top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook
Ara

Kimler Normal İnsan?

Peyman Ünalsın Gökhan, Sally Rooney’nin 2018 yılında British Book Awards, An Post Irish Awards, Costa Awards’a lâyık görülen Normal İnsanlar isimli romanı üzerine yazdı: “Sevgi ve en önemlisi saygıyı aile ortamında bulamayan bireyler, aile dışından bir başka birey bu her iki değeri de kucak dolusu sunduğunda, o kişi vazgeçilmez olabilir. Tümden kaybetmektense bazen özgür bırakmak da o saygı ve sevginin bir parçasıdır.”




Neyim var, bilmiyorum, diyor Marianne. Niçin normal insanlar gibi olamıyorum, bilmiyorum.

İrlandalı yazar Sally Rooney’nin Normal İnsanlar isimli romanının kahramanı Marianne tüm roman boyunca normal insan olmayı irdelediği gibi bizi de olmak ve olmamak arasında bocalayan karakterler üzerinden derin düşüncelere sürüklüyor.


En Çok Satanlar listelerine hep mesafeli yaklaşırım. Edebi değeri yüksek o kadar çok kitap okuyoruz ki, bu en çok satanlar beni, kumsalda okunması uygundur damgasıyla yaftalamaya iter hep. Ya da beyni yakmış olduğum bir dönem “hadi sen biraz dinlen dostum, sana daha çok ihtiyacım olacak” demek istediğimde elime aldığım kitaplardır.


The New York Times’ın En Çok Satanı ibaresi bir adım geri atmamı söylese de Karadankaçanakademi, Yazarın Başucu Atölye kitabımız olduğundan ve ben ödev bilincine sahip bir insan olduğumdan Karin Karakaşlı Hocamın karşısına okumadan çıkamazdım. Nitekim “Heh, tam düşündüğüm gibi, pembe sabun köpüklü bir dünya beni bekliyor,” dedim. Dedim ama ilerleyen sayfalarda Sally Rooney suratıma kocaman bir tokat aşk etti. “Önyargı neymiş görürsün sen şimdi,” diyerek Hanya’yı Konya’yı gözüme soktu.


Bir kere roman yaratılan karakterler açısından dikkat çekici. Tip değil, karakter yaratmış Rooney. Marianne, insanların arkasından konuştuğu, arkadaş çevresinde popüler olmayan bir ergenlik döneminden sonra eksenine hep sorunlu tipleri hatta sorunlu sevgilileri çeken bir genç kadına dönüşüyor.


Connell okuldan çocukluk arkadaşı. Ama aralarında bir başka bağ daha var ki o da Connell’ın annesi. Lorraine, Marianne'ların evine temizliğe gidiyor. Connell ile Lorraine’in anne-oğul ilişkisi, Kaybedenler Kulübü’nde Yiğit Özşener’in oynadığı Mete karakteri ile Serra Yılmaz’ın oynadığı annesinin masa başı sahnesini gözümde canlandırdı.


Marianne ve Connell arasındaki ilişki ne senle ne de sensiz çelişkisinde yıllarca devam ediyor. İki karakter sayesinde Finlandiya’ya, İtalya’ya kadar yolculuk yapıyoruz. Connell, Marianne için oldukça normal insanken, Connell kendini Marianne’ın düşündüğü kadar normal bulmuyor. Özellikle arkadaş gruplarındaki Rob’un intiharından sonra bir varoluş sorgu tüneline bodoslama dalıyor.


Romanda en dikkat çekici çatışmalardan biri Roneey’nin Marksist felsefe ışığında odağa aldığı Marianne ile Connell arasındaki sınıfsal çatışma. Marianne annesi avukat olan hâli vakti yerinde bir burjuva aileyi temsil ederken, onların evine temizliğe giden Connell’in annesi üzerinden temsil ettikleri işçi sınıfı çatışması iki gencin birbirinden kopamayan ilişkileri üzerinden veriliyor.


Marianne’ın, Connell başta olmak üzere sevgilileri ve abisi Alan ile ikili çatışması da sık sık karşımıza çıkıyor. Marianne ile Connell’in iç çatışmalarını da göz ardı edemeyiz.


Bir kızı asla dövmezsin, değil mi? diyor Marianne. Olur mu, asla. Elbette hayır. Nasıl sorabilirsin bunu? Bilmem. Kızları istediği gibi döven biri olduğumu mu düşünüyorsun? diyor. Yüzünü Connell’ın göğsüne sıkıca bastırıyor Marianne. Babam annemi döverdi, diyor.

Şiddet genetik faktörlerle beraber rol model alınan babadan oğula geçiyor maalesef. Abi Alan Marianne’a şiddet uygulayan tek erkek değil. Marianne bir mıknatıs gibi kendisini döven, ona eziyet eden erkekleri etrafında topluyor. Jung beyniyle düşünmek için çaba harcarsak bu durumu, Marianne’ın gölgesi peşini bırakmıyor şeklinde açıklayabiliriz. Babasının annesine, sonrasında da abisinin kendisine uyguladığı fiziksel ve psikolojik şiddet, Marianne’ın Connell dışındaki tüm ilişkilerinde zuhur ediyor.


Lorraine karakterini sık sık görmemize, sesini duymamıza rağmen Marianne’ın annesi bir siluet olmaktan öteye geçemiyor. Hatta abi Alan’ın yine celâllendiği bir anda Connell’ın kurtarıcı melek rolünde sahnede belirmesiyle Alan’ın annesinden yardım almak bâbında merdiven boşluğuna bıraktığı “Anne!” çığlığı havada asılı kalıyor. Annenin aile içindeki denge sağlayıcı rolü burada maalesef eksik kalıyor. Bu anlamda en dehşetengiz anne örneği Vigdis Hjort’un Miras isimli romanında karşımıza çıkmıştı.


1991 doğumlu Sally Rooney Trinity College’ın 1592 yılından bu yana oldukça zorlu bir sınav sonrasında verdiği ve tüm eğitim masraflarının karşılandığı bursu kazanarak İngilizce bölümünden mezun olur. Nitekim romanda karakteri Connell’da yansılıyor.

Sally Rooney’nin hayat görüşü roman cümlelerine dönüşüyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini şu cümlelerinde hicivlediği dikkat çekiyor.

Marianne masadan bir sandalye çekip oturuyor. Erkekler çok sahiplenici olabiliyor, diyor.

Değil mi! diyor Peggy. Acayip. Başkalarıyla beraber olma fikrine atlarlar zannedersin.

Erkeklerin asıl derdinin kendi özgürlüklerini gerçekleştirmekten çok kadınların özgürlüklerini sınırlamak olduğunu anladım, diyor Marianne.

…………

Ne bileyim, erkeklerin yaşadığı hayata bakınca insan üzülüyor, diyor Marianne. Bütün toplumsal düzenin iplerini ellerinde tutarlarken bu kadarı mı akıllarına geliyor? Bari eğlenseler.

Kitap alıntılarından da göreceğiniz üzere Sally Rooney, Marianne’ın dünyasının girdabına bizi de ortak edercesine diyalogları tırnak içine almadan yazmayı tercih ediyor. Hâkim bakış açısına sahip anlatıcının sözleriyle karakterlerin konuşmaları adeta iç içe geçiyor. Akıcı bir dil, doğrusal zamanda ilerleyen ve fakat geri dönüşlerle ya da karakterin iç düşünceleriyle konuda farklı köklere ayrılarak hikâyenin çeperini genişletiyor.


Emrah Serdan’ın çevirisiyle Can Yayınları etiketiyle yayımlanan Normal İnsanlar, 2020 yılında BBC tarafından bir sezonluk dizi olarak uyarlanmış. Henüz izleme fırsatım olmadı ancak izleyenlerin yorumları başarılı bir uyarlama olduğu yönünde.


Roman, 2018 yılında British Book Awards, An Post Irish Awards, Costa Awards’a lâyık görülüyor.


Sevgi ve en önemlisi saygıyı aile ortamında bulamayan bireyler, aile dışından bir başka birey bu her iki değeri de kucak dolusu sunduğunda, o kişi vazgeçilmez olabilir. Tümden kaybetmektense bazen özgür bırakmak da o saygı ve sevginin bir parçasıdır.


NORMAL İNSANLAR

Sally Rooney

Can Yayınları

Çeviri: Emrah Serdan

264 s.


Son Yazılar

Hepsini Gör

Spinoza’yla Bir Yürüyüş

Sevinç Türkmen’in Ethica’yı rehber edinerek yazdığı Aşkın Ontolojisi de öncelikle Spinoza’nın mesajlarından birini hatırlatmaya çalışıyor: Temel meselemiz özgürlükse ontolojiden yani doğadan başlamak

Comments


bottom of page