top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Kanarya Adaları'nda cinsiyet ve turizm belası: Yaz Köpekleri

Nilay Kaya, Andrea Abreu'nun romanı, Yaz Köpekleri üzerine yazdı: "Yaz Köpekleri, çocukluk ve ergenlik arasındaki o dar geçidi, alışıldık nostaljik tonlardan tamamen uzak bir şekilde anlatıyor: Ne masumiyet yüceltiliyor ne de yaşananlar yumuşatılıyor."



Tenerife’de doğan, Kanarya Adaları’ndan genç yazar Andrea Abreu, gazetecilikten gelen dili ve yerel ağızlara yaslanan anlatımıyla dikkat çeken bir isim. 2020’de yayımlanan ilk romanı Panza de burro ile kısa sürede uluslararası bir okur kitlesine ulaşarak çağdaş İspanyol edebiyatında kendine güçlü bir yer açtı. Roman on beşin üzerinde dile çevrildi ve bir film adaptasyonu üzerinde çalışılmaya başlandı bile.


Yaz Köpekleri adlı romanı, çocukluktan ergenliğe geçişin o kısa ama kesif aralığını, giderek bastıran yaz sıcağı ve ağır havanın dağılma süreci gibi duyumsatıyor. Romanın İspanyolca özgün adı Panza de burro, kelime anlamıyla “eşeğin karnı” demek ve Kanarya Adaları’nda, özellikle Tenerife’nin kuzeyinde yere çöken alçak ve yoğun bulutları tanımlayan yerel bir deyime karşılık geliyor. Türkçede tercih edilen Yaz Köpekleri başlığı ise, çevirmen Julia Sanches’in İngilizcedeki “dog days of summer” ifadesinin, yani çöl / cehennem sıcakları olarak bilinen, kuraklık, ansızın bastıran fırtınalar ve uğursuzlukla ilişkilendirilen o boğucu yaz günleri anlamının peşinden gidiyor. Yazın bitişiyle birlikte çocukluğun da sona erdiği bir eşikte, roman hem sert hem de tuhaf biçimde güzel bir okuma deneyimi sunuyor. Özellikle utancın başladığı ânın çocukluğun sonunu işaret etmesi fikri, metnin duygusal omurgasını oluşturuyor.


Romanın merkezinde, anlatıcı ile en yakın arkadaşı Isora arasındaki ilişki var. Bu ilişkiyi yalnızca “arkadaşlık” olarak tanımlamak yetersiz kalır; çünkü aralarında şefkat, zalimlik, kıskançlık, özlem ve açıkça adlandırılamayan bir arzu iç içe geçmiş durumda. Birbirlerine sevgiyle “Shit” (B*k) diye hitap etmeleri bile bu ilişkinin hem yakın hem de rahatsız edici doğasını özetliyor. Birlikte yaptıkları şeyler —sahile gitmek için otostop çekmeye çalışmak, bakkallardan abur cubur çalmak, Barbie bebeklerle sapkın hikâyeler kurmak— çocukça görünüyor; ama bu oyunların altında çok daha karanlık ve karmaşık bir duygusal dünya yatıyor.


Ben-Anlatıcı, Isora’yı hem kıskanıyor hem ona hayranlık duyuyor hem de ona doğru çekiliyor. Bu çekim zaman zaman erotik bir boyut kazanıyor. Roman, queer kızlığın bu erken ve adı konmamış hâlini oldukça çarpıcı biçimde ele alıyor: Çocuklar, bedenlerini keşfederken birbirlerini bir tür araç gibi kullanıyorlar. Arzunun, iğrenmenin ve şiddetin birbirine karıştığı bu alan, metnin en rahatsız edici ama aynı zamanda en güçlü yanlarından biri.


Bu rahatsızlık hissi tesadüf değil; Abreu okuru özellikle huzursuz etmek istiyor. Roman, bedensel imgelerle dolu: Sıyrılmış dizler, kusmuk, kabuk bağlamış yaralar, kasık kılları, büyüyen göğüsler… Daha ilk sayfada Isora’nın “kedi gibi” kusmasıyla açılan metin, güzellik fikrini bilinçli olarak reddediyor. Yemek tasvirleri bile —soslu tavuklar, patates kızartmaları, bakkal abur cuburları— bu yoğun, neredeyse mide bulandırıcı bedenselliğin parçası. Bu yönüyle roman, kız çocukluğunu romantize etmek yerine onun fiziksel, ham ve zaman zaman "iğrenç" taraflarını öne çıkarıyor.


Bu "iğrençlik estetiği", aynı zamanda beden politikalarıyla da yakından ilişkili. Özellikle yetişkin kadınların —anneler ve anne figürlerinin, mahallenin yaşlı teyzelerinin— genç kızların bedenleri üzerindeki acımasız söylemleri oldukça çarpıcı. Isora’nın anneannesinin onu sürekli “şişman” diye aşağılaması ve diyetlere zorlaması, onun yemekle kurduğu ilişkiyi bozarak bir yeme bozukluğuna sürüklüyor. Burada yalnızca bireysel bir hikâye değil, kuşaktan kuşağa aktarılan bir beden utandırma kültürü de görünür hâle geliyor.


Romanın geçtiği yer turistik plajlardan uzak, yoksul kesimin yaşadığı gecekondularla çevrili yoksul bir Kanarya Adaları. Her an patlayacakmış gerilimini yaşatan yanardağı ve yakıcı volkanik coğrafyasıyla bu mekân, metnin sertliğini ve kapalılığını besliyor. Turizm meselesi ise arka planda sürekli hissedilen bir başka gerilim: Bir röportajda anlattığı üzere, Abreu çocukken annesinin tatilcilerin evlerini temizlemek zorunda kalması ona erken yaşta sınıfsal bir farkındalık kazandırmış ve şu soruları sordurmuş: "Peki ya temizlikçi kadınların evlerini kim temizler? Onlar ne zaman tatile gider?" Abreu'ya göre, yaşadığın yerde sürekli turistleri görmek, aslında satmak zorunda olduğun yapay bir vitrinle yaşadığını fark etmek demek. Bu yüzden Kanarya Adaları’nda çocukların daha küçük yaştan itibaren turistleri memnun etmeye göre yetiştirildiğini; dil öğrenmeye, hizmet etmeye, yön tarif etmeye ve kendi yaşadıkları yeri sanki pazarlıyorlarmış gibi anlatmaya teşvik edildiklerini söylüyor. Bu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sınıfsal ve sömürgeci bir bilincin üretimi. Romanda bu durum doğrudan anlatılmasa da arka planda sürekli hissedilen bir gerilim olarak varlığını sürdürüyor; yerel hayatın turistlere göre şekillenmesi, karakterlerin dünyasını sessizce kuşatıyor.


Bu arada temizlikçi kadınlar demişken Andrea Abreu'nun en etkilendiği yazarlar arasında Lucia Berlin'i de andığını belirtelim: Temizlikçi Kadınlar İçin El Kitabı’nın yazarı Berlin’le Abreu’nun yazını arasındaki ortaklık, yalnızca temizlikçi kadınlar üzerinden emek ve sınıf meselelerine dokunmalarıyla sınırlı değil; her iki yazar da karakterlerini iyi-kötü gibi keskin ahlaki kategorilere yerleştirmekten özellikle kaçınıyorlar.


Yaz Köpekleri'nin bir diğer önemli kırılma noktası ise milenyum çağı çocuklarını konu etmesi. 2000’lerin başında büyüyen bu çocuklar için internet, hem yeni şiddet biçimlerinin hem de yeni ilişki kurma yollarının kapısını açıyor. Gözetimsiz bir şekilde MSN başında geçirilen saatler, hem arzuyu hem de yıkımı besleyen bir alan yaratıyor. Bu ikilik —her şeyi aynı anda hem veren hem de alan bir teknoloji— romanın genel çatışmalarıyla birebir örtüşüyor.


Metnin en dikkat çekici yanlarından biri de anlatıcı sesi. Ben-Anlatıcı "Shit" gerçekten on yaşında bir çocuğun sesiyle konuşuyor; halinde yapay bir olgunluk ya da geriye dönük bir bilgelik yok. Yerel Kanarya ağzı, çocukça ifadeler, pop şarkı sözleri ve Messenger dili iç içe geçiyor. Bazen neredeyse düzyazı şiire yaklaşan, bazen de dağınık ve coşkun bir anlatım ortaya çıkıyor. Bu dil, anlatıcının kendi duygularını anlamlandırmakta zorlandığını da güçlü bir şekilde hissettiriyor.


Romanın içten, neredeyse iç organlarda hissedilen, lirik ama söyleyeceğini sakınmayan sesi son derece etkileyici. Yaz Köpekleri konusu itibariyle kimi zaman Elena Ferrante’nin kadın arkadaşlıklarını ele alış biçimiyle karşılaştırılsa da Abreu’nun yaklaşımı belirgin biçimde daha sert ve daha ham. Ferrante’nin aksine, kız çocukluğunun kırılgan ve karanlık taraflarını yumuşatmak ya da geri planda bırakmak yerine, onları tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktan çekinmiyor; hatta bu yoğunluğun içinde dolaşmaktan neredeyse bir haz duyuyor. Takıntı, karşılıklı bağımlılık ve zaman zaman cinsel şiddete yaklaşan bir gerilimle örülü bu ilişki, kızlık dönemi arkadaşlığının son derece mahrem ve rahatsız edici bir portresine dönüşüyor. Bu yüzden roman, nostaljiye ya da duygusallığa yaslanmak yerine, o dönemin sertliğini ve karmaşasını doğrudan hissettirmeyi tercih ediyor ve bunu ziyadesiyle başarıyor.


Yaz ilerledikçe arkadaşlığın dengesi bozulmaya başlıyor. Isora’nın daha hızlı büyümesi, anlatıcının onu kaybetme korkusunu tetikliyor. Erkeklerle kurduğu ilişkiler, bedensel değişimi ve uzaklaşması, bu yoğun arkadaşlığı kırılgan hâle getiriyor. Sonunda yaşanan olay ise bu ilişkinin sınırlarını ve anlatıcının kendi bağımsızlığını acı bir şekilde görünür kılıyor.


Sonuçta Yaz Köpekleri, çocukluk ve ergenlik arasındaki o dar geçidi, alışıldık nostaljik tonlardan tamamen uzak bir şekilde anlatıyor: Ne masumiyet yüceltiliyor ne de yaşananlar yumuşatılıyor. Aksine, roman bedenin, arzunun ve ilişkilerin en rahatsız edici hâllerine bakmaktan kaçınmıyor. Bu yüzden okuması zaman zaman zor, hatta itici; ama tam da bu yüzden akılda kalıcı ve sarsıcı. Böylesi bir ilk romandan sonra, Abreu’nun bundan sonra yazacaklarını merak etmemek elde değil.



YAZ KÖPEKLERİ

Andrea Abreu

Siren Kitap, 2024

Çeviri: Seda Ersavcı

144 s.

Yorumlar


bottom of page