• YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

“Peki, bu öykünün nesini sevdin?”

Amerikalı yazar George Saunders'ın Çehov, Turgenyev, Tolstoy ve Gogol'ün öykülerinden yola çıkarak kurmacanın işleyişini ve öykü yazmanın püf noktalarını anlattığı kitabı A Swim in a Pond in the Rain'den tadımlık bir bölümü Seda Ateş Türkçeye çevirdi.


“Arabada” Üzerine * Yıllar önce, o zamanlar The New Yorker’ın kurmaca editörü olan Bill Buford’la telefonda bir sürü can sıkıcı düzeltmeyle boğuşurken içime bir kurt düştü, iltifat almak için ağzını yokladım: “Peki, bu öykünün nesini sevdin?” diye mızıldandım. Telefonun öbür ucunda upuzun bir sessizlik oldu. Sonra Bill şöyle dedi: “Yani işte, bir satır okudum. Hoşuma gitti. Devam etmem için yeterliydi.”

Görsel: Alena Mae Saunders

Onun için -muhtemelen dergi için de- öykünün estetiği bundan ibaretti. Ve bu mükemmeldi. Öykü çizgisel zamanlı bir fenomendir. Satır satır ilerledikçe bizi cezbeder (ya da etmez). Öykü bizi etkileyebilmek için durmaksızın içine çekmelidir. Yıllar boyunca bu fikirle cesaret buldum. Kurmaca yazabilmek için kurmaca hakkında büyük büyük teorilere ihtiyacım yoktu. Tek derdim şu olmalıydı: Aklı başında biri dördüncü satırı okuduğunda yeterince meraklanıp beşinciye devam eder mi? Bir öyküyü okumaya neden devam ederiz? Çünkü öyle isteriz. Neden öyle isteriz? İşte bu on puanlık uzmanlık sorusudur: Okuru, okumaya devam ettiren şey nedir? Tıpkı fizik kuralları gibi kurmacanın da kuralları var mıdır? Diğerlerine nazaran daha iyi iş gören şeyler var mıdır? Okur ve yazar arasındaki bağı pekiştiren veya koparan nedir? Peki, bunları nasıl öğrenebiliriz? Bunun bir yolu, satırdan satıra ilerleyen zihnimizi takip etmektir. Bir öykü (herhangi bir öykü, her öykü), her seferinde ufacık bir yapısal titreşimle ilerledikçe anlam kazanır. Metni biraz okuduğumuzda bir dizi olasılık belirir. “Adamın biri, yetmiş katlı bir binanın çatısında dikiliyordu.” Daha şimdiden adamın atlamasını, düşmesini veya itilmesini beklemiyor musunuz? Öykü bu beklentiyi hesaba katarsa hoşunuza gidecek, ama safi bunu ele alırsa hoşunuza gitmeyecekir. Bir öyküyü basitçe böylesi beklenti/çözülme anları silsilesi olarak yorumlayabiliriz.

İlk öykümüz olan, Anton Çehov’dan “Arabada” için, önsözde önerdiğim “temel eğitim”i bu seferliğine bir kenara bırakıp Syracuse’ta kullandığım alıştırma biçimiyle ele alalım.

Şöyle yapacağız. Size her seferinde öykünün bir sayfasını vereceğim. Siz okuyacaksınız. Sonrasında da kendi durumumuzu değerlendireceğiz.Bu sayfa bizde neleri değiştirdi? Sayfayı okumadan önce bilmeyip de şimdi bildiklerimiz nelerdir? Öyküyü kavrayışımız nasıl değişti? Devamında ne olmasını bekliyoruz? Okumaya devam etmek istiyorsak, neden istiyoruz? Başlamadan önce şunu açıkça belirtmek gerekir ki, şimdilik “Arabada” öyküsüne dair hiçbir fikriniz yok. • • • Arabada** Araba sabahın sekiz buçuğunda çıkmıştı kentten. Şose kuruydu, pırıl pırıl nisan güneşi sıcaktı. Ama hendeklerde, ormanda kar vardı hâlâ. Kış –o sert, uzun, kara kış– yeni gitmişti daha. Birden gelmişti ilkbahar. Gel gelelim, şimdi arabada oturan Mariya Vasilyevna için bu ılık havada da; ilkbaharın tatlı soluğuyla ısınmış, hüzünlü, çıplak ormanda da; her biri bir göle benzeyen büyük su birikintilerinin üstünde dönüp duran simsiyah kuş sürülerinin de; bu akıl almaz, dipsiz –sonsuzluğuna insanın seve seve gitmek isteyeceğinden kuşkulanılmayacak– gökte de yeni, ilginç en küçük bir şey yoktu. On üç yıldır öğretmendi Mariya Vasilyevna. Bu on üç yılda onun kente aylığını almaya kaç kez gittiğini hesaplamak çok güçtü. Şimdi olduğu gibi ilkbahar da olsa, yağmurlu bir sonbahar akşamı da... Hepsi birdi onun için. Gene aynı şeyi, köye bir an önce varmayı isteyecekti çünkü.

Buralarda çok eski zamanlardan, yüz yıldan beri yaşıyormuş gibi bir duygu vardı içinde. Kentle okulu arasındaki yolda her taşı, her ağacı tanıyormuş gibi geliyordu ona. Geçmişi de, şimdiki zamanı da buralarda geçmişti. Okuldan, kente gidiş gelişten, gene okuldan, gene yoldan başka bir gelecek de düşünemiyordu kendine... • • • Şimdi iyi kötü bir fikriniz var. Hâletiruhiyeniz nasıl değişti? Keşke sınıfta karşılıklı otursaydık da bana anlatabilseydiniz. Bunun yerine bir süre sessizce oturup iki halinizi mukayese etmenizi isteyeceğim: okumaya başlamadan önceki kavramaya açık halinizle şimdiki halinizi. Acele etmeden şu soruları cevaplayın: 1. Sayfadan kafanızı kaldırıp şimdiye dek öğrendiklerinizi bir-iki cümleyle özetleyin. 2. Neyi merak ediyorsunuz? 3. Sizce öykü nasıl ilerleyecek? Sizin bu cevaplarınız, tam da şimdi Çehov’un uğraşması gerek