• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Öykü: Serzeniş

"Bak sen, sonradan okumaya başladı, şimdi bir de yazar mı olmuş? Ben hepten umudu kesmiştim ondan. İlkokul ikinin yazına kadar üç dört kitap okudu okumadı."

Eylem Asrav


Ne yazmış gene bugün tivitıra? Öykü mü? Öykü mü olmuş şimdi onun o deli saçmalıkları? Kim sanıyor acaba kendini? Büyükten özenmiştir de yazmıştır; büyük de lisede kompozisyon yarışmasını kazanıp birinci olmuştu da verdikleri ödülü hâlâ çeyiz sandığımın çekmecesinde saklıyorum. Analık işte. Babasını mı anlatmış? Beni mi? Anlatmadığı neyim kaldı ki? Döndürüp dolaştırıp, aynı şeyleri tekrarlaya tekrarlaya rezil etti bizi cümle aleme. Babası kılıklı işte. Baban da böyleydi. Çapkın olmayan erkek mi var? Kasabada dost tutmayan mı var? Bizimki n’aptı; alnına astı, gezdi. Bok vardı nüfusuna alacak. Kadın vermek bile istemedi; zorla aldı. Bakma sen, orospunun da namuslusuna düştük. Vicdan mı? Ayol, Vicdan bizim bakkalın metresiydi, onun adını mı kullanmış öyküde? Bak sen, sonradan okumaya başladı, şimdi bir de yazar mı olmuş? Ben hepten umudu kesmiştim ondan. İlkokul ikinin yazına kadar üç dört kitap okudu okumadı. O yaz bir heves etti, sizden kalan Jules Verne’leri okudu ama gene nerede sizin kadar okuyacak? Üniversiteyi bile ittire kaktıra bitirdi o. Nasıl yani? Londra’da hukuk bürosunda mı çalışıyormuş; mutfağa almışlardır onu. Bulaşık falan gelir elinden. Hani geçen yazdıydı temizliğe gidiyorum diye, İngilizce’yi öğrenmiş mi ki şimdi büro diye atıp tutuyor? Kocası bunun eline oyalansın diye veriyor kitapları, yoksa editörlük, son okuma bunun neyine? O garibim de on bir sene yatmış, çıkmış bizimkine çarpmış. Seviyor mu acaba, sevmese çekilecek kahır mı bu? Yazık, ben o adama da acıyorum; hakkaten. Sessiz, kendi halinde; imanı gevredi bunlara bakacağım diye. Hem ne kazanacak o? İğneyle kuyu kazıyor benim gördüğüm. Oradan oraya çevirecek de sonra kitap olacak da, bu zamanda kim kitap alıyor? Mutfak parasına yetmez onun kazandığı, bir de üst baş? Biz nevsek insanlarız; bizimkinin çerezi, meyvesi. Çocukluğundan beri yediği fındık fıstığın haddi hesabı yok. Bakma sen, çocukken kemikleri sayılırdı ama o vakitler bile onun yediği meyveyi siz yemediniz ömrünüzde. Bir karpuzu oturup tek başına yediğini bilirim. Baban ki o kadar bol masraf alırdı, bu geldiğinde meyve yetiştiremiyorduk. Bu gelen parayı ne yaptı acaba? Başlarını sokacak bir ev almış olsalar bari. Gerçi Londra’da zor ama. Aman desem, oralarda alamayıp bir de buralara dönmesin ev hevesine. Doğru diyorsun, bizden uzak olsun. Bir de onları mı düşüneceğim? Köpekler ana olmasın işte. Sen anlarsın beni. Senin de iki evladın var. Öbürü? Kedi anası. Kediden evlat mı olur? Bir de aralarına alıp yatıyorlarmış. Günahı boynuna. Hayvanla uyunur mu, nerede görülmüş? Öleni de bahçeye gömmüş, her gün bakıyor balkondan. Ölmüş kedinin mezarına bakacağına denize bak. Eşek hoşaftan ne anlar? O da öyle fıttırdı. Bu zaten fıttırıktı ezelden. Babasız büyüyen çocuk bir bu mu? Ben kocasız bir ömür yaşadım, fıttırdım mı? Bunun doğurduğunu da ben büyüttüm. Az şey mi, bir buçuk yaşında getirdi bıraktı, dört buçuk yaşına kadar. Bunun kazandığı ancak ıslak mendil parasına yetiyordu. Neymiş, on sekiz ay emzirmiş de sağlıklı çocuk büyütmüş. On sekiz değil dedim, kaç defa saydım ben, tamı tamına on altı buçuk ay emzirdi. O tahtası çıkmış memelerden onca süt nasıl geldi, şaştıydık. Dosdoğru regl bile olmuyordu, kılığına vermezsin, hem şıp diye gebe kaldı, bir de mondofon ineği gibi, tövbeler olsun; bak, oturduğum yerde günaha sokuyorsun beni, bunca yıllık kadınım, kimsede görmedim öyle süt. Bunun memelerini görmeyen kalmadı yazlıkta, bekçisine kadar; istediği yerde dayadı memeyi çocuğun ağzına. O zamanki kocası da allah koca etsin, eve bir ekmek getirmişliği yok, bostan korkuluğu derler öylesine. Boyundan posundan utan, adam dediğin karısını kıskanır. Sen buna boşuna demedin, iki koca eskittin de bir kendini kıskananına denk gelemedin diye. Gerçi ikinciyi daha eskitmedi. Allahım korusun, adam bunu bırakmasın da. Bizimkinin bir gençliği var işte, yoksa çekilir mi mahkeme duvarı gibi suratı? Yüz gülmeyince n’apayım güzelliği? Gerçi tifte tifte perişan etmiş yüzünü, güzellik de kalmadı. Ne diyordum! Benim yedirdiğim köfteler olmasa! Şimdi söylenmez ama, ufacık çocuk bir oturuşta on beş tane köfte yiyordu. Bir kilo sütten muhallebi yapıyordum da ertesi güne kalmıyordu. Dedesine benzemiş boğazı. Kendi de babasına benzedi zaten. Ne yapmış, herkesi engellemiş mi? Gören yok mu şimdi feysbuktan falan? Bir yıla kalmaz, bitirir o parayı bu. Gerçi adam hesabını bilir ama, sikli Selver bizimki. Verir mi hiç parayı adamın eline, idare etsin. Bunca yıldır çalışıyor, var mı kenarda üç beş parası? Yok! Bu değil mi ölmemiş adamın helvasını, irmiğini, fıstığını bir hafta önceden alıp eve koyan? Yedisinde okunacak duanın peynirini buzdolabına istifleyen? Neymiş, her şey tam olacakmış. Neymiş, babası bolluk severmiş. Kredi çekmiş o dönemde, yok masraftı, yok oteldi, yol parasıydı, gece taksisiydi. Hissettim gerçi de. Amaan bana ne canım? Çocuğunun yediği köftelere saysın. Baban hastane yatağından çok söyledi, para çek de kızın eline ver diye. Çeker miyim hiç? Bu yaştan sonra bunları mı düşeceğim? Arkasından o kadar ağlayan ölüsünü de kaldırsın. Altı aya varmadı, mezartaşını yaptırdı. Bak şimdiden söylüyorum, sakın benim arkamdan da, üstüme öyle mermer falan ağırlık istemem. Baban severdi gerçi mermeri. Giritliler çalımcı olur. Yazlığı da baştan aşağı mermer döşetmişti rahmetli. Bak rahmet istedi benden. Ne diyordum? Fena mı oldu? Arap sabununu koyuyorum, viledayla bile yalapşap silsem pırıl pırıl parlıyor. Bunun iki sene önce alıp yığdığı arap sabunları bitmedi hâlâ. Büyük de böyleydi, diş macunu tuvalet kâğıdı el sabunu istiflerdi. Baban onu evden attı, üzerinden iki yıl geçti de aldığı sabunları köpürtüyordum hâlâ. Neymiş, babası aşağı inip marketten alıp yorulmasınmış. Anayı düşünen yok. Öyle anneler gününde bir çift Ceyo alıp her yılbaşı yün çorap postalamakla iyi evlat olunmuyor. Hem kaç kere söyledim, has yün alerji yapıyor, hassas insanım ben, kaşındırıyor. Neymiş, iyisiymiş, madem o kadar iyi kendin giy. Yanına Hacı Bekir’den bir kutu jöleli şeker, sütlü kakaolu karışık pişmaniye. Acı badem ezmesi mi yok, güzelim, onun parası yeter mi acı badem ezmesine? Pişmaniye dediğin nedir, ağdalı şeker, bademin kendisi pahalı, bir lokmacık ezmeye kaç badem gidiyor kim bilir. Gerçi Allahı var, var dediysem lafın gelişi, o tarafı da babasına benzemiş, kitapsız, temizliği gerçekten iyidir. Hiç üşenmez, gelir İngiltere’den, bizim yaşlığı kışlığı temizler, boyası badanası pinpak yapar dönerdi. Ama ne şamın şekeri ne arabın yüzü! Buldu en son bana bir kadın, çağırıyorum arada onu, yetiyor bana. Genç kız gibiyim maşallahım var. Benim diyenin kıçını tokaçlarım. Yapıyorum kendi temizliğimi. Dağınık mıymışım, öyle mi yazmış? Ne var canım, erimiş sabunları birleştirip kullanmışsam? Parayı buldum diye savuracak halim yok! Şu kırmızı Ceyo terlikler var ya, iki yaz önce aldı bunları bana. Neymiş, evde bunları giyecekmişim, havuza giderken öbürlerini. Bir de başıma kroks çıkardı. Söylendiğime bakma, rahat etti ayaklarım. Havuz kenarında kaydırmıyor krokslar. Her şeyin iyisini biliyor. Kendine de öyle, az alır öz alır. İlla marka olacak. Ee, babasının da donları Vakko’ydu. Bu da bir tutturmuş yıllardır Lancome diye, bak bana, vazelinle geldim bu yaşa. Eskiden bir salatalık kremim vardı, onu da bıraktım. Kaymak gibi cildim. Sanki onca şeyi ben yaşamamışım gibi. Bir kırışsam ya! Acılar iyi geldi bana. Her ayın ilk Cumartesi’si kabul günümdü benim. Hatırlarsın. Bir akşam önceden kalburabastımı yapar, sabahına şuruplar, zeytinyağıyla küfür küfür, yanına bir poğaça yoğurur, bir tuzlu kek çırpardım. İlle de çalkama yap diyen olurdu. İnadına yapmayasım gelirdi çalkamayı. Kolayına oluveriyor muydu çalkama? Saatlerce buz gibi suyun altında ıspanağı yıka dur, çamuru gitsin. O defasında Bercis aramıştı, kocan kızımı hamile bıraktı diye. Ne yapim bıraktıysa! Giydim emprimemi, taktım elmas küpelerimi, annemin pantantifi boynumda, açtım kapımı. Nevin ablam bir şaşırdı. Her şeyi anladım ama bana bu elmas küpeleri açıklayamazsın, dedi. Hiç unutmam. Açıklayamam ya. Ondan kırışmadım ben. Ne oldu, gezdi gezdi eve döndü adam. Ha, altmışında dönmüş, olsun, döndü ya! Ben onun gayri meşru çocuğuna bile analık ettim. Benim gibisi nerdee? Ne o, şimdi kendi kızıma mı analık etmiyor muşum; ettiklerime saysın. Babasının kızıymış! İyi madem, dedim, madem babanın kızısın, hesabı kapatalım, ahbaplık buraya kadar! Öküz öldü, ortaklık bitti. Ha hay!