top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Yazarın fotoğrafıLitera

Öykü: Yabani

"Olmuyor işte ana olmuyoor, burda göğermiyor çiçekler diye bağırasım geliyor."


Handan Aycan


Annem köyden gelirken çiçek fideleri getirmiş gene, bundan hiç vazgeçmedi, oysa anlasa artık, geniş bahçemizde serpilip gelişen çiçekler burada kuruyuveriyor.


Evin her köşesine sırayla yerleştiriyor, pencere önüne, yatağın yanına, odamın penceresini açıyor, insanların sadece ayaklarının gözüktüğü pencereyi, burdan da çarparlar ama şimdi diyerek. Olmuyor işte ana olmuyoor, burda göğermiyor çiçekler diye bağırasım geliyor.

Yok bağırmam ben anama, sesimi azıcık yükseltsem gücenir, tek kelime etmez ama gücenir, üzmem onu ben.


Babamsa köyde elinden her iş gelirken burada tutuklaşıyor. Benim insanların yanında konuşurken tutuklaşıvermem gibi, böyle değildim ben, diyeceğimi deyiveriyordum, şimdi elli kere düşünüyorum bir şey söylemeden önce.


İşyerinde başladı bu huyum. Elimdeki dosyaları hızla Hayri abiye çıkarıyordum, tökezleyip düştüm. Masama geçince bacağımı ovalarken çok kötü düştüm badallardan demiştim. Nerdeen demişti Zehra hanım badal ne ayol. Biri merdiven demişti, gülmüşlerdi toplu halde. Zaten her gülmeleri toplu halde. Bir çalışmaları değil, öylece oturup duruyorlar, kocalarının ilgisizliğinden, akşam ne yapacaklarına, patronun karısının kürkünden, şehirdeki kulübe, oraya herkesin gidemediğinden her şeyden konuşuyorlar, bir iş yapmıyorlar.


Yetiştiremedikleri işleri benim önüme yığıyorlar, bir keresinde önümdeki dosyalar gittikçe artmış, Zehra hanımın verdiği dosyayı da görünce çok işim var Zehra hanım hepsini yetiştiremeyeceğim demiştim, diyebilmiştim. Zehra hanım kollarını kavuşturup masaya koymuştu, kazağından memeleri gözükünce bir an irkilmiştim hadi ama Ragıp beyciğiim beni mi kıracaksınız lütfeen demişti, ta ta tamam demiştim gözlerimi memelerinden kaçırmaya çalışarak, uzun zaman Zehra hanıma ta ta tamam Zehra hanımcığım diye seslendiler gülüşerek, sanki anlamadım biliyordum benimle dalga geçiyorlardı. Ağzımı açıp tek bir söyleyememiştim.


Bu işe girmek çok zor, benim yerime sırada bekleyen onlarca kişi var. Bunu Hayri abi o kadar çok söyledi ki unutmama imkan yok. Ee Ragıp nasılsın iyisin di mi, iyisin tabii iyii, onca insan iş beklerken bu işi bulmak kolay mı diyor her seferinde. Sağol abi diyorum, yüzüme şöyle bir bakınca Allah razı olsun abi diye ekliyorum.


Hayri abi, babama telefon açıp gelsin bakalım buraya, meslek lisesi mezunuydu di mi, gerçi kasabanın lisesinde ne öğrenmiştir ki, neyse yapıcaz bi abilik deyip eklemişti, ha üzerine de düzgün bir şeyler de alın. Hemen kasabaya inmiştik, bir mağaza vardı zaten, orda da üstüme olan tek takım elbiseyi giymiştim, anamın gözleri yaşarmıştı, aslan oğlum benim, nasıl da yakıştı, tam oldu üstüne demişti. İlk maaşımı alınca hemen yollayacaktım babama parasını, kaç işe koşacaktı bu takım için kimbilir. Şehre gelince ilk iş günümde heyecanla giymiştim takımımı. Kapıdan içeri girdiğimde kafamı yavaşça kaldırdığımda görmüştüm insanları, bu yabancı yüzler gülümsediler, ben de tam gülecekken onlara, gülümsemelerinde bir tuhaflık buldum. Hiç benzemiyordum onlara, erkeklerin kıyafetleri koyu lacivert, siyahtı, çok güzeldi. Benim yeşil takımım, ona uygun sarı geniş gravatımla işyerine girişim bir eğlence kaynağı olmuştu ama bunu sonra anlayabilmiştim. Anam, gurbet ele gidiyor yavrum, dualarımla herşeyi rast gidecek demişti, şimdi dersem anama, ana burada dua kâr etmiyormuş, başka türlü bu insanlar desem. Güldüklerine gülemiyorum, çok bağırınıyorlar, işten kaçınıp, patron gelince en çok iş yaptıklarını göstermek için kafalarını gömüyorlar kağıtlara, bir saatte yapılacak işi bir günde yapıyorlar desem, birbirlerinin arkalarından konuşup yüzlerine gülüyorlar, hiç bir şey anlamıyorum desem olmaz ki.


En çok da işe sefertasıyla gittiğimde gülmüşlerdi. Ay alemsiniz Ragıp demişti Melek hanım, ne otantik bir insansınız, otantik yani nasıl, demek istemiştim, tabii ki diyememiştim. Zehra hanım işe gelince mutfağa gitmişlerdi, göz ucuyla izliyordum onları, hemen sefertasını masanın altına koymuştum, Zehra hanım yanıma gelip a ama nerde o sefertası, duydum, muhakkak görmem lazım. Hadi Allah aşkına gösterin, bak Allah’ın adını verdim demişti. O ne dese yapıyordum, elimi hemen masanın altına uzatıp çıkarmıştım, vallahi filmlerdeki gibi bir de kolluk takın tam olacak demişti.

...

Bunalıyordum, nefes alamıyordum, kendimi iyice yabani biri gibi görmeye başlamıştım. İş yerinde yürürken duvar diplerinden yürüyordum, hamam böceği gibisin Ragıp diyordum kendi kendime, laf attıklarında bana, sus diyordum sus hiçbir şey söyleme, cevap alamayınca benden, ne oldu heriii diyip gene gülüyorlardı, köyde hepimizin söylediği söz burda gene komikti.


Öğle yemeğinden geldiklerinde, akşamın planını yapmaya başladılar gürültüyle. Hepsinin gidecek yeri vardı, gidecek birileri, bitiremedikleri işleri yavaş yavaş getirip önüme yığmaya başlamışlardı. Aceleleri vardı, kusura bakmayıvereyimdi, nasıl olsa yalnızdım herii ne olacaktı, boğazıma basıyordu sanki biri, vücudumdan terler boşanıyordu, kesik kesik nefes almaya başlamıştım, a şunun bakışa bak dedi biri, deli gibi dedikleri anda bağırmaya başladım, dalağınızı sikerim lan sizin dalağınızı, bunca zaman sustuktan sonra edeceğim lafın bu olacağını düşünmemiştim, yabani hayvan gibi atılıp merdivenlerden koşmaya başladım, badal ulan badal işte bunlar diye bağırarak, binanın kapısından fırlayıp caddeye çıktım, önüme çıkan insanlara çarpıyor, yerlerde yuvarlanıyor, kalkıp tekrar koşuyordum, aklımda tek düşünce vardı, şehrin kıyısındaki köprüyü geçip dağlara ulaşmak. Köprüyü geçerken gene yuvarlandım, yanımda beliren köpeklere baktım, ellerimi yerden kaldırmadım, dört ayağımla koşmak artık daha kolaydı.

Comments


bottom of page