• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara
  • Litera

Öykü: Zürafa Kadın

“Şimdiye kadar yedi romanı, üç öykü ve bir tane de deneme kitabı olan uzun boyunlu yazar Asu Demir’in evinin duvarına yazılanlar tepki çekmeye devam ediyor. Konuyla ilgili ilk açıklama Düşmanlık Yaratma Bakanlığı’ndan geldi. Görüntüyü izliyoruz.”


Iraz Şensöz

Asu uzun mu uzun boyunlu bir yazardı. Tam 22,5 santimetreydi boynu. Burma veya Tayland’da bir Padaung olsaydı kimse onu yadırgamayacaktı ama Türkiye’de yaşayan bir yazardı o. Herkes ona Zürafa Kadın, Zürafa Boyunlu Yazar diyordu. Asu boynunu biraz olsun kısa göstermek ve gizlemek için hep fular takardı. Uzun yıllardır beraber yaşadığı sevgilisi ise insanları ciddiye almaması gerektiğini söyleyip onu boynundan öperdi. Asu’nun yarattığı karakterler de kendisi gibi “tuhaf” görünümlü insanlardı. Çok şişmanlar, çok çirkinler, yapışık ikizler, cüceler, bedensel engelliler, albinolar, siyah tenliler, fil hastalığı olanlar… Birbirine benzeyen kalabalıklar arasında fark edilen, herkesin dönüp dönüp baktığı insanlardı bunlar. Tıpkı Asu gibi. Uzun boynu çocukluğundan beri alay konusu olmuştu. Her ne kadar bunu aştığını söylese de en derinlerindeki kırgınlığıydı “farklı” olmak.

Çocukken “Boynuna halka atsak oyuncak ayı kazanır mıyız?” demişti okuldan bir çocuk. Diğerleri nasıl da gülmüştü. Bir yetişkin olunca bile zorunlu olmadıkça evden çıkmazdı, çıktığında da atılan laflara alışmıştı artık. “Şşşşt! Sırık boyunlu!” Ne zaman laf yese adımlarını hızlandırır, hemen eve dönerdi.


Bir sabah Asu, evinin duvarına birilerinin kırmızı boyayla şöyle bir yazı yazdığını fark etti: “Zürafa Kadın Afrika’ya!” Asu o an ağlayarak eve girdi ve bütün perdeleri kapattı. Evde yalnızdı. Ağlayarak yattığı yatakta birkaç saat uyudu. Sevgilisi Barış eve geldiğinde Asu hâlâ ağlamaklıydı.


“Asucuğum, yine hortladı bunlar. Evde biraz boya vardı, kapatmaya gidiyorum ben.”


“Ben de geliyorum. Bir fikrim var.”


Asu duvardaki cümleyi şöyle değiştirdi: “Zürafa Kadın Burada Yaşıyor! Yaşayacak!”

İkisi de gergin ve tedirgindi. Asu “Çarpıntım var.” dedi. Bira içerken konuşup erkenden uyudular. Sabah uyandıklarında duvarda yeni bir yazı vardı: “Zürafa Kadın! Defol!” Asu yazıyı gördükten sonra elleri titreyerek sigara yaktı. Koridordaki aynada kendine bakmaya başladı. Boynundaki fuları çıkardı, boynuna dokundu. “Nasıl yaşayacağım ben burada?” dedi kendi kendine.


Barış işten geldiğinde Asu’yu histerik bir şekilde bilgisayarın başında sigara içerken buldu.


“Sevgilim, iyi görünmüyorsun.”


“Haberleri gördün mü?”


Asu’nun yaşadıkları haber sitelerindeydi. Sosyal medyada herkes ondan bahsediyordu. Twitter’da onu savunmaya çalışanlar linç ediliyordu. Hatta şu hashtag trendtopic olmuştu: #ZürafaKadınAfrikaya. Hakkında 12.563 tane tweet atılmıştı. Normalde televizyon izlemezlerdi ama Barış haberlere bakmak için televizyonu açtı.


“Şimdiye kadar yedi romanı, üç öykü ve bir tane de deneme kitabı olan uzun boyunlu yazar Asu Demir’in evinin duvarına yazılanlar tepki çekmeye devam ediyor. Konuyla ilgili ilk açıklama Düşmanlık Yaratma Bakanlığı’ndan geldi. Görüntüyü izliyoruz.”



Asu ayağa kalktı. Pür dikkat televizyona bakıyordu.


“Halkımızın istemediğini biz de istemeyiz. Halkımız haklıdır. Keçi kafalılar, zürafa boyunlular, horoz ayaklılar fark etmez. Bizden farklı olan düşmanımızdır. Halkımızın yanındayız.”


Asu açıklamayı dinledikten sonra birkaç adım geri gelip kanepeye yığıldı. Ağlayamıyordu bile. Barış’la birbirlerine sarıldılar.


“Ne yapacağım ben?”


“Korkma! Zaten korkmanı istiyorlar! Yapma bunu!”


“Ama korkuyorum. Bu sefer her şey daha kötü.”


Gece evin önünden sesler geliyordu. Barış hemen dışarı çıktı ve kapıda boynuna ilmek geçirilmiş kocaman bir oyuncak zürafa asılı olduğunu gördü. Asu’nun görmesini istemiyordu ama Asu da arkasından geldi. Zürafanın ilmeğini çözdüler ve oyuncak zürafayı çöpe attılar. Sinirleri bozulmuştu. Krize girip kahkahalarla gülmeye başladılar ama Asu ardından ağlamaya başladı. Hem ağlıyor hem de salonda volta atıyordu. Uykusuzdu. Dün bütün gece hakkında atılan tweet’leri okumuştu. Erken yattı.


Barış sabah işe gitmeden önce arka odada yatan Asu’yu uyandırdı.


“Kalksan iyi olur hayatım.”


Asu telaşla çıktı yataktan.


“N’oldu yine? Ne dediler? Söylesene!”


“Çok kötü görünüyorsun sevgilim. Gece iyi uyuyamadın, değil mi? Şimdi sakin olmanı istiyorum. Üzerine bir şeyler giy. Kapının önünde birkaç gazeteci, senin aleyhinde bağırıp çağıran bir grup insan ve çevik kuvvet var.”


“Ne? Aman Allahım!”


“Medyanın sorularını yanıtlamak istiyor musun? Olanları anlatmak filan?”


“Hayır! Orada bağıranlar varken ortalığa çıkamam! Ne yapacağız?”


“Bekleyelim. İlla gidecekler.”


Barış perdenin arasından gizlice dışarıyı izliyor, kanepede oturup sigara içen Asu’ya olan biteni anlatıyordu.


“Çevik kuvvet resmen eylemcileri korumak için orada toplanmış. Gazeteciler bir köşede sıkışmış. Pankartlarda ‘Zürafaları İstemiyoruz!’ ‘Zürafa Kadına Ölüm!’ yazıyor.”


Asu Barış’ı dinlerken bir yandan Twitter’a bakıyordu. “Benden nefret ediyorlar.” diye düşündü. “Beni yok etmek istiyorlar.”


“Ellerinde meşaleler var! Eve doğru geliyorlar Asu!”


Asu telaşla sigarasını söndürdü.


“Barış, ben duş alacağım.”


“Asu!”


Asu hızla banyoya girdi ve kapıyı kilitledi. Sıcak suyu açıp biraz ılıştırdı. Suyun altında hayal kurmaya başladı. Ne olmuştu zürafaya benziyorsa? Kime zararı vardı ki? Yazdığı kitapları bile okumadıklarına emindi. Ilık su bedeninin üstünden aktıkça rahatlıyordu. Sabunlandı. Yıkandıkça üzerine yapıştığını düşündüğü nefretleri ve olanlara duyduğu öfke de akıp gidiyordu sanki. Zürafaları düşündü boynunu sabunlarken. Zarif boyunlarını eğip yavrularını başlarıyla seven anne zürafaları. Ağaçlara uzanıp karınlarını doyururken hayal etti onları. İçeriden sesler gelmeye başlamıştı ama o duymuyordu. Suyun sıcaklığını artırdı. Bir süre öylece durdu sıcak suyun altında. Banyo kapısı mı çalınıyordu yoksa? Bekledi, bekledi, bekledi. Suyun altında ayakları uyuşmuş ve yerden kesilmişti sanki. Duşakabinden çıktı. Banyo buhar içindeydi. Sıcak su hâlâ akıyordu. Çırılçıplak açtı banyo kapısını. “İşte!” dedi. “Gelmişler… Zürafalar…” İnce, uzun boyunlarını eğip eve giren zürafa kafilesi banyo kapısının önünde onu bekliyordu. Zürafalardan biri eğildi, Asu onun sırtına çıkıp oturdu. Zürafalar Asu’yla birlikte evden çıktı ve ağır adımlarla gözden kayboldular.