkasını dönünce beni görmüştü. “Ahh canım okul kazanmışsın aferin sana.” Ağızlar bazen çok çirkin demiştim. Bitkilere inancımı hiç yitirmedim. İnsanlara ise... geçelim bunu.

Burayı da geçelim diyorum. Bu evden hatıram yok. Hafızamda yok böyle bir yer. Üzgünüm diyor şoför. Ben zihninin şoförüyüm. Deminden beri buranın etrafında dolanıyoruz. Başka yaşlara uğruyoruz. Buraya gelmemek için başka anıları çekiştirip duruyoruz. Buraya girmeden olmaz. Burası düğüm yeri.


İniyorum aşağıya doğru. Bacaklarım kaskatı. Öyle zor ki. Sürüklüyorum ayaklarımı.


Depodayım şimdi birçok yüz karışmış beni bekliyor. Hepsinin parmağı beni gösteriyor. “Yalan söylüyor.” “Bu yaşta yalanı öğrenmiş.” “Hiç öyle saçma şey olur mu.” “Dayın o senin, benim canım abim.” Annem kıpkırmızı bir dudak sadece. En çok bağıran.


Dayanamıyorum, çocuğu alıp kaçacağım. Büzüldüğü köşeden kaldırıyorum onu, başını okşayıp sarılıyorum. Bütün sesler kesiliyor. Kapıyı açıp aydınlığa çıkarıyorum. Tamam diyorum, hep yanında olacağım. Merak etme, kimse sevmeyi bilmese de ben hep seveceğim seni.


“Abla peçete ister misin ”diyor bir ses. Bakıyorum garson çocuk yanımda durmuş, peçeteyi uzatıyor. “İyi misin abla, bir kolonya getireyim mi sana.”

“Allah şifasız dert vermesin be abla. Her şey geçer” diyor. Bir şey diyemiyorum çocuğa.

Tuttuğum şarkının sözlerini duyuyorum:

“Köşede tütün satan adam yok artık,

Hadi gel bugüne

Hadi.”


Ne zaman bir şarkı tutsam, o da benim elimden tutar. Arkadaşım haklı, en çok çocukların yaşamaya hakkı var.

Garson çocuk görünmüyor etrafta. Kasaya gidip hesabı ödüyorum. Bankoda duran gence biraz para bırakıyorum. Bunu bana servis yapan çocuğa verin lütfen diyorum.

Yağmur diniyor. Dışarı çıkabilirim.

Comments


bottom of page