top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Öykü: Sır

"Tren yaklaştıkça ses artıyor, ses arttıkça evim başıma yıkılmaya daha çok hevesleniyor."

Zeynep Fatma Küpeli


Trenin düdüğü çalıyor, daha kendisi gelmeden etkisi evimin her yerinde. Kafamın üstündeki lamba ileri geri sallanıyor, yatak altımdan kayıyor. Tencereler, kalemler zangırdıyor, masam titriyor. Lamba ileri geri sallandıkça verem sarısı tek göz odalı evimin rastgele bir köşesini hastalığa boğuyor. Tren yaklaştıkça ses artıyor, ses arttıkça evim başıma yıkılmaya daha çok hevesleniyor. Zelzele pışpışlıyor, annemin beni ayağında salladığı gibi. Verem sarısı artık daha hızlı. Hedefi her yere hastalık bulaştırmak. Annem beni ayağında pışpışlamaya devam ediyor ama uyumadığım için kızgın, hızını arttırdıkça arttırıyor. Başım dönmeye başlıyor. O salladıkça ben ağlıyorum, ben ağladıkça o beni daha çok sallıyor. Tren iyice yaklaşıyor, ses oldukça yüksek. Yatağım hareketleniyor. Annem isyan içinde bacaklarını sağa sola yaslıyor. Verem sarısı fırıldak gibi dönüyor, gözlerim kararıyor, Annem kızgın, uyumamı istiyor. Ben ise trenin gitmesini. Kapat gözlerini diyor, yoruldum artık. Bacaklarında benimle birlikte bütün odayı sallıyor. Yere bir şeyler düşüyor. Ne olduğunu bilmiyorum çok karanlık. Gözlerimi kapatıyorum, emin değilim, uzun zamandır kapalı da olabilir. Hiçbir şey göremiyorum. Vücudum titriyor, ses epey fazla, ellerimle kulaklarımı kapatmaya çalışıyorum, bir düdük sesi daha kopuyor, saç diplerimde hissediyorum. Annem gittikçe şiddetleniyor. Dayanamayıp açıyorum gözlerimi, emin değilim zaten, açık da olabilir. “Anne!” diye bağırıyorum. Bacakları duruyor, vücudumun titremesi geçiyor. Ellerimi kulaklarımdan çekiyorum. Sinek vızıltısı gibi belli belirsiz bir ışık sızıyor kirpiklerimin arasından. Verem sarısı bu sefer güneş gibi ısıtıyor. Bu rengi ilk defa kucaklıyorum. Zelzele iyice yavaşlarken bir düdük sesi daha duyuluyor bu sefer uzaklardan. Tren geçti, yoluna devam ediyor. Yerde birkaç kitap var, masanın üstü dağılmış. Sahip olduğum beş bulaşığın üçü yerde. Yatağın kenarına kadar gelmiş bedenimi doğrultarak sarkıttığım ayaklarıma gelişigüzel terlikleri geçirdim. Yerdeki cam parçalarını temizlemek için, irili ufaklı kırıkları sol avucumun içine biriktiriyorum, sonuncusunu da tepenin üstüne koyduğumda tavandan bir ses geliyor -tak- durup gözlerimi yukarıya dikiyorum saniyeler yuvarlanıyor, nefes alışverişlerim dışında bir şey duyulmuyor. Omurgamı düzeltip parmak ucumda doğrulurken bir ses daha kopuyor.


-TAK!- yerimden sıçrıyorum. Sol elimde keskin bir acı var, cam parçalarının arasından koyu kırmızı damlalar zemine damlıyor; şıp, şıp, şıp. Dikkatim ise hâlâ tavanda. Bir ses daha duymak için kulak kabartıyorum. Elimin sızısı gittikçe artıyor. Sıktığım avucumu gevşetiyorum. Benden başka kimse yok. Damlalar yere düşmeye devam ediyor; şıp, şıp, şıp. Vücudum hareket et komutuna uymuyor. Alnım üşümeye başladı. Kendimi zorlayıp ilk adımı attım. Mutfak tezgahının altındaki çöpe elimdeki cam yığınını atıyorum. Tenime yapışan küçük parçalardan silkeleyerek kurtulmaya çalışıyorum ama iyice yapışıyorlar. Banyoya gidip, sonuna kadar çevirdiğim musluğun altına elimi tutuyorum. Akan suya karışan kan lavaboyu boyuyor. Aynadaki aksimle gözgöze geliyorum bir anlığına. Alnım terden parlıyor, çökmüş göz altlarım kahverengi. Yaklaşık bir dakika kadar bekledim. Bütün kan akıp gittiğinde suyu kapatıp banyo dolabından aldığım tentürdiyotla pamuğu ıslatıp avucuma bastırdım. Sıktığım dişlerimin arasında bir tıslama fırlıyor. İlacın derimde bıraktığı kirli turuncu rengin üzerini pamukla kapadıktan sonra banyodan çıkıyorum. Mutfak çekmecesinden bulduğum paket lastiğini elimin içinden geçirip pamuğu sabitledim. Gidip yatmalıyım, uyandığımda gökyüzü açık mavi olacak. Uyumam lazım. Evet, evet uyumalıyım! Sonrasında uyanacağım, güneş açmış olacak. Yatağıma ilerlerken ayağımın ucuna takılan nesneyle irkilip bir adım geri gidiyorum. Yere düşen kitaplardan biri. Ortalarından bir sayfa açık, paragrafın sonunda çizili olan cümle çarpıyor gözüme. Harfler hareketlenmeye başladı, peşi sıra birbirlerini takip ederek girdap oluşturuyorlar. Baktıkça girdaba çekiliyorum dizlerim kırılıyor, verem sarısı giderek silikleşiyor. Eğilip altı çizili cümleyi okumaya çalışıyorum.

“İnkâr ormanında kaybolan ruhlar bulunmak için sessizce saklanırlar. Oysaki ölüm saklambaç oynamaz.”


Gözbebeklerimin küçüldüğünü hissediyorum. Biri enseme soluyor. TAK! yine aynı ses, dona kalıyorum, nabız atışlarım ağzımın içinde yankılanıyor. Ses bir kez daha tekrar ediyor. -tak- bir kez daha, bir kez daha… Tavan sanki üzerime geliyor, daralıyorum, nefes almak gittikçe güçleşiyor. Gözlerim kararıyor, emin değilim, ışık gittikçe sönüyor da olabilir. Nereden geldiğini bilmediğim bir titreşim içimde yayılıyor. Bütün vücudum saliseler içinde ele geçirilirken alyuvarlarıma kadar hissediyorum. Kulaklarım uğulduyor. “Anne” diye bağırdığımı fark edince koşmaya başlıyorum. Kapıyı açıp merdivenleri ikişer üçer çıkıyorum. Düzlüğe ulaşınca tavan arasına varan demir basamakları tırmanıyorum. Dirsek darbesiyle derme çatma kapıyı aralayıp karanlık tavan arasına kendimi atıyorum. Veba sarısı tahta zeminin çatlaklarından içeriye sızıyor: “Buradayım.” Sesim fısıltıdan farksız, başım zonkluyor. Boğazımı temizleyip tekrar konuşuyorum. “Çık ortaya buradayım.” Cevap yok, gözlerim acıyor, yanaklarım ıslak. “Nerdesin?” Bağırtım gecenin boşluğunu doldurmuyor. -tak- Kalbim deli gibi atıyor. Bacaklarımın arasından hızlıca bir cisim yuvarlandı, sıcaklığını hissettiğimde neredeyse bayılacaktım. Silüeti büyük bir çabuklukla duvarların arasında yayılırken üzerine düşen ay ışığı büyüsünü bozdu ve çatıdaki açıklıktan kaçarak kayboldu. Beni kaskatı kesen gerginliğim yavaş yavaş elini üzerimden çekerken istemsizce gülüyorum. “Sadece bir gelincikmiş.” Açıklığın dibinde yatan fare ve güvercin leşlerini geçerek köşede saklanan sandığın başına gidiyorum. Üstündeki yükleri indirip kapağını açtığımda içinde öylece yatıyordu. Kemiklerinde tutunmaya çalışan son deri parçaları da kömürleşmiş. Gülümseyerek, kafasında kalan üç tel saçını okşayıp yerdeki yırtık battaniyeyi üzerine örtüyorum.

“İyi geceler anne.”