top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

İnsan ve robot iş birliğinin geleceği

Peyman Ünalsın Gökhan, robotik ve otomasyon sektörünün iki başarılı iş kadını Laura Major ve Julie Shah’ın araştırmalarını, deneyimlerini, öngörülerini paylaştıkları "Robotları Beklerken Neler Olacak" isimli kitap üzerine yazdı.


Robot deyince hemen aklıma, zamanının çok ilerisinde düşünülmüş ve yaratılmış birkaç etkileyici film karakteri geliyor; 1962 yayın tarihli Jetgiller çizgi dizisinden evin maharetli hizmetçisi Rosie, 1968 yapımı 2001: A Space Odyssey filminden Hal 9000, 1975 yapımı Uzay 1999’dan Brian the Brain, ilki 1977 yılında çevrilen Star Wars serilerinden R2-D2 ve BB 8. Tabii bunlar yegâne karakterler değil. Film endüstrisi, sayfalarca adını yazabileceğimiz kadar çok robotla bizi tanıştırdı. Çocukluğumun efsane karakterlerini, zamanının çok ilerisinde hayal edilerek yaratılmış robotlar olarak gördüğümü itiraf etmeliyim.



Aslında o yıllarda bizler, bilimkurgunun bu müthiş örnekleriyle büyülenirken havacılıkta kat edilen gelişmelerin yanı sıra, 1961 yılında Gagarin’in dünya yörüngesini turladığı uzay gemisi, otomasyonda atılan adımların en büyüğüydü. Bir çocuğun hayal dünyasında devleşen bu robot karakterler, insan beyninin sınırsız gücü ve teknolojinin gelişen nimetleriyle geleceğin dünyasında, sokakta yan yana yürüyüp, birlikte pek çok işi kotaracağımız birer ortağa dönüşüyor.


Ekim ayında, Timaş Yayınları’nın Popüler Bilim serisi altında yayımlanan Robotları Beklerken Neler Olacak isimli kitap insan – robot iş birliğinin geleceğine ışık tutuyor.


Robotları Beklerken Neler Olacak, Hyundai ve İrlandalı-Amerikalı otomotiv teknolojisi tedarikçisi Aptiv’in ortak girişimi olan Motional’ın Teknolojiden Sorumlu Başkanı Laura Major ve Massachusetts Institute of Technology Havacılık ve Uzay Bilimleri bölümünde doçent ve burada İnteraktif Robotik Grubu’nun direktörü olan Julie Shah tarafından kaleme alınmış.


Laura Major, daha önce Draper Laboratory ve CyPhy Works’te otonom hava araçları geliştiren ekipleri yönetmiştir. Society of Women Engineers tarafından “Yükselen Lider” seçilmiş, Draper Laboratory tarafından İnovasyon ve Mentorluk Ödülü’ne layık görülmüş, Mass High Tech tarafından “Takip Edilmesi Gereken Kadınlar” arasında gösterilmiştir.


Julie Shah, National Science Foundation tarafından erken kariyer gelişimi alanında ödüllendirilmiş, MIT Technology Review tarafından “35 Yaşın Altındaki Yenilikçiler” arasında gösterilmiş. Akademik kariyerine başlamadan önce Boeing Research and Technology’de havacılık ve uzay uygulamaları üzerine de çalışan Shah, üretimden cerrahiye kadar, zaman ve güvenlik açısından kritik alanlarda insan-robot ekip çalışmasını sağlamak için yenilikçi yöntemler geliştirmiş.


Melis Zeren’in değerli katkılarıyla dilimize çevrilen bu kıymetli kitapta, teknoloji ve otomasyon alanlarında hatırı sayılı işler başaran bu iki genç, yetenekli ve başarılı bilim insanının kaleme aldığı, robotlarla ortak yaşama hazırlık sürecinde özellikle üzerinde durulması, geliştirilmesi gereken detayları okuma şansını elde ediyoruz.


Bugün Amazon, Google gibi teknoloji devi şirketlerin depolarında, ofislerinde, hastanelerde, online alışveriş sitelerinin dağıtım alanlarında kullanılan robotlar birer insan dehası olsalar bile henüz insansı hareket kıvraklığına sahip değiller. Yorulmak bilmiyorlar. Dikkatleri dağılmıyor. Bir anlamda, teorik olarak ömürleri sonsuz. Ama yoluna çıkan insanın öngörülmeyen ani hareketlerine karşı savunmasızlar. Günün belli bir saatinde evinizi süpürmeye kodladığınız Roomba’nızın gideceği yeri biliyor olması ve fakat çocuğunuzun koridorda unuttuğu uzaktan kumandalı arabaya takılıp olduğu yere çakılması ile yönünü tayin edemeyen aksak hareketleri sizi ona müdahale etmeye yönlendiriyor. Şu anda Amerika’daki bazı marketlerde pandemi sürecinde sayıları artan market robot çalışanlarını düşünelim. Major ve Shah bu robotların sadece sistemlerine tanımlı görevleri yerine getirmekle yükümlü olduklarını söylüyor. Market içinde karşılaşacakları bir çocuğun, alışveriş arabasını yürüten bir yetişkinin, hatta bir körün bastonunun ani hareketini tanımlamaktan yoksun robotlar bu gibi beklenmedik durumlarda ne yapmaları gerektiğini henüz bilmiyorlar.


İnsanın insanla iletişimi, etkileşimi kadar insanın robotla iletişimi, etkileşimi de aksiliklerin önüne geçmek için en önemli etken. Kitapta verilen örneklerde olduğu gibi ve istatistiklere bakıldığında, havacılık sektöründe ya da insansız araçların kullanımında yaşanan kazaların pek çoğunun yardımcı robotla aracın başındaki pilot ekibinin ya da sürücünün arasındaki etkileşim bozukluğu olduğu görülüyor.


İnsan beyni bir değişikliği, bir bilgiyi alma, hızla anlama ve yanıt verme konusunda robotlardan daha yetenekli. Robotlara ayrıntılı bilgi aktarıp, uygulaması gereken prosedürlerin verilmesi gerekir. Robotun işlevselliği, ona aktarılan insan deneyimi ile paralel gelişir. Dayanıklılık kapasitesiyle de insana yardım eder.


Hepimiz bir ameliyat esnasında hasta içinde unutulan cerrahi nesnelerin, hastanın hayatını tehlikeye attığını duymuşuzdur. Nitekim yapılan araştırmalara göre hemşireler ve cerrahlar ameliyatların yaklaşık %12,5’inde aletleri ve süngerleri yanlış sayıyor. Bu görev için kodlanan bir robot, ameliyat sekiz, on saat de sürse yorulmayacak, cerrahi müdahale hasta için tehlikeli sonuçlar yaratmayacak.


Robotları iyi birer yardımcı olarak geliştirmek adına ne yaparsak yapalım onlara güvenli bir çevresel ortam yaratamazsak becerilerinden gereği gibi faydalanmamız mümkün olmaz. Major ve Shah’ın söylediğine göre robotların işlevselliğini desteklemek için öngörülebilir bir toplum sunmamız gerekecek. Şehirlerimizi buna göre yeniden planlayacağız. Gözümde hava sahasında bizim görmediğimiz ama uçakların güvenli uçuş için belirlenen hatlar üzerinde uçtuklarına benzer şekilde havada seyreden otomatik arabalar, sokaklarda birbirine, ya da aniden önüne çıkan patenli kıza çarpmadan elindeki kargoyu alıcısına ulaştırmaya çalışan robotların yürüdüğü şehirler canlanıyor. Günden güne artan dünya nüfusu ile şehir planlamasını nasıl yapacağımız konusunda hayal gücümü fazla çalıştıramasam da Major ve Shah gibi kendini teknolojiye, otomasyona adamış akıllı beyinlere güvenim sonsuz.


Yukarda sözünü ettiğim bilgiler kitaptaki başlıklardan sadece birkaçı. Okuyunca benim zihnimde türlü değişik senaryolar canlandı. İnsan beyninin gücü sayesinde yaratılan, geliştirilen robotlar bir gün kuşkusuz insana oldukça yakın hâle gelecek. O gün, filmlerde izlediğimiz yapay zekânın gücü karşısında belki insanlık daha kırılgan olacak. Ya da onları kusursuzluğa kavuşturma çabasında insan kapasitesi de farklı bir boyuta ulaşacak. Sonuçta işleyen demir ışıldar.


Ülkemizde henüz market reyonlarında eksilmiş ürünlerin kontrolünü yapan veya satın aldığımız kitabı bize ulaştıran R2 D2’nun robot akrabalarıyla karşılaşmasak da, gündüz ben işteyken yemeklerimi yapan, tozları alan Rosiemin terliklerimi hazırlayıp beni beklediği bir karşılama sahnesini hayal etmeden duramıyorum.