top of page
  • YouTube
  • IG
  • twitter
  • Facebook

Yaratıcılık Ritüelleri 69 / Özgür Mumcu: "İnsan 'ben oldum' dediği anda tökezliyor"

"İlhama çok inanmıyorum. Belki en başta bir temaya bir hikâyeye insanı yönlendiren bir kıvılcım ilham. O da zaten o güne kadar biriktirdiklerinizin birbiriyle etkileşime geçmesiyle yanıyor. Sonrasının çalışma ve araştırmadan geçtiğine inanıyorum."

Yazarların yazma deneyimlerine odaklanan Yaratıcılık Ritüelleri'nde Semrin Şahin'in bu haftaki konuğu Özgür Mumcu.

 


Yaratıcı sanatlarda akışta kalmanın, kendimizi yaratma anının içinde tutarak, sürüklenmeden kalabilmenin ne kadar zor olduğu bilinen bir gerçek. Bizi “an” a döndürecek bazı küçük totemler, seremoniler, bazı ritüellerin olmasının yaptığımız çalışma üzerinde odağımızı canlı tuttuğuna dair çalışmalar mevcut. Bu anlamda birçok yazarın günlük yazma alışkanlıkları olduğunu da biliyoruz. Yazmaya başlamadan önce yaptığınız ritüeller var mı?

Her zaman mümkün olmasa da bir açıklığa bakıp bir süre bir şey düşünmeden durmanın faydasını görüyorum. Bunun illa güzel bir manzara olmasına gerek yok. Gökyüzünü, bulutları izlemek de işe yarıyor. Yazacağım her neyse o kendi müziğini de çağırıyor. Müzikle yazma ritmimi bulduğumu söyleyebilirim. Odaklanmama da yardımcı oluyor. Bir defa odaklandığımdaysa dikkatim kolay kolay dağılmıyor.

 

 

Dr. Seuss olarak bilinen yazar ve illüstratör Theodor Seuss Geisel, geniş bir şapka koleksiyonuna sahiptir. İlham gelmediğinde, dolabının başına gider, koleksiyonundan seçtiği bir şapkayı takar ve fikir bulmayı beklermiş. Ne hikmetse mutlaka parlak bir fikirle şapkayı başından çıkarırmış. Siz yaratım tıkanması yaşıyor musunuz ve bu tıkanmayı aşmak için neler yapıyorsunuz?

Elbette tıkanma yaşadığım oluyor. O zaman da yürüyüşe çıkıyorum. Şayet bulunduğum ortam ya da mevsim buna uygun değilse evin içinde dolaşıyorum. Çoğu zaman bu yeterli oluyor. Kimi zaman da yazdığım konuyla ilgisiz şeyler okuyup izliyorum. Beklenmedik çağrışımlar ve bağlantılar ortaya çıkabiliyor. İlhama çok inanmıyorum. Belki en başta bir temaya bir hikâyeye insanı yönlendiren bir kıvılcım ilham. O da zaten o güne kadar biriktirdiklerinizin birbiriyle etkileşime geçmesiyle yanıyor. Sonrasının çalışma ve araştırmadan geçtiğine inanıyorum. Oturup ilham gelmesini beklemek yerine yazmayı tercih ediyorum. Beğenmediğim ve sonra sildiğim bir metni yazmayı kös kös ilham gelmesini beklemeye tercih ediyorum sanırım.

 

 

Yaratıcı çalışmalar yaparken hiç engellerle (iş ortamı, zamansal sorunlar, yazdıklarınızın görünür olmaması gibi engellerle) karşılaştınız mı? Bu engellerle nasıl mücadele ettiniz? Tam aksine sizi destekleyen ve yolunuzu açan kişiler oldu mu?

Geçimini sadece yazarlıktan kazanan şanslı azınlıkta değilseniz elbette özellikle zaman önemli bir sorun. Başta başka bir şeyle ilgilenmeyeceğim bir zamana ihtiyacım oluyor. Hikâye kendine bir yol bulmaya başladıktan sonraysa uykudan, sosyal hayattan feragat ederek yazmaya devam ediyorum. Destek olan ve yolumu açan kişiler konusunda çok şanslıyım. Kafasında sürekli bir hikâyeler dolanıp zamanın çoğunu bir ekran başında geçiren biri çok da çekilecek biri değil. Beraber olduğunuz kişinin, arkadaşlarınızın desteği çok kıymetli. Ben o konuda talihliyim. Hem fikirlerimi paylaşıp üzerine tartışabildiğim insanlarla çevriliyim yetmez gibi bu çekilmez dönemde bana katlanma nezaketini gösteriyorlar.

 

Yazmaya başladığınız dönemdeki duygularınızla şimdi hissettikleriniz aynı mı? Bu süreçte yazarlığınızda nasıl yol aldınız?

Farklı alanlarda yazdığım için bu konuda hislerim biraz karışık. Başlarda ne hissettiğimi pek de hatırlamıyorum açıkçası. Her iş gibi insan yaptıkça iyileşiyor zannederim. Ama yine her işteki gibi “ben oldum” dediği anda tökezliyor. Hala öğrenecek çok şey olduğuna inanıyorum. Yazma süreci sonsuz bir kıtayı sürekli keşfetmek gibi.  

 

Yazar Julia Cameron “Sanatçının Yolu” adlı kitabında yazarların güçlerini toplamaları için sabah sayfalarından söz eder. Sabah uyanır uyanmaz yazmayı tavsiye eder. Siz sabah mı yoksa gece mi yazıyorsunuz? Yazma rutininiz nedir? Yazarken elinizin altında tuttuğunuz kitaplar var mı?

İmkân varsa sabah yazmayı tercih ediyorum. Ama gece el ayak çekilince yazmayı da seviyorum doğrusu. Asıl olan dış uyaranların en az olduğu zaman dilimlerinde yazabilmek. Üzerinde çalıştığım metnin gerektirdiği araştırma kaynakları elimin altında oluyor. Ancak kurgu yazarken başka kurgu eserleri okumuyorum hatta dizi ve filmden de genelde uzak duruyorum.

 

Ben yaratmış olsaydım dediğiniz bir yapıt (tablo , öykü, şiir, beste vs…)  var mı? Nedeniyle birlikte bu yapıtın sizin için anlamını açıklar mısınız?

Hayran olduğum çok yapıt var ama hiç keşke ben yaratmış olsaydım diye bir hisse kapılmadım. İnsan başkasının çocuğuna bakınca maşallah der bence, keşke benim çocuğum olsaydı derse biraz tuhaf olur gibi geliyor bana.

Yorumlar


bottom of page